Ruhu dinlendirmek lazım arada….

Leave a comment

Çok hafif bir mum ışığında, yerde yastıklar üzerinde oturmak..Bir elinde şarap tutmak…diğer elinle ise duvarda gölgeler yapmak…Tütsü kokusu gelmeli bir yerden…Kaliteli ,güzel aromalı bir puro…ağır olmayan cinsten….Birşey eksik ama gene….Uygun müzik lazım ortama…Sert olmayacak,sözlü olmayacak..sözlü olsa bile o sözler anlaşılmayacak…Tanıdık enstrümanlar olmayacak içinde…Depresyona da sokmayacak…Huzur vericek….Evet evet buldum…Yann Tiersen dinlenecek o ortamda…Le Phare albümü baştan sona çalacak…ardından Les Retrouvailles dinlenecek…Günlük sorunlar gidecek kafadan..Yarın ne yapıcam,acaba şu ne olacak acaba bu ne olacak…He bu ortamda yalnız olunacak…Geyik olmayacak…Telefonlar kapanacak…Sadece müzik,az alkol,az ışık,az duman….Uyandığınızda müzik hala devam ediyor olacak…Uyuduğunuzun farkında olmayacaksınız çünkü….Yenilenmiş başlayacaksınız o güne…Çok iyi gelecek…hep yapmak isteyeceksiniz ama tadında kalsın diye yapmayacaksınız…Ruhunuzun hafiflediğini göreceksiniz…

Dream Theater-Systematic Chaos albüm eleştirisi

Leave a comment

Progressive rock/metal sevdiğimi beni tanıyanlar bilir….Dream Theater da bu tarzda en sevdiğim gruplardandır..Benim için yeri ayrıdır…Son albümünün de çıkmasını merakla bekliyordum ve nihayet dinledim…

İşte herşey albümü dinlememle başladı…Dream Theater’ı ilk defa dinleyecek biri için mükemmel bir albüm…Yani ilk dinleyen bir adam bütün grup elemanlarına hayran kalır…Ama biz bunu Dream Theater’ın 10 sene evvel ki albümlerinde zaten yaşamıştık…:)

Niye böyle diyorum? Çünkü Dream Theater’ın son albümünde hiç bir yenilik yok…Tamamen kendilerini tekrarlamışlar…Dinlediğiniz her şarkıyı daha evvelden biliyormuşsunuz gibi geliyor…Sanki bir ”best of” albümmüş gibi ama tek farkı yeni şarkılardan oluşması…

Progressive gruplarına baktığımız da kendilerini yenilediklerini görüyoruz…Diyeceksiniz ”Sen Rush’a hayransın,ondan böyle diyorsun” …Ama gene söylüyorum Rush her dönemde müziğini Progressive çerçevesi içerisinde yenilemiştir…Dream Theater’da bu durum söz konusu değil….Train of Thought sert bir albümdü…Grup elemanlarının kendilerini tatmin etmek için yaptığı bir albüm gibi geldi bana….Octavarium ise pek ilgi çekici değildi…Nerede o İmages and Words’ler …Falling into İnfinity’ler ya da Awake’ler…..Bu son albümü dinleyince insanın aklına iki şey geliyor…Ya bu adamlar uç noktada ve daha ilerisi yok…Ya da yeni birşeyler üretemiyorlar….10 üzerinden 6 vereceğim bu albüme…O da Dream Theater diye…İlk defa dinleyecekler hiç düşünmeden alsınlar ama Dream Theater’ı yakından takip edenler eski albümleri dinlemeye devam etsinler….

He albümde güzel şarkı yok mu? Var….Forsaken çok güzel bir parça…Ama farksız…..

Yaşamımın aynası niteliğinde bir resim….

1 Comment

Aslında böyle bir yazı yazmayı düşünmüyordum ama resmi görünce dayanamadım..Beni en iyi özetleyen resim bu olsa gerek…Saç,sakal,t-shirt,gömlek,içkiler…Hepsi ayrı ayrı beni anlatıyor…

Saçı uzun sever…Rüzgarda hissetsin diye…Sakalı uzundur…Bizanslı dedelerinden bir miras….T-shirt hayal dünyasında yaşadığının göstergesidir,süper güçleri olduğuna inanır….Gömleği Seattle sevgisini yansıtır…Farklı tarzlar dinlesede o ruhtan ayrılmaz….İçkiler malum…Eksik olmasın hayatından hiçbir zaman…:)

Son Zamanlarda Dinlediğim En İyi Albüm : Christina Aguilera-Back To Basics

Leave a comment

Rock müzik dinlememe rağmen son zamanlarda bu tarz adına ilgi çekici birşeyler üretilmediği kanısındayım…İlgimi çektiğini zannettiğim bir şarkıyı 3 gün dinledikten sonra bıkıyorum….

Çok ilginçki Christina Aguilera’nın ”CandyMan” i izledim Mtv’de ve çok farklı hissettim….Klibini izleyince şarkının verdiği etkiyi daha iyi anlıyoruz…Gerçekten de insanı 60′ların 70′lerin Amerikan Deniz Piyadesi Barlarına götürüyor……

Tarz olarak daha çok R&B yapan Christina bu albümünde Soul,Blues,R&B tarzlarını çok iyi harmanlamış…Son dönem içinde çıkan en iyi pop albümü olarak görüyorum..Orjinalini almaya değer….Şarkılardaki piyano soloları..davul geçişleri..üflemeliler çok etkin…..Christina’nın vokaline diyecek hiçbirşey yok..Mükemmel bir ses….Herkese tavsiye ediyorum..Mutlaka dinlesinler….

Özellikle tavsiye ettiğim şarkılar:

***Makes Me Wanna Pray
***Aint No Other Man
*** İ Got Trouble
*** Save Me From Myself
***Nasty Naughty Boy
***Hurt

Diğer şarkılarda gayet dinlenesi….

Atina Depresyon Günlükleri Episode 3

Leave a comment

Yazı 7 : 23.01.079o’lar Seattle Grunge ruhunu ya tek başına ya da bu ruhu hissedenlerle yaşayabildiğimi farkettim.Sabahtan beri bakına bakına yürüyorum,kulağımda kulaklıklar,sokakta şarkıları söylüyorum.Belki deli diyorlar,hatta şu oturduğum bar sandalyesinde bile ”Napıyo lan bu” diye baktıklarını hissetmiyor değilim.Ne kadar umrumda olabilir ki?Böyle yaşamayı seviyorum,tek takılmayı seviyorum.Bu arada yan sandalyede bir kız oturuyor,herkese cep telefonun var mı diye soruyor…Amacı farklı oyunlar oynamakmış.Garibimi herkes ”sarjım yok” diye kandırıyor.Canım benim telefonumda oyun olsa ve yazar İtalyan modunda gezmesem bulmazmıydım sana telefon :) Ahahah…Eğleniyorum kendi kendime.Silver Surfer t-shirtum güven veriyor nedense…Figürünü bulsam kesin alırım…

Yazı 8: 25.01.07

Gördüğüm ilginç rüya,kafamda yeni bir superkahraman canlandırdı.Dreamman diyorum kendisine,rüyasında elinde tuttuğu şeyi uyanırken yanında buluyor.İnsan olabilir,hayvan olabilir,alet olabilir.Yeter ki temas halinde olsun.Eğer gördüğü kişi,gerçekten yaşıyorsa sabah kendini dreammanin yanında buluyor.Bunu geliştirmeyi düşünüyorum…:) İlginç geldi bana açıkçası.Bir iki kişiye daha açmayı düşünüyorum bu fikri….

(Nedense şimdi yazarken hiç ilginç gelmedi,4 ay önce çok farklıydı oysa :) )

Yazı 9 : 25.01.07

Mano ve Maria ile birlikte HardRock Cafe’ye geldik.Whisky içiyoruz.Burası hayat dolu.-En azından benim için-!!! :)

Yazı 10 : 31.01.07

Yorucu bir günün ardından,4 saatlik yürüyüş bitiminde,kan olduğu gibi ayaklarıma çökmüşken,üstelik Dr.Moreau’nun Adası’nı bitirdikten sonra,Dreamman projesi kafamda yer etmeye başladı.Bu hikayeyi kaleme almak istiyorum.Bakalım hayırlısı !!!

Yazı 11 : 02.02.07

Alice in Chains-Dirt albümünü aldıktan sonra keyfe geldim ve çok daşşaklı bir cafeye girdim.Double espresso söyledim kendime.Güzel bir cd arşivim oldu.Grunge,Progressive,Glam,Hard Rock türlerinden en az 2 tane orjinal albümüm var.Espresson şimdi geldi.Ayılma vakti.Bugün Planetario diye bir yere gideceğiz.Ekranı tavanda olan bir sinema düşünün,kafanı dikip izliyorsun.Kara delikler,gezegenler,yıldızlar,göktaşları…küçüklüğümde annem hep anlatırdı.Bugün orayı görme vakti geldi.

Atina Depresyon Günlükleri Episode 2

2 Comments

Yazı 4 : 23.01.07Şu anda Acropolis’te bütün tanrıların ortasında oturmuş,yargılanmayı bekler gibi duruyorum.Hepsi gözlerini dikmiş bana bakıyor.Ama suratlarına baktığımda,”Artık bize inanmıyorlar,tek bir tanrıya tapıyorlar.” gibisinden bir yakarış hissettim.Tekrar kendi zamanlarını getirmemi isterlermiş gibi bir halleri var.Asırlar boyu evlerin en güzel yerlerine konmuş heykeller,yapıların tepelerine oturtulmuş büstler şimdi birer basit heykel.Ne adaklar adanmıştı kimbilir bunlara.Ne istekler….kim bilir? .Çocuğum olsun,kocam olsun,işim olsun,param olsun :)
Ya şimdi….Japon’u,Türk’ü,Arap’ı,İtalyan’ı ”vay be” deyip geçiyor.1000 yıl sonra bizim dinimizede uzaylı gibi bakacaklar mı?Hz.İsa heykeli,ikonalar müzelik olacak mı?O zaman nasıl bir tanrısı olacak insanoğlunun.Kaç tane olacak?İster 12,ister 1,isterse 120…Önemli olan sığınacak bir güç değil mi?

Yazı 5 : 23.01.07

Parthenon’un önünde çırılçıplak soyunup,bir çarşafa dolanıp koşasım geldi…..:) (Acropolis,Parthenon tapınağı önünde otururken)

Yazı 6 : 23.01.07

Ve işte beklenen anlardan biri,Hard Rock Cafe Atina.Doors’un gitarı gözümün içine bakıyor.Epiphone-Les Paul..Prince’ın kıyafeti duvarda asılı.John Lennon,Paul McCartney resimleri :) Lynyrd Skynrd davul önü tam karşımda….Elvis Presley’nin ceketi arkamda kaldı :) Biramdan bir yudum aldım.Üst katlara sonra çıkabilirmişim….

Atina Depresyon Günlükleri Episode 1

2 Comments

YAZI 1 : 21.01.07

90’lar Seattle ruhu Atina’da ölmüş bitmiş.İstanbul’da devam ediyor şu an o ruh.Burada sokaklarda o havayı hissedemiyor insan.Bir iş sahibi olma zorunluluğu hissediliyor.Gençler hafif kasıntı.Hepsi sarma sigara içiyor,clublara takılıyor.Bir iki kere grunge modunda yürüdüm de deliymişim gibi baktılar.Benim tarzım buraya yabancı.Uzun saç tikilerin elinde.
Yaşlanıyorum bu arada,gittiğim yerlerde kendimi ‘amca’ gibi hissediyorum.Çok enteresan.Turistmişim gibi takılıyorum,zaten öyleyim.Rumca bildiğim halde İngilizce konuşuyorum büfelerde.Dedikodular aldım sevgilisinden ayrılan olmuş…Hani aşkım canım cicim…Hepsi osuruk…Ahahaha inanmıyorum aşk kavramına.Yüksek derece hoşlanmak sadece olay…

YAZI 2 : 21.01.07

Yabancı olmak…Hiç bilmediğin bir çevrede,dilini yarım yamalak ya da hiç anlamadan oturmak…Bunlar o çevreye yabancı olduğunun göstergesi değil….Kendi çevrende kendini yabancı hissetmek…Asıl seni anlamayan insanların içinde olmak,düşüncelerini,dertlerini anlatamamak…bunlar yabancı hissettiriyor insana kendini…Atina’da bunu anladım…
Yabancı olmak bir kavram değil…Bir his…Yabancı olduğunu hissettiğin zaman yabancı oluyorsun..Ben bunu İstanbul’da yaşıyorum işte…Okulda,evde,çevremde…Yabancı olmak bir sözlük anlamı değil,bir his….Yabancılaşmak her şeye koyuyor bir yerde demiş sanatçı…..

( Bu yazıyı yazarken neden bu kadar kötü hissetmişim hatırlamıyorum)

YAZI 3 : 21.01.07

Atina’da değişik bir yere geldik….Canlı müzik var.Sahnede kendini Ricky Martin sanan bir eleman….Gülecem gülemiyorum..Ne yazıyorum diye bakıyorlar…ahahaha ‘Nah anlarlar’ !!!…Bu arada bir yunan müziği tespiti : La Sol Fa Mi ….Herkesin eşlik edeceği,kulaklara kazınacak bir bestenin yolu bu 4 akordan geçiyor.Çok ilginç diyeceğim ama o kadar ilginç değil.Sahne düzeni çok hoş,ışıklandırmalı….Dansçı hatunları beğendim,takdir ettim.Sarı kafa alayı ama olsun….Şimdilik bu kadar…

Decameron hakkında…

1 Comment

Giovanni Boccacio’nun kocası ticaret için uzaklara gitmiş kadınların sıkılmaması için yazdığı Decameron İtalyanca olarak yazılmış ilk kitap olma özelliği taşır.Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi Decameron ,10 GÜN demek…Peki kitapta ne olup bitiyor…Neden 10 gün…
Veba salgınından kaçan 10 gencin 10 günlüğüne bir eve sığınıp hergün birer hikaye anlatarak günde 10 hikaye dinledikleri bir durum söz konusu kitapta..Tabii kitabı bitirdikten sonra biz de o gençler gibi toplamda 100 hikaye okumuş oluyoruz….Hikaye konuları hergün değişiyor..Seks,din,romantizm,sahtekarlık gibi günün konularıyla karşılaşmak mümkün.
Herkese tavsiye ettiğim ,okumaktan çok zevk aldığım bir kitaptır…Bloguma niye eklediğime gelince,benim için çok önemli bir yeri olan bu kitabın daha fazla insana ulaşmasını istediğim için….:)

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.