Eskiden, Eskinin Eskisiyle aynı ortamda olmamasını isteyen Yeniye, Eskisi kızardı…Eskinin Yenisi ,Eskiyi kıskanır her zaman..Ama Yeni Eskiyi niye kıskanır bunun sebebi hiç bilinmezdi.Eski olmuş bitmiş gitmiş birşeyi , Yeni olan niye kıskanır.Meğer Eski de Yeniyi görünce içi cız edermiş.Bunu eskidikten sonra eskimiş olduğunu yeni anlayan Eski anlar ancak.Ama Yeni eskimedikçe Eskinin Eskisiyle aynı yerde olmasını istememesinin nedenini birtürlü bilmez sadece istemez.Eski olduğunun farkına varan Eski,Eskisini Yenisiyle gördüğü zaman dışa vurmasada içten içten bir saniyede olsa kendini bir yer.O zamanın Yenisi şimdinin Eskisi,Eskinin ne hissettiğini artık daha iyi bildiği için Yenisinin Eskisiyle aynı yerde olmasını hiç ama hiç istemez.Ama bunu kendi Yenisine bir türlü açıklayamaz.Eskidi o ne uzatıyosun der o zamanın Yenisi şimdinin Eskisine.Eski ile Yeni hep böyle karışır durur.Yeni olan bile yeni olduğunun farkına vardığında anlar bazı şeyleri.Ama anladığında eskimiş olma riski de çok yüksektir.İşte böyle yeni eski girer birbirine her seferinde.Bunu ne eskimeyen anlar ne yenilenmeyen.
Gitmek-gelmek-gitmek (kısa film)
April 9, 2008
Klip ve Kısa film çalışmaları 3 Comments
Açıkçası bu kısa filmde kullandığım görüntülerin çoğunu ‘Kısa İntihar Kurguları’ için çekmiştim…Fakat daha sonra saçlarımı kesince o projemi gerçekleştiremedim.Bu yeni çektiğim filmi montaj sonrası izledikten sonra, gene tekbaşıma çekmemden ve ekipman kısıtlığından dolayı bir takım eksiklikleri farketmedim değil..Hatta izlediğimde hoşuma da gitmedi…Ama herzaman söylüyorum.Ben yönetmen değilim ve bu işin eğitimini almadım.Çektiğim şeyleri kısa filmden ziyade 2mi3′ün kafasında oluşan görüntüleri dışarı vurma çabası olarak algılarsanız sevinirim.
Filmin konusu:
İyi ve kötü anıları ve olayları hatırladıktan sonra intihar eden bir gencin,yıllar sonra bir kardeşi olur.Kardeşine bir seçim hakkı yaratmak için,ışık olarak bedenine girer ve tekrardan doğar; intiharına neden olan görüntüleri ona rüyasında izletir.Bebek de buna göre bir seçim yapar ve abisine kararını iletir.
Judas Hain Değil!!
April 7, 2008

Yıllarca dayattılar Judas haindir diye ama değil…Dostluğun ve fedakarlığın en büyük simgesi olacak yerde düşman ettiler adamı insanlığa…O aslında en iyi arkadaşının isteğini yerine getirdi..Zaten okuyup düşünürsek İsa’nın son yemek sırasında aslında Judas’tan kendisini ele vermesini istediği anlamını da çıkarabiliriz.Tabii ‘Judas sen beni ele vereceksin’ dediğinde orda geleceği gördü ve ihanete uğradı anlamı da çıkabiliyor.Zaten Judas önce itiraz ediyor,böyle birşey yapmayacağını söylüyor.Ne oldu da gitti ele verdi peki…İnsan sonuçta düşünür,bu adam benim onu ele vereceğimi söylemişti benim bunu yapmamam lazım diye…
Jesus Christ Superstar’ı izlediğiniz zaman Judas’ın hain olduğunu düşünebilirsiniz ama şarkı sözlerinde devamlı O’nu kolladığını ve uyarılarda bulunduğunu da farketmeden geçemezsiniz.Tamam bu bir insanın yönettiği müzikal,yazan kendi düşüncelerini katmıştır araya illa ki..Ama sonuçta İncil’de öğrencilerin gördüğü ve duyduğunu insanlığa aktaran kitap değil mi…Ama insanlık herşeyi mucizelere yönlendirmeye bayılır ve tabii kötü sonuca sebep olana düşünmeden b.k atmayada…İnançlılar bana kızacak bu yazıyı okuduğunda,bu fikrimi aileme açıkladığımda da büyük tepki vermişlerdi…Ama benim düşüncem bu…Sonuçta İsa öldürülmeseydi,gelmesinin bir amacı olmayacaktı…Hee eğer öldürülmeseydi ne olurdu?Kazancakis bunu ‘Günaha son çağrı’ da çok güzel açıklıyor…’The Last Temptation of Jesus Christ’ bu kitabın film uyarlamasıdır bu arada…Hristiyanlar bu tarz film ve kitapları sevmezler….Ama en azından benim at gözlüklerimi çıkarmamı ve düşünmemi sağladı…Judas hain değil…
Too much heaven on their minds….
Yıpranmak,yıpratmak,yıpratılmak : İstanbul’dan genele…
April 1, 2008
İstanbul’da yaşanmaz artık dedik…Yaptık planları programları,gidiyoruz yurtdışına…Peki suç bizde mi , İstanbul’da mı…?
Yıprattık kendimizi burada tutunabilmek için..Çok çalıştık,akıl sağlığımızı kaybetmeye başladık.Bünyeye vurdu bu rahatsızlık çoğunda…Yıprandık,yıprandık,yıprandık….
Peki bugün çevremize baktığımızda çok mükemmel mi görüyoruz bu şehri.Hani eskiden taşı toprağı altın dedikleri yeri…O da yıpranmamış mı hiç? Bizi barındırmak için yeniliklere,yeni isteklere ayak uydurmak için yıpratmamış mı kendisini.Dili olsa da konuşsa…Neler anlatacak kimbilir…Yoksa biz mi yıprattık onu da kendimizle beraber (ki bana kalırsa öyle)…E o zaman yıpratıp,bozup terketmek haksızlık olmaz mı?Gidip de geri dönmemek saf bir kızdan faydalanıp yollamaya benzemez mi? İstanbul’da kızlık mı kaldı be diyeceksiniz içinizden…Ferdi filmlerindeki gibi ‘Çok çalışıp,güçlenip sana geri dönücem’ demek daha doğru değil mi?Ama bu seferde ya o satarsa bizi…Ya kabul etmezse bizi…
Birbirini çok seven iki sevgili düşünün.Birbirleri için didiniyorlar,fedakarlıklar yapıyorlar.Ama gün geliyor ve ayrılıyorlar.Yaşadıkları güzel anlar olmuştur illa ki ,onlar kalıyor hatıra…Ama kendilerine bir baktıklarında birçok şeyden vazgeçtiklerini,ayaklarına gelmiş belki de hayatlarını değiştirecek fırsatları,birbirleri için geri ittiklerini görüyorlar…Aynı böyle insanlık ile İstanbul’un hikayesi..Birbirleri için yıpranan ve sonunda ayrılan iki sevgili…
Tanrı mı? O sevgiliden çoktan ayrıldı insanlık ama haberleri yok.Terkedilmiş ve kapısında yalvaranlar gibi çoğu kişi…Kutsal kitaplarda bile yazıyor terk edilişimizi,cennetten kovulmamızı.Daha fazla cümleye gerek var mı bu konuda?
İdeallerimiz var.Birşeyler yapmak , çok para kazanmak,paramızla itibar kazanmak peşindeyiz.Bunu kabul etmez çoğu kişi ama bu yatıyor bilinçaltında.Düşünüyorum eskiden insanlar kendilerini geliştirmek için eğitim alırlarmış,filozoflardan,bilginlerden.Şimdi ise ‘Doktor ol da çok parayla oyna’ diyorlar.
İstanbul’u yıprattık,kendimizi yıprattık ama birbirimizi yıpratmaktan da geri kalmadık.Böyle gider zaten.
Değişiyorum günden güne.Farklı bir hal alıyorum.4 sene evvel ile alakam yok.Dünden bile farklıyım belki de.Standartlara uymayan o aykırı çocuk içimden kolay kolay çıkmıyor artık.Eskiden içeri girmezdi oysa…Ama gene de bir mesaj,bir kelime yetiyor dışarı çıkmasına…Keşke eski devamlılığını sürdürse.Kafayı çizdiğim dönem mi iyiydim,yoksa kafayı yeni mi çizdim.Erasmus’un ‘Deliliğe Övgü’ de dediği gibi : Onlar akıllıysa eğer deli kim oluyor…