2012′de Bahsedilmeyenler : Tayvan-Taipei ve Atina

Leave a comment

Beni 2mi3.com’dan takip edenler sadece Avrupa ile ilgilendiğimi düşünmüş olabilirler. Oysa yakından tanıyanlar Uzakdoğu sevdamı iyi bilirler.

Artık çocukken izlediğim çizgi filmlerden midir, yoksa kanımda mı var bilmiyorum ama küçük yaşlardan beri Uzakdoğu’ya karşı aşırı bir ilgim var. He sanmayın ki bu ilgi, tıpkı Yunanistan ve İtalya merakım gibi Tarih ve Mitoloji içeriyor. Hatta gerçekçi olmak gerekirse Uzakdoğu ile ilgili olarak pek bilgi birikimim yok. Fakat bilinmeyenin çekiciliği işte, adeta başka bir gezegen gibi gelmiştir Uzakdoğu. En kısa zamanda inançları ve mitolojileri ile ilgili araştırmalara başlayacağım.

Tabii Uzakdoğu’ya gitmek için ya iyi bir maddi birikim ya da sizi gönderecek bir şirket gerekiyor. Şu an Aydınlatma sektöründe çalışıyorum ve LED dediğimizde akla ilk önce Çin geliyor. Çin’e gitmedim ama gene Çin’den ayrılmış bir ada ülkesi Tayvan’a gönderildim. Kısa bir turdu ve rüya gibi geçti :)

İş seyahatlarinde fazla gezemezsiniz, gün içerisinde toplantılar, ziyaretler gerçekleşir, size de sadece akşamlar kalır. Uyumaktansa gezmeyi tercih ettim tabii ki.

2012 Kasım sonu Aralık başıydı. Hong Kong aktarmalı 18 saat bir uçuşun ardından Taipei’ye indik. Taksi’ye bindikten sonra çevremde görüp anladığım tek simgenin rakamlar olduğunu farkettim. Tabelalar, reklamlar hep Çince. Kimbilir neler anlatıyor fakat ben sadece çizgiler görüyorum. İnsanlar pek İngilizce bilmiyor. İşaretlerle anlaşıyoruz. Otele varır varmaz odama yerleşmeden sokağa çıktım. Büyük bir kayboluş… Sağa gidiyorum kaybolmaktan çekiniyorum, sola gidiyorum aynı şekilde. En sonunda tepesi sisler içinde Taipei 101 binasını gördüm. Tıpkı Atina’da Acropolis’e yaptığım muamele gibi, 101′i merkez seçtim kendime. Kayboldukça ona yöneliyordum. En sonunda otele dönme kararı aldım. Sabah uyandığımda Türkiye’de gece yarısı olduğunu bilmek çok enteresan geldi. Farklı bir kahvaltı sonrası ilk toplantılara girdik çıktık. Toplantı aralarında gezilecek, görülecek yerler öğrenildi. ‘Night Bazaar’ mutlaka görmemiz gerekirmiş.

2mi3 Taiwan Taipei 101

2mi3 Taiwan Taipei 101

Akşam oldu yürümeye başladık ‘Night Bazaar’a. İlk bakışta Çin Lokantası zannettiğim bir yerin önünde durdum daha sonra dikkatle baktığımda anladım ki burası en çok merak ettiğim şeylerden biri. Bir Tapınak. Kapısında tütsüler yanıyor, sepet sepet adaklar sunuluyor. Her önünden geçen saygı ile önünde eğiliyor. Büyülendim. İçeri girdim ve orda bir bayan bana sadece bir dilekte bulunmamı söyledi. Diledim dileğimi,  tütsümü yaktım.

Taiwan Taipei Temple 2mi3

Taiwan Taipei Temple 2mi3

Tapınak’tan çıktıktan sonra, az ilerisinde ‘Night Bazaar’ ın girişine geldik. Upuzun ve dar bir sokak. Sağlı sollu ve ortada tezgahlar. Farklı yiyecekler, süs eşyaları, oyuncakçılar,kıyafetçiler. Açıkçası oyuncaklara bakınca aklıma ilk önce Tahtakale geldi. Ne de olsa Tahtakale’deki oyuncakların %95i Tayvan’dan geliyor. Pek ilgilenmedim dükkanlarla. Sokak satıcılarına yöneldim. Yemekten çekinmediğim, ama İngilizce bilinmediğinden dolayı nasıl yendiğini soramadığım yiyecekler gördüm. Tavuk ayakları, ibikler. Hani yiyeni de görmedim, orada pişiyor fakat bir örnek yok önümde.

Taiwan Taipei Bazaar Fast Food 2mi3

Taiwan Taipei Bazaar Fast Food 2mi3

Izgara kalamar almaya karar verdim. Şiş üzerinde bütün olarak vereceğini ummuştum satıcının fakat alıp küçük küçük kestikten sonra acı sos ile karıştırıp kağıt torbaya koydu. İki tane de çubuk verdi elime :) Neyseki tecrübeliyim çubuk konusunda, yolda yürüyüp yerken pek zorlanmadım. O akşam otele döndükten sonra dayanamayıp tekrar çıktım sokağa. Eh nasıl olsa öğrenmiştim artık sokakları biraz daha keşfetmekte fayda vardı. Ayak masajı yapan dükkanlar gördüm, giresim geldi ama dedim ‘Hadi 2mi3 boşver’. Fakat birşeyler daha denemeliydim. Hot Pot, olabilirdi deneyebileceğim yiyecek.

2mi3 Taiwan Taipei Night Bazaar Calamary

2mi3 Taiwan Taipei Night Bazaar Calamary

Ertesi sabah, akşamında geri döneceğimi bilmemin verdiği hüzün ile Taipei 101′e girdik. Dünya’nın en yüksek yapılarından biri, mimarisi de gayet hoş. İstanbul’da tanesini 15 TL’ye sattıkları Bambular burada her yerde.

Taipei 1o1′de mercan işleyen bir mağaza bulduk. Mağazanın yarısı müze diğer yarısı ise satış kısmı gibiydi.Hemen aşağıdaki fotoğrafta mercan işçiliğine dair mükemmel bir örnek görebilirsiniz.

2mi3 Taiwan Taipei Coral Works

2mi3 Taiwan Taipei Coral Works

Akşam oldu Hong Kong aktarmalı uçağımızla 18 saatlik bir uçuş sonrası geri döndük. Okuduğunuz üzere, çok fazla detay yok bu yazımda. 2 gün hızlandırılmış tur gibi oldu, ama iyi de geldi açıkçası. Gördüklerim, yediklerim kar kaldı anlayacağınız :)

Eh O’nları anmadan da dönmek olmazdı :)

2mi3 Taiwan Taipei Memorial

2mi3 Taiwan Taipei Memorial

28 Aralık-01 Ocak: Atina’da Yılbaşı, Schliemann’ın izinde

2012 yılı çok farklı geçti benim için. Askerlik bitti Malatya’dan İstanbul’a geldim. Tüplü Dalış’a başladım, Saros, Datça, Kaş, Kıbrıs’a gittim. Sayısını hatırlamadığım kere iş nedeniyle Ankara,Antalya,İzmir’e gittim. Ardından Dubrovnik ve Taiwan. Leyleği havada gördüm sanırım. Eh sene sonunu da Atina’da kapatalım dedik. Ailemin ısrarları sonucu 28 Aralık akşamı 15 saatlik bir araba yolculuğu ile Atina’ya gittik.

Atina’ya geldiğimde, sanki geçen sene hiç geri dönmemişim gibi hissettim. Sokaklar, mağazalar değişen hiçbir şey yok. Acropolis tüm haşmetiyle yerinde. Zeus Tapınağı, Hephaestos Tapınağı. Aman aman kıyamete kadar kalsınlar yerlerinde zaten.

Daha evvel gitmediğim bir yere gitmek istedim bu sefer. Biliyordum, arkeolog (kimilerine göre hazine avcısı) Heinrich Schliemann’ın mezarı Atina’daydı. Schliemann… Kim ne derse desin saygı duymamak imkansız. Rivayete göre sadece İLYADA Destanı’nı okuyup Truva’yı bulmuş. Ayrıca Mycenae ve ünlü Agamemnon’un Maskesi’ni ortaya çıkaran diplomasız arkeolog. Biraz egomanyak olduğunu düşünüyordum açıkçası kendisinin. Truva’da bulduğu altın takıları eşi Sophia’ya takıp fotoğrafını çekmesi bu önyargıyı oluşturmuştu bende. Daha mezarlığı bulamadan dedim kendi kendime :  ’Kesin tapınak şeklindedir mezarı, hatta yüksektir. Büyük ihtimal Acropolis’i de görüyordur’ .

2mi3 Tomb of Heinrich Schliemann Athens

2mi3 Tomb of Heinrich Schliemann Athens

Atina’nın ilk mezarlığı olarak geçiyor gittiğim yer. Anapafseos diye bir yerde. İçerisine girdiğimde şaşırdım. Erkekler papyonlu takım elbiselerle, kadınlar siyah ama şık kıyafetlerle mezarlıkta geziyorlar. Meğer bu mezarlık Atina soylularının da mezarlığıymış. Eski devlet büyüklerinin yanısıra, sanatçılar, din adamları hep burada gömülü. Fakat mezarlık demeye bin şahit ister. Heykel sergisi adeta.

2mi3 Tomb of Heinrich Schliemann Athens - Front-

2mi3 Tomb of Heinrich Schliemann Athens – Front-

Neyse, mezarlığa girer girmez farkettim Schliemann’ı. Yanıltmadı beni düşüncelerim. Küçük bir Parthenon yapmışlar mezarının üstüne. Çevresinde kabartmalar, bir kısmı Yunan Mitolojisi’nden bir kısmı ise kendi kazılarından.

2mi3 Tomb of Heinrich Schliemann Athens - A Side -

2mi3 Tomb of Heinrich Schliemann Athens – A Side -

Hemen alt kısımda Melina Mercouri’yi gördüm, saygıyla selamladım kendisini de.

Bu arada sonbaharda Acropolis bir başka güzel gözüküyor. Her gittiğimde aynı noktadan çektiğim aynı Acropolis fotoğrafını da paylaşmak isterim .

2mi3 Acropolis and Olympian Zeus Temple

2mi3 Acropolis and Olympian Zeus Temple

2012′de bahsetmediğim detaylardı bu geziler. Uzun süredir yazmadığımı bilen, yazmayı bıraktığımı düşünen arkadaşlar anlamıştır belki de pek zamanımın olmadığını. Umarım yazacak bol bol zamanım olur demek istiyorum fakat bu da ‘işsiz olmak’ anlamına geliyor benim için. Aman diyorum. Ama yazmayı da çok özlüyorum.

Umarım 2013′te bol gezmeli,işimi kaybetmeden bol yazılı geçer :)

Dalış ve Tarih Günlükleri : Kaş, Datça, Kıbrıs

Leave a comment

En son Haziran’da yazmışım. 4 ay geçmiş üzerinden…Boş mu geçti, pek zannetmiyorum…

Daha evvel bahsettiğim gibi en son 1* Dalıcı Eğitimi’ne gidiyordum. Alnımızın akıyla aldık sertifikamızı, dalış defterimizi. Zaten ne olduysa ondan sonra olmaya başladı. Kısa Aktif Seyahatler… Hani belki birçok insana normal gelebilir ama bence çılgıncaydı. Kaş’ta 27 saat geçirmek için 36 saat yolda gitmek, bir haftasonunu Kıbrıs’ta geçirmek. Datça tatili…İş gezileri.

Ankara’ya 2 haftada bir gidiyorum, Taksim gibi birşey oldu artık. Çinliler’i dolaştırdım Antalya ve İzmir’de…Neyse.

Kaş – Datça – Kıbrıs

Kaş (11-12 Ağustos 2012)

Daha evvel Kaş’a gitmiştim, bahsetmiştim de. Duymuşsunuzdur, Kaş Türkiye’nin dalış cenneti. Her giden neredeyse bir deneme dalışı yapar merakından. Bende yapmıştım geçen yaz gittiğimde. Sertifikaları aldıktan sonra 4 arkadaş dedik gidelim Kaş’a. İyi de iş güç nasıl olacak. Dalış’tan sonra uçağa binmek de yasak. Otobüsle gitmek en mantıklısı diye düşündük. Akşam 8′de kalkan otobüs bizi öğlen 1′e doğru Kaş’a bıraktı. Otele bile yerleşemeden dalış teknesinde bulduk kendimizi. Hop iki dalış ayak üstü. Gelmişken Kaş’a akşam 10′da uyumak olmaz dedik ve biraz sabahladık. Pazar günü sabah 9′da gene dalış teknesindeydik. İki dalış da o gün yapıldı. Camel Reef ( Deve Resifi ) çok etkiledi beni. Suyun 20 metre altında bir kaya oluşumu ve yandan baktığınızda oturan bir deve görüyorsunuz. İki tane dev orfoz sizi karşılıyor aşağı iner inmez. Uçak Batığı’na daldık en son. Zannetmeyin ki düşmüş denize öyle kalmış. Eski bir kargo uçağını dalış keyfini ve turizmini arttırması ve bir resif oluşması için denize indirmişler. Yapma bir olay ama keyifliydi. Suratımda maske ve regülatör ile uçağın kapısından içeri girdiğimde, sanki ekipmanı çıkarsam içeride nefes alabileceğim hissine kapıldım. Yok öyle birşey tabii.

Kas Scuba Dive Team

Özet olarak Kaş’ta 27 saat kalmak, 4 dalış ve gidiş dönüş 36 saate yakın bir otobüs yolculuğu.

Datça : Biraz Tarih Biraz Dalış (18-22 Ağustos 2012)

‘…Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası’na bırakır. ‘ demiş Strabon 2000 yıl önce. Denizi,doğası,havası ile bir cennet. Açıkçası Dünya’da çok yer var bu şekilde.Ama Knidos… Eşi olmayan bir liman kenti. Ege ile Akdeniz’in tam birleştiği noktada bir antik kent. Afrodit Tapınağı, Apollon Tapınağı, Korinth Tapınağı, Güneş Saati ve orjinali bulunamamış olsa da Dünya’daki ilk çıplak Tanrıça heykeli: Knidos Afroditi.

Heykeltraş Praksiteles, İstanköy adasının siparişi üzerine iki adet Afrodit heykeli yapar. Biri giyinik, diğeri çıplak. Siparişi verenler çıplak heykeli almak istemezler. Kesin o dönem de vardır, görüp ‘Başımıza taş yağacak’ diyen insanlar. Knidos sahip çıkar çıplak Afrodit’e. Şehirlerinin en güzel noktasına koyarlar.Heykelin ünü alır başını gider, derler ki Dünya’nın her yerinden heykeli görmeye gelirler. Knidos sikkelerinde bile basılır Afrodit Heykeli.

Knidos City 2mi3 Ancient

Knidoslu Afrodit Heykeli’nin, yuvarlak planlı Afrodit Tapınağı’nın tam ortasına konulduğu söylenir. Tapınaktan içeri girilir girilmez,yapınından yuvarlak planlı olmasından dolayı, Afrodit karşılar sizi. Tabii Knidos’a dair rehber kitaplarında devamlı Afrodit Heykeli’nin bulunamadığını ama kaidesini görebileceğimiz yazmaktadır. İster istemez insan kenti dolaşırken kaide arıyor. Kenti gezen turistlerin de kitaplarına baktık, orada böyle bir bilgi bile yok. Antik Kent gezme deneyimlerinden, kaideden kastın bu tapınak olduğunu anladık tabii. Neyseki bu düşüncemi Vikipedi’de destekliyor.

Knidos Aphrodite Temple 2mi3

Knidos kent olarak önemli olduğu kadar, yetiştirdiği değerler açısından da önemli. Dönemlerinde çok ünlü olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos, astronomi ve matematik üzerine çalışan Eudoksus hep burada yaşamış. Valla Knidos’da yaşayıp da ilham gelmiyorsa problem var demektir. Mecidiyeköy’ün göbeğinde yaşayıp birşeyler üretmek için ilham beklemek,hele ki bu teknoloji çağında, çok çok zor.

Knidos 2mi3 Road Temple

Knidos Antik Kenti’ndeki bir başka güzel eser de Güneş Saati. Az evvel ismi geçen Eudoksus tarafından yapıldığı söylenmektedir bu yapının. M.Ö. 370 , 2382 yıl önce, etkileyici …

Knidos Sun Dial 2mi3

Knidos’ta gezimizi bitirdikten sonra tekne ile döndük geri. Datça, çok çok güzel bir yer. Fevzi’nin Yeri’nde yediğimiz akşam yemeğini hala unutamadım. Öyle çok büyük bir sofra değil. Bir ufak rakı, Ege otları, Peynir, Zeytin, Ahtapot, Kalamar… Kendimi Yunan Tanrısı gibi hissetmem için yeter de artar :)

Gelelim Datça dalışına…Aslında Knidos gezisinden önceki gün yaptım dalışı. Ama anlatmaya şimdi sıra geldi. 2 dalış yaptım toplamda. Görüş son derece açık, su berrak…Canlılık tam Ege. Lahoz, Müren, Deniz Tavşanları, uzun uzun Trompet Balığı sürüleri görülenler arasında. İkinci dalış noktası ise en sevdiğim türdendi. Çapa ile amforalar ve upuzun bir resif:) Dalış sonrası amforaların orjinal olmadığını öğrendim gerçi ama o ilk gördüğünüz an ki heyecan acayip. Gerçi bazı yerlerde kırık olanların orjinal bütün olanların sonradan konulduğu yönünde bir söylenti hakim. Antik Çapa ise  bir kaçtanesinden sadece biri. Meşhur olan Antik Çapa Datça’da bir başka dalış bölgesinde 35 metrede..Ben açıkçası 24 m’ye kadar indim . Antik Çapa dedikleri de 200 yıllıkmış hani. Demin Güneş Saati için 2382 yıl demiştik :) Şu Antik kelimesini kullanırken iki kere düşünmek gerekiyor.

Kısaca Datça’da dalış son derece keyifli bir aktivite. Gidenlerin mutlaka denemesi gerekir diye düşünüyorum. Alfred ile dalmak bir ayrıcalıktır bu arada :)

Datça’ya Şeker Bayramı’nda gittik. 3 gece kaldık, biraz sıkıştırılmış bir program oldu. Eski Datça’ya çıkamadık. Can Yücel Evi’ne gidemedik. Ama tekne turu koylar, dalış, Knidos, rakı, badem derken 3 günde bayaa bir mutlu olduk.

Kıbrıs : Güzel Bir Haftasonu, Dalış Keyfi ve St.Hilarion Kalesi  (22-23 Eylül 2012)

Hani bir geyik muhabbeti vardır. Haftasonu Paris’teydim, Haftasonu Barcelona’daydım.. Ben de Haftasonu Kıbrıs’taydım. Çok enteresan bir duyguymuş Cuma akşamı uçağa atlayıp iki günü bir başka yerde geçirmek. İyi kazandığımdan değil, tamamen kısmet. Arkadaşımız var Kıbrıs’ta severiz kendisini. O İstanbul’a geri dönmeden bir Kıbrıs göreyim dedi Yesimminn. Sonra beni de çağırdı, hatta uçak biletimi bile aldı :) Anlayacağınız ne otel derdi, ne ulaşım derdi. Gitmişken dalarmıyım, dalarım tabii…

Cuma akşamı şirketten çıktım, eve gittim, üstümü değişip çantamı kapıp doğru uçağa bindim. Cumartesi sabahı uyandığımda herşey çok güzeldi. Şehir karmaşasından sonra adada uyanmak mükemmel birşey. Doğru gittik plaja, ben dalacağım bizimkiler yüzecek. Oradaki dalış merkezi ekibi çok iyiydi. Tam donanımlılar, üstelik her dalışlarında su altı fotoğraf makineleriyle dalıyorlar.Maalesef Türkiye’de dalış okulları bundan yoksun. Dalıyorsunuz ama bir fotoğrafınız olmuyor su altında. Şanslıysanız birinin makinesi olur, rica edersiniz. Kıbrıs’ta öyle değildi, su altında göz göze geldiğiniz an fotoğrafınız çekiliyordu. Neyse, dalış ekibinin zodyak botuyla dalış noktalarına gittik geldik. Şu Caretta Caretta’yı gene su altında değil, su üstünde gördüm. Kıbrıs’ın su altı dünyası hakikaten çok farklı.Görüş çok net, canlılık hakim ( Belgesellerdeki rengarenk değil tabii ), yer yer mercanlar oluşmuş, orfoz balıkları, deniz tavşanları, papağan balıkları gündelik bir koşuşturma içerisindeler sanki. Bugüne kadar 4 eğitim dalışıyla birlikte henüz toplamda 14 dalış yaptım, en keyiflisi Kıbrıs’tı sanırım.

2mi3 Cyprus Scuba Orfos

Yukarıdaki fotoğraf Kıbrıs’ta çekildi. 26-27 metre derinliğe kadar inmiştim eğitmenin yanında, o sırada derinlerden bana doğru gördüğünüz Orfoz balığı yaklaştı,tam önümden geçerken de bu fotoğrafımız çekildi.

2mi3 Cyprus Anthozoa Scuba

Ve işte Kıbrıs’tan bir fotoğraf, mercanlar oluşmaya başlamış.Üzerinde gezindiğimiz resifin, derinlere doğru giden kısımlarında oyuklar içerisinde boy göstermeye başlamışlar.

Kısacası, Kıbrıs’a sadece dalış için bile  tekrar gidilebilir :)

St.Hilarion Kalesi : Masal Kaleleri’nin İlham Perisi

Ve Pazar günü geldi. Akşamında İstanbul’a dönecek olmamın verdiği iç sıkıntıyla uyandım. Yanında kaldığımız arkadaşımız Gürcem, akşama kadar ki seçenekleri sundu bize. St.Hilarion mantıklı geldi. Açıkçası giderken nasıl bir yer olduğunu bilmiyordum. 18 yaşında gitmiştim Kıbrıs’a ama burayı gezmemiştim. Normal bir kaledir işte diyordum. Görünce şaşırdım. Eğer tamamen korunmuş olsaydı, bugün İtalya’daki San Gimignano’dan daha önemli olabilirdi. Fakat herşey de bir hayır var, kurulmuş olduğu tepenin doğasıyla içiçe geçmesi, ağaçların aralarından tırmana tırmana tepesine çıkılabilmesi apayrı bir hava katmış. Bir ara bilgisayarda oynadığım Diablo’nun içerisine girdiğimi düşündüm.

Gelelim hikayesine….

Öncelikle St.Hilarion kimdir ? M.S. 291 yılında Filistin’de doğmuş, daha sonra Kıbrıs’a gelerek 371 yılında burada ölmüş bir aziz. Tabii  bu kadar basit değil. Pagan bir ailenin oğlu olarak doğuyor, eğitim alması için İskenderiye’ye gönderiliyor,burada Hristiyan oluyor. Daha sonra inzivaya çekilip kendini dine, tedavi yöntemlerine ve şeytan çıkarma yöntemlerine adıyor. Bir süre sonra Mısır’a dönüyor,burada tutuklama emri çıkartılıyor.Sicilya’ya kaçıp, oradan da Kıbrıs’a geliyor. Durum böyle olunca da Kıbrıs’ta kaleye adı veriliyor.

St.Hilarion Kalesi’nin ne zaman yapıldığı bilinmese de 1191 yıllı kayıtlarda adına ilk kez rastlanıyor. Kale, Arap saldırılarına karşı Kıbrıs’ta yapılmış 3 kaleden biridir ve en tepe noktası denizden 732 m yüksekliğindedir.

St Hilarion Castle Map Cyprus 2mi3

St.Hilarion bir dönem Lüzinyanlar’ın yazlık ve dinlenme yeri olarak işlev görmüştür.Vikipedi bilgisine göre Lüzinyanlar, 1192 yılında Kudüs Kralı Guy de Lusignan’ın Kıbrıs’ı Aslan Yürekli Richard’dan satın almasıyla başlayıp 1498′de Venedik istilasıyla son bulan bir hanedanlıktır.

St.Hilarion Kalesi’nin tarihinde, gezerken okuduğum ve bunu bilerek dolaşmamın beni daha da havaya soktuğu bir trajedi mevcut.Prens John…Zaten kale içerisinde Prens John Kulesi diye de bir yapı mevcut. Rivayete göre 14.yy sonlarında Kıbrıs Kralı Peter’in kardeşi Antakya Prensi John, kendisine düşman olan Kraliçe Eleanor’un, prensin kendi korumalarını kışkırttığını ve kendisi öldüreceklerini düşünür. Bunun üzerine Prens John korumalarını çağırarak,teker teker kuleden aşağı atar.

2mi3 Cyprus St.Hilarion Prince John Tower

Böyle bir yapı olur da 2mi3 uzaktan mı bakar..Tabii ki hayır. Doğru yürüdüm Kule’ye, trajedinin gerçekleştiği yerde 2-3 dk. hayal ettim.

St.Hilarion Kalesi, dönemindeki yapısından dolayı Walt Disney’in ‘Pamuk Prenses ve 7 Cüceler’ çizgi filmindeki şatonun çizimine de ilham kaynağı olmuştur.

KıbrısStHillarion 2mi3 Church

-St.Hillarion Kilise-

Kale’nin ‘Royal Apartments’ olarak adlandırılan bölümü görülmeye değer bir nokta. Pencereler hala yerinde ( camlar yok tabii ki ), mimarileri göz alıcı. Ayrıca gene Kale içindeki Bizans Kilisesi çok özel bir yapı. Duvarlarda dikkatli bakıldığında hala ikona boyaları görülebiliyor.Basit bir Kale değil anlayacağınız, yürüyüp geçmiyorsunuz devamlı sizi iki dakika durdurup düşünmeye sevk ediyor.

St.Hillarion 2mi3 Royal Apartments Windows Cyprus

Kısacası, St.Hillarion sadece Kıbrıs’a gidenlerin değil her tarih severin mutlaka listesinde olması gereken bir yer . Doğa yürüyüşü, Tarih kokusu, farklı bir geçmiş deneyimi için ideal bir yer…Bir daha Kıbrıs’a düşerse yolum, şüphe etmeden tekrar giderim.

Bellapais Manastırı : Kıbrıs’ta Görkemli Bir Manastır

St.Hillarion’dan ayrıldıktan sonra baktık ki uçak için acele etmeme gerek yok. Bellapais geçti aklımızdan. Gidelim,görelim dedik. Arabayla yakın sayılır St.Hillarion’dan.

Bellapais küçük ve eski bir köy. Şöyle tarihlendireyim, Bellapais Manastırı M.S.12. yüzyılda inşa edilmiş. Bellapais Manastırı Gotik üsluba göre yapılmıştır. Manastır tamamen ayakta değil, fakat kilise kısmı gayet bakımlı.İçerde ikonalar,freskler mevcut. Augustinian mezhebi rahipleri bu manastırın ilk sakinleri. Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinden sonra Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’ne veriliyor.

Kıbrıs Bellapais Manastırı 2mi3 Cyprus

Bellapais Manastırı içerisinde yemekhane, çalışma ve sohbet odaları, yatak odaları ve hazine odası da mevcut. Hikayesinden çok görselliği ile önemli bir yer burası. Üst katlarına çıkıp avluyu tepeden görme şansınız da var . Ayrıca manastır içerisinde (yanlış hatırlamıyorsam yemekhane kısmı ) klasik müzik konserleri için bir alan oluşturulmuş.Günümüzde bu konserler aktif olarak devam etmekte.

Dalış ve Tarih Günlükleri’nde bu yaz gerçekleştirdiklerimiz bunlardan ibaret. Yeni bir işte çalışıyor olup, yıllık iznimin olmamasına rağmen en ufak bir tatili fırsat bilip bir yerlere kaçmanın heyecanı bambaşka. Çok ani kararlar çıkabiliyor ve bir bakıyorsunuz kendinizi yolda buluyorsunuz. Bakalım önümüzdeki Kurban Bayramı tatilinde yurtdışına çıkacağız.Daha evvel ne kitaplardan ne televizyondan bilmediğimiz bir yer. Dönüşünde paylaşacağım orasıyla ilgili gözlemlerimi.

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yesimminn

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Kartal ve Güvercin

Leave a comment

‘….Toplamış gözlerini Saturnia kaplamış sevdiği bir kuşun tüylerini yıldız yıldız ışıyan kuyruğunu….’

Ovidius, Dönüşümler I.722

Kuşlar…Günümüzde pencerelerimizin önüne konan , arabamızın üstüne pisleyen ,vapurdan simit atıp izlediğimiz kanatlı canlılar. Belki birkaç cinsi bize hala birşeyler ifade ediyordur ( bknz. Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga ) fakat diğer birçok kuş türü sadece uçup gidiyor gözümüzün önünden. Öte yandan bir dönem Tanrılar’ın zafer işareti olan Kartal sadece bir belgesel kuşu bizim için . Hera’nın simgesi , Argos’un gözlerini kuyruğunda taşıyan Tavus Kuşu’nu görmeye de pek alışık değiliz .

Daha evvel araştırmaya başladığım kuşların Yunan Mitolojisi’ndeki rolüne , Kartal ve Güvercin ile devam edeceğim .

 Yunan Mitolojisi’nde Kartal :

Aetos Dios theoi 2mi3

Aetos Dios ya da Aetos Dias …En anlaşılır haliyle Zeus’un Kartalı . Sadece Yunan Mitolojisi’nde değil Yunan Tarihi’nde sık sık karşılaşırız kartallarla . Özellikle savaş sahnelerinde . Gökte bir kartal gözükür ve işte o an Zeus’un işareti anlamına gelir bu kuş . Gittiği yöne , konduğu yere göre kehanetler düzenlenir hemen . Ama netice kesindir , zafer . Peki Zeus neden Kartal ile özdeşleşmiştir ? Sebebi aslında açık , kartal da tıpkı Zeus gibi göklerin hakimidir .

Kartalın Zeus’un simgesel kuşu halini almasında Attika Kralı Periphas’ın dönüşümü sözkonusudur . Efsaneye göre Periphas ,adil ve dindar bir kraldı . Periphas ayrıca Apollon’un rahibiydi ve bu Tanrı’ya ait bir kültü vardı . Periphas’ın iyi yönetimi , yaptığı iyilikler bir süre sonra onu Attika Halkı gözünde Zeus’a eşdeğer pozisyona getirdi . Attikalılar Zeus’a ait olan herşeyi Periphas’ın yaptığını düşünmekle birlikte , Periphas adına bir Zeus Tapınağı inşaa ettiler . Daha açıkça belirtmek gerekirse yaptıkları tapınakta Zeus ile Periphas’ın ismini bir tuttular . Zeus Soter ( Kurtarıcı ) , Epophion ( Herşeyi Gören ) isimleriyle anmaya başladılar . Tabii bu durum Zeus’u çok rahatsız etti ve Periphas’ı bir yıldırım darbesiyle küle çevirmeyi düşündü . Fakat Apollon araya girerek Zeus’u bu fikrinden vazgeçirdi . Bunun üzerine Zeus , Periphas’ı ziyaret etti . Karısıyla sevişen Periphas’a iki eliyle dokundu ve onu bir kartala çevirdi . Periphas’ın dindarlığından ötürü onu bütün kuşların kralı ilan etti , asasını taşımakla görevlendirdi ve kendi kültünün bir simgesi haline getirdi .

Aetos Dios , Periphas’ın dönüştüğü kartaldır . Zeus’un farklı görevlere gönderdiği -mesela  Prometheus’un karaciğerini yemesi için – kartallarla karıştırılmamalıdır . Bazı kaynaklara göre Tanrılar’ın sakisi Ganymedes’i kaçırıp Zeus’a getiren de Aetos Dios’dur .

Kartal , Zeus kültüne girdikten sonra Antik Çağ kahinleri tarafından da görüldüğü takdirde yorum gerektiren bir canlı halini almıştır .

Sadece Yunan Mitolojisi’nde değil , daha birçok kültürde kartalın önemi büyüktür . Özellikle Çift Başlı Kartal sembolünü Eski Türk Medeniyetleri’nde , Bizans İmparatorluğu’nda ve daha bir çok kültürde görebiliriz . Kartal bir sembol olarak Hristiyanlık içine de girmiştir . Bazı kaynaklara göre kartalın uçuşu İsa’nın Dirilişi’ni ve göğe yükselişini simgeler . Ayrıca Katolik Sembolizmi’nde Kartal Evangelist Yuhanna’nın sembolüdür .

Yunan Mitolojisi’nde Güvercin :

Aphrodite Doves

Güvercinlerin özellikle beyaz olanların hangi Olymposlu’yla özdeşleştiğini tahmin etmek çok zor olmasa gerek . Onikiler’e şöyle bir göz gezdirdiğimiz takdirde Aphrodite en yakın gözükmektedir . Günümüzde de beyaz güvercin barışı ve sevgiyi temsil eder . Aphrodite’in güzellik ,aşk ve sevgi Tanrıçası olduğunu düşündüğümüz takdirde güvercinin O’nla özdeşleşmesi pek şaşırtıcı değildir .

Tıpkı baykuşun , kartalın olduğu gibi güvercinin de bir Olymposlu ile özdeşleşmesinin mitolojik bir geçmişi vardır . Bu hikayede Peristera isminde bir perinin dönüşümü söz konusudur . Efsaneye göre Peristera Aphrodite’in çevresindeki perilerden (nympha) biridir. Aphrodite ile oğlu Eros,  birgün eğlenerek çiçek toplarken aynı zamanda kim daha çok toplayacak diye yarışmaya başlamışlardır . Aphrodite’in geri kaldığını gören Peristera Tanrıça’ya yardım etmiş fakat bunu farkeden Eros ona kızarak periyi bir güvercine çevirmiştir. Bunun üzerine Aphrodite bu periye olan sevgisinden ve cezayı telafi etmek istemesinden dolayı güvercini kendi kuşu haline getirmiştir .

Şunu da özellikle belirtmek isterim , Peristera (Περιστέρα) bugün Yunanca’da da güvercin anlamına gelmektedir .

Güvercin Aphrodite’in simgesel kuşu olduktan sonra tasvirlerde , antik edebiyatta yerini almaya başlamıştır .

‘…Sonra , uzaydan , çekip götürmüş onu güvercinler , ayak basmış Laurentum kıyılarına…’

Ovidius,Dönüşümler XIV.598

Aphrodite yolculuklarını güvercinlerin çektiği arabası ile gerçekleştirmektedir . Bu Tanrıça’yı daha saf ve sevgi dolu kılmaktadır bana göre .

Beyaz Güvercin , Hristiyan Sembolizmi’nde Kutsal Ruh’u temsil etmektedir . Bugün kiliselerdeki Hz.İsa ikonalarında beyaz bir güvercin ile Kutsal Ruh’un tasvir edildiğini görebilirsiniz . Aphrodite ile birlikte saflık , sevgi ve aşk gibi bir anlam kazanan güvercinin daha sonra da Hristiyanlığın yapıtaşlarından Kutsal Ruh’u temsil etmesi gayet mantıklı geliyor kulağa .

Dönüşüm hikayelerinde çok ince noktalar olduğunu düşünmekteyim .Hani dönüşümler genelde bir kızgınlık sonucu gerçekleştirilir ,kimi zaman mükafattır kimi zaman ceza .Dönüştürülenin pek bir suçu yoktur çoğu zaman . Bu yazıda anlattığımız iki hikayeye bakınca da bu ince noktaları farkedebiliriz aslında . Zeus Periphas’ı kıskanır ve bu kıskançlık kızgınlığa varır . Onu bir kartala dönüştürür fakat mükafatlandırır . Eros Peristera’ya kızar ve onu bir güvercine çevirir . Eros’a gerçekleştirdiği bu dönüşüm işleminden dolayı kızamıyorum bile mesela . Çok masum geliyor kulağa her seferinde .Ovidius’un Dönüşümler’inde , dönüştürülen kişiye üzülsemde çoğu sefer , Tanrılar’ın bir bildiği varmış diyorum gene de . Yıl 2012 ve beyaz güvercin sevginin , barışın simgesi . Tıpkı binlerce yıl evvel  Tanrılar’ın düşündüğü ve simgeselleştirdiği gibi…

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-) Ovidius , Dönüşümler , Çev.İsmet Zeki Eyüpoğlu , Payel Yayınevi , İstanbul , 1994

2-) Grimal P. , Mitoloji Sözlüğü , Çev.Sevgi Tamgüç , Sosyal Yayınlar , İstanbul , 1997

3-) www.theoi.com

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga

1 Comment

‘Hellenler’in bir deniz zaferi umuduna kapılmalarını sağlayan en önemli sebep ilahi bir işaretti.Bir kartal İskender’in gemisinin kıç güvertesine konmuştu.’

Arrianos , Alexandrou Anabasis Bl.18

İnsanoğlu geçmişte inandığı Tanrılar’ın büyük bir kısmını göklerde aramıştır . Kimi zaman Onlar’ı bir dağın bulutlarla gizlenmiş tepesine oturtmuş , kimi zaman göğün birçok kattan oluştuğunu düşünerek en üst kata yerleştirmişlerdir . Göklerde aradıkları Tanrılar’ına , gene göklere yükselen kuşlarla ulaşmaya çalışmış olacaklar ki , Yunan Mitolojisi’nde ve Tarihi’nde birçok simgesel kuşlardan bahsedilmektedir. Baykuş , Kartal , Şahin , Güvercin…  Hepsi neredeyse birçok Tanrı ile ayrı ayrı özdeşleşmiş ve sonrasında başka kültürleri de etkilemiştir.

Yunan Mitolojisi’nde kuşlarla özdeşleşen Tanrılar hakkında bilgiler Homeros ve Hesiodos’un eserlerinde verilmeye başlamış , Ovidius’un Dönüşümleri’nde detaylandırılmıştır . Ayrıca Arrianos , Ksenophon gibi Antik Yunan Çağ yazarları ilahi semboller olarak kuşlardan bahsetmişlerdir .

Yunan Mitolojisi’nde Baykuş :

owleye athena 2mi3

Baykuşlar , her ne kadar Yunanistan’da bilgelik anlamı taşısa da birçok yerde uğursuzluk ve ölüm getiren anlamı da taşımaktadır . Bir dönem cadılarla birlikte de bu hayvanın adı anılmıştır . Peki Yunan Mitolojisi’ne nasıl girmiştir baykuş ?

Efsaneye göre , Tanrıça Athena ,baykuşun bakışlarından , gece görme yeteneğinden çok etkilenmiş ve gece kuşu olan kargayı bu görevden sürerek yerine baykuşu getirmiştir . Baykuş , Athena’nın görmediklerini görüp Tanrıça’yı her daim haberdar etmiştir. Tanrıça’nın  kendisine ait baykuşun adı ‘Athene Noctua’ olarak geçer ( Küçük Baykuş olarak da bilinir ) ve Acropolis’in koruyucusu olduğu söylenir . Antik Yunan paralarına baktığımızda üzerinde baykuşu görmemizin bir sebebi de bu kuşun ayrıca ticaret üzerinde bir koruyucu gözlemci olduğuna inanılmasındandır . Rivayete göre baykuşa gece görme yetisini kazandıran , içinden gelen sihirli bir ışıktır .

Ancient Greek Coin 2mi3

Antik Yunan Çağı’nda baykuşlar ordunun da koruyucusu olarak görülürdü . Tabii bunu bir yerde Athena’nın bilgeliğin yanısıra Savaş Tanrıçası ( Ares’ten farklı olarak ) olmasına , baykuşun da Athena’nın simgesi olmasına bağlayabiliriz . Rivayete göre , savaş sırasında Yunan Ordusu’nun üzerinden uçan bir baykuş zafere işarettir .

Baykuş’un Yunan Mitolojisi’ndeki yeri bunlarla sınırlı kalmamaktadır . Ovidius’un Dönüşümler adlı eserinde Ascalaphus’un bir baykuşa dönüştürülmesi anlatılmaktadır . Efsane’ye göre Ascalaphus , Hades’in bahçesinde dolaşan Persephone’nin bir nar tanesi yiyerek orucunu bozduğunu görür . Orucunu bozan Persephone , bu yüzden gün ışığına çıkma umudunu iyice yitirmiştir . Ascalaphus Persephone’yi ihbar eder ve bu duruma kızan Demeter  Ascalaphus’u bir baykuşa çevirir .

Askalaphos Persephone 2mi3

‘ Başında Phlegeton sularıyla ıslanan bir gaga , tüy , kocaman gözler yarattı . Değişti tüyle kaplandı sarımsı gövdesi , büyüdü başı , kıvrıldı , uzadı tırnakları , güçlükle titrerdi kımıldayan kolunda tüyler . Yıkımların ulağı , uğursuz sayılan , bütün ölümlülerin kaçındığı baykuş derler buna . ‘

Ovidius , Dönüşümler V.Kitap 545

Ovidius’un dizelerine baktığımızda baykuşun uğursuz bir sembol olduğunu görürüz . Hakikaten de Yunan Kültürü’nde bilgeliğin simgesi olan bu kuş , Roma Kültürü’ne uğursuz , yıkım getiren olarak geçmiştir .  Erken Roma Dönemi’nde evin kapısına çivilenmiş bir baykuş ölüsünün evi baykuşun daha evvel neden olduğu kötülüklerden koruduğuna inanılmıştır . Gene Julius Caesar’ın , Augustus’un , Agrippa’nın ölümlerinin bir baykuş tarafından daha evvel bildirildiği söylenmektedir .

Peki baykuşun Yunanlılar tarafından kutsal sayılıp , Romalılar tarafından uğursuz olarak nitelendirilmesi neye dayandırılabilir ? Tamamen şahsi fikrimdir , ben bu inancın köklerini Truva Savaşı’nda arıyorum. Daha evvelki yazılarımda da belirttiğim gibi  Roma  , Truvalı Aeneas’ın torunları tarafından kurulmuştur . Yani Roma kendi soyunu Truvalılara dayandırmaktadır . Truva Savaşı’nda Baykuş Gözlü Tanrıça Athena Yunanlılar’ın yani Akhalar’ın tarafında yer almıştır . Akhalar Truvalıları büyük yıkıma uğrattırmıştır . Dolayısıyla Athena’ya karşı buradan kaynaklanan bir kin duymuşlar , simgesi baykuşa da yıkım getiren bir anlam yüklemiş olabilirler . Ama bu tamamen şahsi fikrimdir .

Yunan Mitolojisi’nde Karga :

kargalar yesimminn 2mi3

Baykuşu anlatırken bahsi geçmişti karganın . Önce gece kuşuyken bu görevden sürülmüş ve yerine baykuş geçmişti . Kargalardan bahsedelim şimdi de . Öncelikle kargaların neden siyah olduğuna dair farklı rivayetler mevcuttur . Bir kısmı Athena’nın öfkesinden bir kısmı da Apollon’un öfkesinden bahseder .

Herşeyden önce şunu belirtmek gerekir ki Yunan Mitolojisi’ne göre Karga ilk başta bembeyaz bir kuşmuş . Athena’nın en sevdiği üstelik . Bakire Athena’nın , Erichton isimli bir oğlu olmuş . Tabii nasıl hala bakire olabiliyor diyorsanız Erichton’un doğumunu incelemeniz gerekir . Özetleyecek olursak , Hephaestos Tanrıça Athena ile birlikte olmak ister . Birgün Athena’yı yakalar ve birleşemeden tohumlarını Athena’nın bacağına bırakır . Athena tiksinerek bir bez parçasıyla bunları siler ve toprağa atar . Bu tohumlardan Erichton doğar ve Athena Erichton’u Atina Kralı Cecrops’un üç kızına emanet eder . İşte karganın trajik hikayesi burada başlar . Cecrops’un kızlarının Erichton’a iyi bakamadığını görür karga , gider durumu Athena’ya anlatır . Athena’nın öfkesi ilk başta kargayı vurur . Onu gece kuşluğu görevinden sürer ve yerine baykuşu getirir . Daha sonra Apollon sahiplenir kargayı . Bu seferde Apollon’un sevgilisi Coronis’in davranışlarını beğenmez karga ve gider Apollon’a anlatır . Apollon kargayı dinleyerek öldürür Coronis’i , Asklepios’un annesini … Sonra pişman olur yaptığı şeye , ve beyaz kuşlar içerisinde yeri olmasın diye kapkara yapar kargayı . Anlayacağınız karga ne çektiyse dilinden çekmiştir .

Coronis Apollo Crow 2mi3

Bahsettiğim bu hikayeler bazı çevirilerde kuzgun olarak geçmektedir . Fakat Yunan Mitolojisi’nde karga ile kuzgun aynı familyadan oldukları için herhangi bir ayrım söz konusu değildir .

Aisopos , masallarının büyük bir kısmında kargalara yer vermiştir ve bir çoğunda karganın ne çektiyse çenesinden çektiğini vurgulamıştır .

Karga , Yunan Mitolojisi’ndeki rolü itibariyle uğursuz olarak nitelendirilse de diğer birçok mitoloji de vazgeçilmez öğeler arasındadır .Fakat , Antik Yunan döneminde kargalar , baykuş kadar simgesel olamamıştır . Tabii bunda sebep aramaya gerek yok , neticede uğursuz sayılmışlardır .

Yunan Mitolojisi’nde kuşlar sadece baykuş ve karga ile sınırlı değil tabii ki . Bu araştırmanın devamında Zeus’un simgesi Kartal , Aphrodite ile özdeşleşmiş Güvercin , Hera’nın simgesi Tavuskuşu’ndan bahsedeceğim . Şimdilik günümüzde anlamsız bir şekilde bir anda popülerliği artmış , modayı etkilemiş baykuştan ve baykuşun yerini aldığı ,çevremizde sürekli gördüğümüz kargadan bahsetmek istedim .

Yunan Mitolojisi’nde Karga başlıklı kısmın girişinde karga fotoğrafı için  Yesimminn‘e çok çok teşekkür ederim .

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-) Ovidius , Dönüşümler , Çev. İsmet Zeki Eyüpoğlu , Payel Yayınevi , İstanbul , 1994

2-) Grimal P. , Mitoloji Sözlüğü , Çev. Sevgi Tamgüç , Sosyal Yayınlar , İstanbul , 1997

3-) Arrianos , İskender’in Seferi , Çev. Furkan Akderin , Alfa Yayınevi , İstanbul , 2005

4-) http://www.owlpages.com/index.php

Kaş : Tarih , Doğa ve Macera

1 Comment

Antiphellos … Bir Likya hayranı olarak Kaş’a hala Antiphellos demem bana buranın önemini daha da vurguluyor . Çünkü Antiphellos’tan önce Phellos vardı . Yukarıda , Çukurbağ Köyü dolaylarında …. Sadece bir limandı Antiphellos . Fakat ne olduysa bölgeden elde edilen sedir ağacı ve sünger ticareti bu limanı zenginleştirmiş , Phellos gerilemiş ve Antiphellos gelişmiş bir şehir halini almıştır . O dönemin etkisini yaşıyoruz belki de hala . Antiphellos’la daha çok ilgileniyoruz .

Hiçbir tura bağlı kalmaksızın bu yaz kendi gezimizi kendimiz düzenleyelim ve tarihin yanı sıra biraz da macera katalım dedik , 23 Haziran sabahı Kaş’a geldik . Her ne kadar Telmessos’daki ( Fethiye ) kadar etkileyici olmasa da tepelerin üzerine oyulmuş ufak kaya mezarları selamladı bizi . Bir haftalık turumuza artık başlayabilirdik .

Birinci Gün : Tiyatro ve Uzunçarşı

Otogar’da indikten sonra ilk durağımız , aracılığıyla pansiyonumuzu ayarladığımız ve beraber aktivitelerimizi gerçekleştireceğimiz Bougainville Travel oldu . Kısa bir tanışmanın ardından hiç beklemediğimiz bir güzelliğe ve şirinliğe sahip olan Gülşen Pansiyon’a yerleştik . Ne yalan  söyleyeyim Kaş’taki pansiyonlardan sonra denize sıfır tatil köylerini daha da gereksiz buldum . Neyse , biraz denize girdikten sonra Kaş turuna başlamak üzere dışarı çıktık .

Antiphellos Antik Tiyatrosu kaldığımız yere 2 dk yürüme mesafesinde olduğundan ilk önce oraya gittik . Hem Yaşar Yılmaz’ın incelemelerine hem de benim gözlemlerime göre Antiphellos Tiyatro’su tek kademeli olup , 26 oturma sırasından oluşmaktadır . Yaklaşık 2800 kişilik bir kapasiteye sahiptir. M.Ö. 1. yüzyıla tarihlendirilmiştir ve M.S. 2.yüzyılda onarılmıştır. Bana kalırsa bu tiyatronun en güzel yanı manzarasıdır . En üst basamaklarda oturduğunuz takdirde bütün Kaş’ı yukarıdan görmekle birlikte Meis’i ve yarımadaları izleyebilirsiniz . Ayrıca tekne ile Kaş’a yaklaşırken tiyatronun açık görüntüsü de bir başka güzellik katmaktadır .

Antiphellos Tiyatro 2mi3

-Antiphellos Tiyatro-

Tiyatro’dan çıktıktan sonra merkeze doğru yürüdük . Uzunçarşı Caddesi’nin cumbalı evlerini ve cadde sonundaki Kral Lahdi’ni çok merak ediyordum . Zaten Kaş deyince aklıma bir Kral lahdi  bir de Simena’daki deniz içerisinde kalmış lahid aklıma geliyordu .

Uzunçarşı Caddesi tur acenteleriyle ,hediyelikçilerle dolu bir cadde . Fakat cadde bitimindeki Kral Lahdi burayı ölümsüzleştiriyor . Bu lahid M.Ö. 4. yüzyıla tarihlendirilmiştir . Tek bir blok taştan oyulmuştur . İki katlıdır . Lahdin ters sandal şeklinde olan üst kısmında sağlı sollu ikişer adet aslan başı bulunmaktadır . Ayrıca lahdin bir tarafında 8 sıra halinde Likya dilinde yazılmış bir yazıt bulunmaktadır . Bu lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir  fakat ihtişamından olsa gerek halk tarafından Kral Lahdi olarak adlandırılmıştır .

Antiphellos Lahid 2mi3 Kas

 Antiphellos Lahid Yazıt 2mi3

-Kral Lahdi ve  Yazıt-

Likya’da kaya mezarları ve ev tipi mezarların yanı sıra tıpkı Kral Lahdi’nde olduğu gibi ters sandal biçimli lahidlerden çok fazla bulunmaktadır . Bu tarz Likyalılar’ın inançları doğrultusunda oluşmuştur . İnanca göre kıyamet gününde dünya ters dönecek ve her yer su altında kalacaktır . İşte o zaman bu lahidler ters dönerek bir sandala dönüşecek ve içerisindeki kişiyi yok olmaktan koruyacaktır .

İkinci Gün : Hellenistik Mabed ve Likya Yolu

Antiphellos , Dünya’nın en önemli yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu’nun üzerinde bulunmaktaydı . Bu yol Fethiye’den Antalya’ya 509 km’lik bir yol olmakla birlikte yaklaşık bir ay içinde bitirilebilmektedir . Likya Yolu’nda yer yer tarihi yapılarla ve doğal güzelliklerle karşılaşılmaktadır . Kaş turumuzun ikinci gününde Kaş’tan Limanağzı’na kadar olan 4 km’lik Likya Yolu’nda yürümek istedik . Açıkçası Limanağzı’ndan Kaş’a dönen teknelere güveniyorduk . Tabii bu teknelerin dönüş saatini bilmiyorduk .

Öğlen saatinin zararlı güneşinden kaçmak için saat 2 gibi pansiyondan ayrıldık ve başladık yürümeye . Hemen yolumuzun üzerinde bulunan Helenistik Mabed’i ziyaret ettik . Açıkçası Kaş’a gelirken böyle bir yapı ile karşılaşacağımı bilmiyordum . İlk bakışda muntazam kesilmiş taşlarıyla arkadan çok haşmetli gözükse de yapının iç kısmının çalılık ve ağaç dolu olması bizi biraz üzdü . Açıkçası mabed hakkında da çok fazla bilgiye sahip değiliz .

Antiphellos Hellenistik Mabed 2mi3 Kas

-Hellenistik Mabed-

Likya Yolu’nda ilerlerken ilk durağımız Büyük Çakıl plajı oldu . Burada kendimizi yüzmeye biraz fazla kaptırdık , plajdan ayrıldığımızda saat beş buçuğa geliyordu . Plaj çalışanlarından Limanağzı’ndaki son teknelerin 18:30’da hareket ettiğini öğrensek de bu yol üzerinde yürümemizi engellemedi .

2mi3 Lycian Road Antiphellos

-Likya Yolu ve 2mi3-

Likya Yolu üzerinde yer yer tabelalar olmasına rağmen asıl işaretlere kayaların ve ağaçların üzerinde rastlıyoruz . Bu kayaların veya ağaç gövdelerinin üzerinde kırmızı-beyaz iki şerit varsa doğru yoldasınız demektir fakat ‘X’ görüyorsanız ters giden bir şeyler vardır . Şeritleri takip ederek araba yolunun sonuna geldik ve karşımıza tepelerinden üzerindeki ormanların içerisinde bulunan patika çıktı . Merak ediyorduk yolun geri kalan kısmını , öte yandan çekiniyorduk da geri dönebilecek miyiz diye . Derken karşımıza bir teyze çıktı . Kendisi bütün sıcak kanlılığıyla bizle sohbet ettikten sonra , her ne kadar çok yorgun görünsede bizimle Likya Yolu’nu yürüyeceğini söyledi . Artık bir rehberimiz vardı . Yıldız Teyze önderliğinde ilerliyorduk , kendisi bize kestirme yolları gösteriyordu . Ara ara çekindik fakat kırmızı-beyaz şeritler her şeyin yolunda gittiğini gösteriyordu . Biz şehir çocuklarının görüpte anlayamadığı izlerin yaban domuzlarına ait olduğunu öğrendiğimizde ise biraz şaşırdık . Yıldız Teyze ile ‘Deve İneceği ‘ denen dar yola yakın bir yere kadar yürüdük . Ardından geri dönüşün zor olacağını düşünüp hep beraber geri döndük . Tahminen 509 km’lik Likya Yolu’nun 2 km’lik kısmını yürümüş olduk . Karşılığında sohbet dışında hiçbirşey beklemeyen Yıldız Teyze’ye de buradan selamlar .

Likya Yolu Serit ve Golge 2mi3

-Likya Yolu Şeritleri , Gölge Yesimmin ve 2mi3 -

Bu arada belirtmek isterim ki Likya Yolu 1999 yılında Kate Clow adında bir bayan tarafından hizmete açılmıştır .

Üçüncü Gün : Kanyon Geçişi

İki gün tarih ve keşif dolu geçtikten sonra , bugün doğaya karşı ilk mücadelemiz olan Kanyon Geçişi’ni gerçekleştirecektik . Açıkçası ben heyecanlıydım . Yesimminn daha sakindi bana göre . Daha evvel kanyon görmüştük …Saklıkent Kanyonu’nun turistik kısmında epey yürümüştük . Fakat Kanyon Geçişi yürüşten daha farklı bir şey olmalıydı .

Bougainville Travel ekibi , Kıbrıs Kanyonu’nu seçmişti . Burası birgün de tamamlanabilen bir kanyondu . Saklıkent’i geçmek için 2 gün gerekliymiş . Kıbrıs Kanyonu’nun güzel yanı bakir olmasıydı bana göre . Turizme açık bir kanyon değildi burası , sadece doğa sporları için kullanılıyordu . Dolayısıyla saflığını hala koruyordu .

Suların henüz yükselmemesinden dolayı kanyonun ortasından girdik . Önce 7-8 metre , ardından 50 metre ve en son 15 uzunluğunda üç yerden ipler yardımıyla aşağı indik . Bu turun en üzücü yanı , beraberimizde fotoğraf makinemizin olmayışıydı . Gerçeği yanımızda olsaydı da tur sonunda bozulmuş olacakdı . Eğer böyle bir tura katılacaksanız , su geçirmez ve dayanıklı bir fotoğraf makinesini yanınızda götürmenizi tavsiye ederim .

Kanyon’un tam içine girdikten sonra kısa bir yemek molası verdik , ardından başladık yürümeye . Sonlara doğru bir çok doğal havuzdan geçmek , bir çok dar alana tırmanmak zorunda kaldık . İlk başında tedirgin olduğum bu geçişin sonunda çok cesaretlenmiştim . Askerden döndükten sonra Saklıkent Geçişi’ni yapmayı kafama koydum .

Açıkçası televizyondan bu tarz doğa sporlarıyla uğraşanları gördüğümde bir anlam veremiyordum . Ne anladıklarını merak ediyordum . Denemeden anlaşılmıyormuş . Bence herkesin bir kere yaşaması gereken bir deneyim . 50 metre yükseklikte , belinizden bir iple bağlı  yere paralel olarak aşağı inmek , adeta düz duvarda yürümek mükemmel bir duygu . Tabii o sırada akla Dağcı , 127 Saat , Cehenneme Bir Adım gibi filmler gelmiyor değil  :)

Kanyonun sonlarına doğru derin yerlerde eğlenmek için birkaç kez suya atladık. Bu yaşıma kadar suya atlamayı pek sevmezdim , resmen karakterim değişti .

 Gün sonunda kendimi yenilenmiş ve daha güçlü hissettim . Askerden sonra bu doğa sporuyla daha fazla ilgileneceğime dair söz verdim kendime . Üstelik artık dağ bayır tırmanırken adımımı daha cesur atıyorum .

Tavsiye ettikleri kadar varmış .

Dördüncü Gün : Kaya Mezarları , Sarnıç  ve Limanağzı

26 Haziran Pazar gününe denk gelen tatilimin dördüncü günü , Meis’ten Kaş’a yüzme yarışı vardı . Az yol değil , yaklaşık 7.5 km … Yesimminn özellikle izlemek istedi çünkü bir ekip Düşler Akademisi’ni temsil ediyordu . Ben biraz izledikten sonra Kaya Mezarlarını görmek istedim . Aslında turun ikinci günü bir iki tanesine bakmıştık ama daha yukarıdakileri merak ediyordum . Üstelik tırmanmaktan korkmuyordum artık . Yüzme yarışları devam ederken , kayalara oyulmuş mezarları gezdim .

Daha evvel bahsettiğim Fethiye’deki Amyntas Mezarı’na göre bakarsak bu mezarların daha normal bir hayat yaşamış insanlara ait olduğu anlaşılmaktadır . Zaten Amyntas’ın mezarı ‘Tapınak Mezar’ olarak geçmektedir ve en yüksekte yer almaktadır .  Kaş’ta bulunan kaya mezarlarının bir kısmı kare şeklinde kesilmiş ,bir kısmına gene sandalımsı bir şekil verilmiş . Likya döneminde insanlar ölen yakınlarını kendilerine yakın olmaları açısından oturdukları yerlere yakın gömmüşlerdir . Bu kaya mezarlara bakınca aklıma gene Daniken’in teorileri gelmedi değil . Kaya’nın o kadar muntazam oyulup , işlenip içerisinin bir oda gibi ayarlanması o dönemin aletleriyle hala mantığa sığmıyor . Biri öldükten sonra kısa sürede böyle bir mezar açamayacaklarını göz önünde bulundurursak , muhtemelen ölmeden mezarlarını yaptırıyorlardır ( Tamamen şahsi görüşümdür ) .

Likya Kaya Mezar 2mi3

-Likya Kaya Mezarı-

Kaya Mezarları’ndan dönerken sahilde bir cafe içerisinde yer alan antik sarnıç gözüme takıldı . Cafe içerisinde yer alsada gidip görmek serbestti . Belki de böyle bir alan içerisinde olması daha iyi olmuştur . Bu sarnıç M.Ö.5. yüzyıla tarihlendirilmiştir . İlk başta su depolamak amacıyla yapılmış olsa da , daha sonraları şarap , zeytinyağı , sebze muhafaza etmek için kullanılmıştır . Hakikaten sarnıcın içine girdiğiniz de Kaş’ın sıcağından uzaklaşmış oluyorsunuz . Bu sarnıç içerisinde o dönemden korunagelmiş küpleri görmek mümkündür .

Antiphellos Sarnıc 2mi3

-Likya Tipi Sarnıç-

Dördüncü günün son kısmını Limanağzı’nda geçirmek istedik . Fakat bu sefer yürüyerek değil , Kaş’tan tekne ile geçtik . Limanağzı , ne kadar dalga olursa olsun sakinliğini hiç bozmayan bir koy . Koyu içine alan tepelerin üzerinde gene kaya mezarlarını görmek mümkün . Üstelik tamamlanamadığını düşündüğüm mezarlar da vardı . Likya Yolu’nu tersten yürümek isteyenler için gene kırmızı beyaz işaretler vardı kayaların üzerinde . Biraz çıkmayı denesem de , önümden geçen bir yılan , ayaklarımdaki sandaletlerden dolayı beni engelledi .

Limanagzi Antiphellos 2mi3

-Limanağzı-

Beşinci Gün : Dalış

Kanyon Geçişi’nden sonra ‘Kaş’a gittik ama yapmadık’ demeye insanların utandığı dalış programını gerçekleştirmek istedik . Eğitimli dalgıç olmadığımız için deneme dalışına katıldık. Muhtemelen deneme dalışı olduğu için Kanyon Geçişi kadar heyecanlı değildi fakat huzur vericiydi . Star Wars’ta uçakların uzay boşluğundan bir gezegene inerken yaşadığı renkliliği hissettim . Önce bir mavilik , ardından bulanıklık ve sonunda yepyeni bir dünya . Farklı yer şekilleri , renkleri , bitkileri ve sakinleriyle bambaşka bir dünya . Tüpten soluduğum oksijen ciğerlerimi temizledi sanki . Dışarıda olduğumdan daha rahat nefes alıyordum . Anlatılamayan bir duygu bence . Trompet balıklarıyla göz göze gelmek , balık sürülerinin arasına karışmak . İyi çekilmiş 3D bir film gibiydi .

Dalışımızı Limanağzı açıklarında gerçekleştirdik . Bizden önce dalan profesyonellerin çıktıktan sonra anlattıkları , ‘Acaba ben neler göreceğim ? ‘ sorusunu getiriyordu akıllara . Keşke daha gençken eğitimini alsaydım İstanbul’da diye geçirdim içimden . Neyseki hala geç değil .

Altıncı Gün : Deniz Kanosu ile Batık Şehir , Tershane Koyu , Simena

Kaş’ta tekne turlarının programı Fethiye’dekiler kadar kapsamlı değil . Fethiye’de 12 Adalar Turu başlı başına bir tatil . Kaş’ta tekneler Kekova’ya , Simena ve Tershane Koyu’na uğruyorlar ve birer saatlik yüzme molaları veriyorlar . Öte yandan Batık Şehir’de teknelerin durması , yüzmek ve dalmak yasak . Tekne turunun içimize sinmemesi bizi başka bir etkinliğe yöneltti . Aynı rota üzerinde deniz kanosu yapmak … Turumuz Üçağız’dan başlayıp sırasıyla Tershane Koyu , Batık Şehir ve Simena rotası ile devam edecekti …

Üçağız’dan kanolarımıza binerken fark ettik ki , Show Tv ekibinden arkadaşlar da bizimle birlikte , üstelik çekim yapıyorlar . Bir şeyler olacak gibi geliyordu bana …Denize ilk açıldığımızda hava yumuşak ve dalga yoktu . Tershane Koyu’na rahat bir şekilde vardık .

Tershane Koyu , adından anlaşılabildiği üzere , döneminde küçük çaplı gemilerin yapıldığı , onarıldığı bir koy . Kara üzerinde yapılara ait kalıntılar hala mevcut . Bu kalıntılar Bizans Dönemi’ne denk geliyor. Ne yazık ki yapılara dair açıklamalar yazmıyor hiçbir yerde . Sadece tahmin yürütebiliyorsunuz . Aşağıdaki fotoğrafta alanda bir kilise olduğu söyleniyor .

Tershane Koyu Kekova 2mi3

-Tershane Koyu , Kekova -

Tershane Koyu’ndan hareketle Batık Şehir üzerinden geçerek Simena’ya doğru gidiyoruz . Batık Şehir’de suyun altında kalan kısımları canlandırmak çok zor fakat adanın kenarlarında görülen ve denizin içine doğru gidenyollar hakikaten insanı etkiliyor . Batık Kent ,  M.Ö.5.yüzyıla tarihlendirilmiştir . 

Batık şehri daha iyi gözlemlemek için ya cam tabanlı tekneler ya da dalış tercih edilebilir . İnternetteki görsellerden eskiden dalışa izin verildiği anlaşılıyor fakat artık söz konusu bile değil . Umarım profesyoneller tarafından Batık Kent iyi bir durumda ziyarete açılır .

Deniz Kanosu ile yaptığımız tur esnasında sadece mola yerlerinde fotoğraf çekebildik . Çantalarımız eskort teknenin içerisinde yer alıyordu . Fotoğraf makinelerimizi kano içerisine almak istediysek de , rehberlerimiz pek tavsiye etmedi . Dolayısıyla batık şehri fotoğraflayamadık . Fakat fotoğraflayabilseydim de yayınlayamayacaktım . Simena rotası üzerinde dalgalar yüzünden kanomuzun ters döndüğünü öğrendiğinizde bana hak vereceksiniz . Nasıl olduysa bir anda havanın bozulması ve denizin aşırı dalgalanması alaboraya neden oldu . Güneş gözlüklerimiz Akdeniz’in derinliklerinde . Alaboradan sonra kanolarımızın çok fazla su almış olması nedeniyle , Simena’ya kadar eskort tekne ile gittik . Simena’dan sonra da kano turu hava şartlarından dolayı iptal edildi .

Kekova Deniz Lahid 2mi3

-Simena , Lahid –

Simena , ‘Türkiye’nin Güzellikleri’ listesinde fotoğrafını mutlaka gördüğümüz , deniz içerisindeki lahdin olduğu ada . Tıpkı ‘ Didim Medusa’sı’ gibi bir simge olmuş artık bu lahid . Lahidin yanına gelmeden önce kaleye çıkıyoruz .  Simena , Likya kıyı kentlerinden biri olup M.Ö.4.yüzyıla tarihlendirilmiştir . Kentin adından ilk Pilinus bahsetmiştir . Ören yeri girişindeki açıklamaya göre Simena ; Aperlai , Apollonia ve İsinda ile birlikte bir federasyon oluşturmuş ve Likya Birliği’nde Aperlai tarafından temsil ediliyordu .

Simena Kalesi , Ortaçağ’da kullanılmıştır . Rodos Şövalyeleri tarafından yapılmıştır .  Kale içerisinde bir tapınağın kalıntıları bulunmaktadır . Ayrıca gene kale içerisinde bulunan 300 kişilik tiyatro Likya bölgesinin en küçük tiyatrosu ünvanına sahiptir . Simena’nın günümüzdeki ismi Kaleköy’dür .

Simena Kale 2mi3

Yedinci Gün : Patara

İstanbul’a dönmeden bir önceki gün Likya’nın en önemli kenti Patara’yı görmezsek ayıp edeceğimizi düşündük . Patara çok güzel bir liman kenti olmasının yanı sıra , Likya Birliği’nin başkentliğini yapmıştır . Birlik içerisinde üç oy hakkına sahip altı kentten biridir . Gene Büyük İskender’in Patara’yı kuşattığını bilmek , daha evvel olduğu gibi  İskender Dönemi’nde adı geçen kentleri ziyaretimde yaşadığım gururu yaşattı .

Patara’nın ismi her ne kadar bilinse de , Patara Antik Kenti yeni yeni günışığına çıkıyor . Açıkçası ziyaretimiz sırasında özenli bir çalışma devam ediyordu . Antik Meclis Binası ( Bouleuterion )  restore ediliyor ve daha bir çok yapı ortaya çıkarılıyordu . Çalışmalar o kadar yeni ki , ören yeri içerisindeki müze mağazasında Patara ile ilgili henüz hiçbir kaynak yoktu .

Patara’ya vardığımızda antik kentin kapısında inip plaja kadar yürümeyi tercih ettik . Böylece kenti de yürüye yürüye gezmiş olacaktık . Kentin içlerine doğru kazı çalışmalarının sürdüğünü gördüm . O anda dünyam değişti . Yıllardır aktif bir arkeoloji kazı alanı içerisinde bulunmak istediğimi söyleyip dururdum . O aktif kazının içerisindeydim , üstelik girilmez tabelasını da geçmiştim . Tepelerinde durup onları seyrediyordum . Taa ki bir arkadaşın gelip çıkmamı rica etmesine kadar . Kendisine çok heveslendiğimi söyledim . Fark ettiğini söyledi gülerek . O değil de , benim korktuğum umarım Tanrı aktif kazı içerisinde bulunma isteğimi bu şekilde gerçekleştirmemiştir . Benim demek istediğim bu değildi  :)

2mi3 Kazi Alani Patara

-Kazi Alaninda Bir Kaçak : 2mi3 –

Patara eski bir kenttir . Herodotos’un ‘Tarih’ başlıklı eserinde , Kitap 1 Bölüm 182’de  bu kentten bahseder  .

‘…Lykia’daki Patara’da da aynı şeyi yaparlar, tanrının gelip kaldığı zamanlar için;çünkü bu kentte orakle her zaman danışılmaz; tanrı geldiği zamanlar, büyük rahibe de her gece onunla beraber tapınağa kapanır .’

Herodotos bu anlattıklarında , Patara’daki tapınma sisteminin Mısır ve Sümer ile olan benzerliklerine değinmiştir .

Patara’da günümüzden dörtbin yıl öncesine kadar yaşam olduğu bulgularla belgelenmiştir . Ayrıca ilk çağda Patara , Yunanistan’daki Delphoi’den bile daha zengin bir bilicilik merkezine sahip olup , Likya belgelerinin saklandığı bir arşiv merkezidir.

Patara Antik Kenti’ni gezerken en çok dikkatimi çeken yapılar Tiyatro , Tak ve Meclis Binası oldu . Antik Tiyatro’nun büyüklüğü büyüleyiciydi . Araştırmacılara göre bu tiyatro Helenistik Dönem’de yapılmış olup Roma Dönemi’nde de geliştirilmiştir . Tiyatronun ,  bir tepeye yaslı olması , oturma yerleriyle sahne binasının birbirinden ayrı konumlandırılması ve orta yarım yuvarlağa girişin tonoz örtüyle örtülmemesi Hellenistik özelliklerini göstermektedir.

Tiyatro’nun Roma Dönemi’nde şekillendirilmesinde Gladyatör Dövüşleri de etkili olmuştur .

Patara Tiyatro 2mi3

Patara Tiyatro a 2mi3

-Patara , Antik Tiyatro –

Patara Antik Kenti’nde yol üstünde bulunan Antik Tak ,  M.S.100 yıllarında Likya-Pamfilya valisi Mettius Modestus tarafından yapılmıştır. Tak’ın üzerindeki heykel boşluklarına bakıldığında döneminde ne kadar ihtişamlı olduğu göz önünde canlandırılabilir .

Patara Tak 2mi3

-Patara , Zafer Takı-

Tahmin ediyorum ki , beş yıl sonra Patara Antik Kenti’nin büyük bir kısmı ayağa kaldırılacak ve kent ilgi çekici bir hal alacak . Aphrodisias gibi , Patara’da gezilebilir bir antik kent halini alacak . Meclis Binası’ndaki restorasyon çalışmaları bunu gösteriyor gibiydi .

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim . Daha evvel Priene’de karşılaştığım eski arkadaşım beni burada da takip ediyormuş :)

Patara Arkadasim Kertenkele 2mi3

-Arkadaşım Kertenkele Takipte -

Belirtmek gerekir ki , St.Nicholas olarak da bilinen Noel Baba’nın  Patara’da doğduğu söylencesi , Havari Paul’un Roma’ya giderken Patara’dan gemiye binmesi bu şehri Hristiyanlık açısından önemli bir merkez haline getirmektedir.

Her ne kadar Patara Plajı’nın güzelliğini Kaş halkından duymuş olsak da , o güzelliği rüzgar ve dalgalar yüzünden yaşayamadık . Plaj’da biraz dolaştıktan sonra Kaş’a dönmeye karar verdik . Minibüse yetişme telaşı ile Antik Deniz Feneri’ne bakmaya gidemedim . Minibüse yetişmekten bahsetsem de , kıraathanede pişpirik atan minibüs şoförü sayesinde otostopla dönmek zorunda kaldık . Pişpirik amcayı gayet güzel pişirmiş ki amca pişkin pişkin minibüsü kaçırdınız diyebildi .

Sonuç olarak Kaş :

Kaş tatili , yaptığım en iyi tatiller içerisinde yer almayı başardı . Pamfilya Turu kadar , Antik Kentlere doymasam da , doğa sporları Kaş’ı mükemmel bir tatil merkezi haline getirdi benim için . Hani ‘Seneye tekrar gelelim’ dedik .

Doğa sporlarıyla uğraşmayan , tarihi de pek sevmeyen insanlar için biraz sıkıcı bir yer olabilir.  Fakat Antalya’da bir tatil köyüne gideceğinize , Kaş’a gelip denize sıfır bir pansiyonda kalmanızı tavsiye ederim  .

Kaş’ın tarihi açıdan daha ilgi çekici olabilmesi için biraz daha araştırılması gerektiğini düşünüyorum . Mesela Kaya Mezarları insanların daha ilgisini çekecek şekilde temizlenebilir ve tabelalarla yönlendirilebilir . Bu mezarların niye bu şekilde yapıldığı belirtilebilir . Helenistik Mabed biraz daha koruma altına alınabilir . Likya Yolu’nda yürüyüşe teşvik etmek açısından ulaşım saatleri genişletilebilir . Gerçeği burada Kaş’a konuşuyorum ama Kaş’ın kültürel değerlere gösterdiği ilgi İstanbul’a göre çok daha üst seviyede .  

Kısacası , Kanyon Geçişi’yle , Dalışı’yla , Kano Turu’yla , tarihiyle Kaş’ı herkese tavsiye ederim .

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yesimmin ve 2mi3

Kaynakça :

1-) Yılmaz Yaşar , Anadolu Antik Tiyatroları , YEM Yayınevi , İstanbul , 2.Baskı , Nisan 2010

2-) Herodotos , Tarih , Çev.Müntekim Ökmen ,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları , İstanbul 5.Basım 2008

3-) http://www.pataraexcavations.com/

4-) http://www.definegizemi.com/antik-kentler/ege/mugla/Patara.htm

Kitap Aralarından Yanıbaşlarına

Leave a comment

12 yaşındaydım…Elimde ilk Yunan Mitoloji kitabım , üstelik Yunanistan’dan alınmış…Kitabın içerisinde birçok fotoğraf beni benden almıştı . Yıllar geçti ,yıllarla birlikte de birçok kitap…Gene içlerinde fotoğraflar . Bu sefer daha dikkatliydim , fotoğraf indeksini gözden geçirmemezlik yapmıyordum . Teker teker not ettim hangi eserin nerede sergilendiğini…

İlk Poseidon heykeli’nin fotoğrafı etkilemişti beni ,belki de Zeus’a aitti hala belli değil . Sonra Agamemnon’un Maskesi , Tanrıça Athena heykeli , Delphoi’deki arabacı ….Hepsi etkiliyordu ,hepsini görmek istiyordum…

2011 Nisan ayında Atina’da kuzenimin bana ‘Nereleri görmek istersin ? ‘ diye sorması üzerine oturup bir liste çıkardık..Bu liste içerisinde utandığımdan yazamadığım ama kuzenim tarafından eklenen Delphoi’de yer alıyordu .

Kitap aralarından yanıbaşlarına doğru ilk yolculuğumuz Atina’da  Arkeoloji Müzesi’nde başladı…Bu müzeyi baştan aşağı detaylı bir şekilde gezebilmek için 2 tam gün gerekir . Dolayısıyla hangi eser nerededir diye bir plan yaptık . Müze girişlerinden çok  kalem pillere para vermişimdir herhalde , şarjör gibi çantamda tutuyordum onları . Müze’nin sol koridorundan başladık yürümeye…

1-) Poseidon ( Belki de Zeus )  Heykeli : Bu heykeli ilk Haitalis Yayınevi’nden çıkmış olan ‘Greek Mythology and Religion ‘ başlıklı kitapta görmüştüm . Tek bir sayfada sadece baş kısmı gösteriliyordu . Etkilenmiştim , hala bu portreyi dövme yaptırmak isterim .

Poseidon 2mi3 Athens Archaeology

Erken Klasik Dönemi’n en önemli bronz heykelleri arasında gösterilen bu eser Artemission Burnu’nda bulunmuştur . Yapılış tarihi M.Ö.460 olarak belirtilmektedir…Heykelin sol kolu ileri doğru olup sağ kolu birşey fırlatmaya hazır şekilde yukarıdadır . Tabii sağ elinde tuttuğu cismin bulunamaması , bu cismin yıldırım veya trident (üç uçlu mızrak ) olduğunu düşündürmektedir . Heykelin hangi Tanrı’ya ait olduğunu da bu cisim belirleyecektir . Eğer yıldırım tutuyorsa Tanrı Zeus’a ait olacaktır .

Poseidon Dimitri Daravanoglu 2mi3

Bu heykel kendinden önceki dönemlerin aksine bir hareket halindedir ve anatomi çok iyi işlenmiştir . ‘Severe Style’ denilen stilin en iyi örneklerindendir . Heykeltraşlar , M.Ö.490 yılından ( Marathon Savaşı ) sonra bu stile yönlenmişlerdir ve Arkaik Stil’e son vermişlerdir.

Umarım bir gün heykelin elinde tuttuğu cisim bulunur ve bu önemli eser tam bir kimlik kazanır .

2- ) Aphrodite ve Pan Heykeli : Gene ‘Greek Mythology and Religion ‘ kitabından görüp etkilendiğim bir başka eser . Ergenliğe yeni yeni girdiğim bir dönemde Aphrodite ile tanışmam , kadın vücut hatları konusunda da kafamda bir kriter oluşturmuştu ( Aman müstehcen bulunmayalım ) …:)

Aphrodite Pan 2mi3 Athens

Bu heykel grubu M.Ö.100 yılına tarihlenmiştir ve Delos Adası’nda bulunmuştur . Görüldüğü gibi yarı keçi yarı insan Pan burada Tanrıça Aphrodite’e yaklaşmaya çalışmakta olup , Tanrıça kendisini sağ elinde tuttuğu sandalet ile korumaya çalışmaktadır . Ayrıca Tanrıça’nın sol omzunda duran Eros onu Pan’dan uzaklaştırmaya çalışmaktadır .

Annelerimizden de bildiğimiz üzere , kadınların -özellikle çocuklarını- terlikle tehdit etmesi eski bir gelenek olsa gerek :)

3- ) Antikythera Mekanizması : Antikythera Mekanizması , ilerleyen yaşlarımda ve artık Yunan Mitolojisi’nin yanı sıra Antik Yunan Tarihi ile de ilgilendiğim dönemde karşıma çıkan bir tarihi eser .  Bu mekanizmanın ilk fotoğraflarını E.Von Daniken’in ‘Tanrıların Arabaları’ isimli eserinde görmüştüm .

Antikythera Mechanism Dimitri

Sırrı hala çözülememiş olan bu mekanizma M.Ö.1. yüzyıla tarihlenmekle birlikte Antikythera gemi enkazında bulunmuştur . Bir astroloji hesap mekanizması olduğu düşünülmektedir . Ayın hareketlerine göre bir takvim oluşturduğu düşünülen özellikleri arasındadır . Bugün hala bu mekanizma üzerine araştırmalar sürmektedir . Aşağıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz üzere , nasıl bir mekanizma olduğuna dair bir kopyası yapılmıştır  .

Antikythera Mechanism 2mi3 reproduction Athens

Arkeolog arkadaşlarımızın pek sevmediği Erich von Daniken’in ‘Tanrıların Arabaları’ isimli eserinde ufakta olsa bu mekanizmadan bahsedilmiştir . Antikythera Mekanizması sırrını korurken , bu eseri yapan mucidin kim olduğunu bilememek çok üzücü .

İlgilenenler için : http://www.antikythera-mechanism.gr/

4- ) Agamemnon’un Maskesi : Yunan Mitolojisi ile ilgilenip Agamemnon’u tanımamanın imkanı yoktur . Agamemnon’un maskesiyle gene 12 yaşımda , ‘Greek Mythology and Religion’ kitabında karşılaşmıştım . Herkes mitoloji için gerçek değil derken , ‘ İşte Agamemnon’un Maskesi daha nasıl bir kanıt istiyorsunuz ? ‘ dercesine suratlarına bakıyordum . 2011 Nisan ayında Atina’ya gideceğim netleşince , bu sefer kesin görmem gerekenler listesine aldım bu eseri .

Bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum , Troya Savaşı zaten son çekilen filmiyle herkesin aklına kazındı . Her ne kadar benim gözümde yanlış bilgilendirse de insanları … Agamemnon , Troia şehrine savaş açan Miken Kralı , Helen’i elinden kaybeden Menelaos’un ağabeyi .

Agamemnon 2mi3 a Athens

Agamemnon’un Maskesi altından yapılmış olup , 1876 yılında efsanevi arkeolog (?) Heinrich Schliemann tarafından Mycenae kazılarında bulunmuştur . Schliemann , bir mezar içerisinde bulunan bedenin üzerinde bulduğu maskeyi görünce Agamemnon’un mezarını bulduğunu düşünmüştür . Dolayısıyla bu maske Agamemnon’un Maskesi olarak adlandırılmıştır . Yalnız şöyle bir durum söz konusudur : Bu maske M.Ö. 1550 – 1500 yıllarına tarihlenmiştir. Truva Savaşı’nın M.Ö.1185 yılında gerçekleşmiş olabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla bu maske Agamemnon’un yaşadığı dönemden çok daha öncesine aittir .

Agamemnon Mask  2mi3 Dimitri

Yukarıdaki fotoğrafta Mycenae’de , mezar içerisinde bulunmuş diğer eserler görülmektedir . Beni Schliemann kadar heyecanlandıran ve bir kanıt olarak gördüğüm Agamemnon Maskesi ile ilgili gerçeği öğrenince üzülmüştüm . Fakat tarihin  her geçen gün ortaya çıkarılan buluntularla değiştiğini düşünürsek daha bir çok şeye üzülüp sevineceğimiz  yadsınamaz .

Koskoca Arkeoloji Müzesi’nden beni etkileyenler sadece bu dört eser değildi  . Daha birçok eser var tabii ki , söylemesi ayıp müzeyi baştan sona gezdik . Yalnız kitap aralarında fotoğraflarını görüp de mutlaka görmek istediğim eserlerden 4 tanesi buradaydı . Diğer eserler için Pire Limanı’na doğru gidiyoruz . Pireaus ( Pire ) özellikle M.Ö.517 yılında önem kazanmıştır . Bugün pek iyi durumda olmayan antik bir tiyatroya sahiptir . Fakat Pire Limanı’nın en önemli arkeolojik buluntuları bronz heykelleridir .

5- ) Bronz Apollon Heykeli : Apollon , Yunan Mitolojisi’nin en önemli tanrılarından biridir . Anadolu topraklarında da büyük geçmişi olan bir Tanrı’dır . Günümüzde Apollon adına birçok tapınak bulunmuştur ve bu tapınaklar kehanet merkezi olarak işlev kazanmıştır . Açıkçası Yunan Mitolojisi’nde en zor çözdüğüm Tanrı’dır . Pire’de bulunan bronz Apollon heykelini ilk defa , yukarıda diğer eserlerde de adı geçen kitapta görmüştüm . İlgimi çekmişti çünkü farklıydı . Kouros tarzında yapılmıştı .

Apollon 2mi3 Pireaus

Peki ne demektir bu Kouros ? İlerleyen bölümlerde Delphoi’deki Kouros heykellerini de göreceğiz fakat açıklamak isterim ki Kouros Yunanca’da genç erkek anlamına gelmektedir . Fakat Arkaik Dönem’de o kadar çok Kouros heykeli yapılmıştır ki bu tarza ismini vermiştir . Pire’de bulunan Apollon heykeli de Kouros stilindedir . Muhtemelen elinde birşey tutuyordur fakat bulunamamıştır . Yay olduğu düşünülmektedir . Bu bronz heykel M.Ö.530 yılına tarihlendirilmiştir .

6- ) Bronz Athena Heykeli : Daha evvel bir kere görüp , nerede gördüğümü unuttuğum ve bir daha asla izine rastlayamadığım bronz Athena heykeline Pire Arkeoloji Müzesi’nde denk geldim . O anki mutluluğum ve şaşkınlığım kelimelerle ifade edilemez . Muhtemelen bir kartpostal da görmüşümdür . Tabii artık internette de karşılaşmak mümkün bu eserle .

Athena Pireaus 2mi3 Bronze

Bronz Athena heykeli M.Ö.4.yüzyılın sonlarına tarihlendirilmiştir . Tanrıça bu heykelde Dor tarzı bir peplos giymiştir , başlığında kendisiyle simgeleşmiş baykuşlar görülmektedir . Heykelin göğsünde Medusa kafası gösterilmiştir .

Athena Bronze Pireaus 2mi3

Heykelin gözleri ve el uzatışı o kadar inandırıcıdır ki , insan sanki kendisinden birşey istendiğini düşünür .

Pire Arkeoloji Müzesi daha bir çok önemli eseri bulundurmaktadır . Athena ve Apollon’un yanısıra Artemis’e ait bronz heykel de mevcuttur .

Müze gezimize bir iki gün ara verdikten sonra , listeme benim yazmaya utandığım fakat kuzenimin eklediği Delphoi’ye doğru yola çıktık . Burası Atina’dan arabayla yaklaşık 2-3 saatlik bir yol . İsteyemezdim açıkçası . Fakat gitmeseydim de içimde kalırdı . Bir çok görmek istediğim eserin yanısıra , o atmosferi yaşamak istiyordum .

Kitap aralarından yanıbaşlarına doğru giderken önce hangisini görmek istediğimi sıralayamıyordum . Ben düşünürken Kouros’lar karşıladı beni Delphoi Arkeoloji Müzesi’nde.

7- ) Kouros , Kleobis and Biton Heykelleri : Yunan Tarihi’yle ilgilenmeye başlayınca karşıma çıkmıştı bu iki kardeş . Kleobis ve Biton ; annelerini Hera Tapınağı’na götürmek üzere bir taht üzerinde yaklaşık 8 km boyunca taşıyan bu iki kardeşe Tanrıça’dan tanrılara layık birer ödül istenir …Tanrıça Hera ikisini de tapınak içerisinde uykularında öldürür , bu verilmiş en güzel en huzurlu ölümdür… Herodotos ‘Historai’ isimli eserinde , birinci kitapta Kroisos’u anlatırken bahseder bu iki kardeşten . ‘ Argoslular onların heykellerini yaptırdılar , üstün ve yüce kişiler sayarak Delphoi’ye sundular ‘ (Herodotos Kitap 1 , Bölüm 31 )

Kleobis Biton 2mi3 Delphoi

Bu iki kardeşin heykelleri 1893-1894 yıllarında bölgede yapılan kazılarda bulunmuştur . Açıkçası Herodotos’un anlattığı ,Delphoi’ye bağışlanan heykeller bunlar mıdır , bilemiyoruz . Henüz ortada tam bir kanıt yoktur .

Kouros 2mi3 first discovery

Yukarıdaki fotoğrafta bu heykellerin ilk bulunuşları görülmektedir . Nasıl bir heyecan kimbilir ? Umarım bir gün yaşayabilirim .

8- ) Naxosluların Sphinx Heykeli : Kadın suratlı , aslan vücutlu , kuş gibi bir göğsü ve kanatları olan varlık Sphinx …Oedipus Trajedisi’nde karşımıza çıkar bu yaratık . Bir kolon üstüne oturmuş gelen geçene şu soruyu sorar : Önce 4 bacaklı ,sonra 2 bacaklı ve en sonunda 3 bacaklı olan yaratık hangisidir ?

Yanlış cevap verenleri öldürür , soruyu sadece Oedipus doğru yanıtlar . Cevabı insandır bu bilmecenin . İnsan doğunca emekler , gençlik yıllarında iki ayağı üzerinde durabilmektedir . Yaşlanınca ise bir bastona ihtiyaç duyar .

Sphinx heykelini birçok yerde görmek mümkündür . Ama Delphoi’dekinin yeri bir başkadır . Bu heykel döneminde  yaklaşık 12 metre uzunluğunda ION başlıklı bir sütun üstünde oturmaktadır.

Sphinx Delphoi 2mi3

Naxosluların Sphinx heykeli M.Ö.560 yılına tarihlendirilmiştir . Delphoi’ye yapılan bağışlardan biridir . Delphoi Kehanet Merkezi , Antik Yunan Tarihi’nde büyük bir öneme sahiptir . Burası Tanrı Apollon’un yaşamış olduğu , yılan Python’u yendiği yerdir . Delphoi , bütün Yunan şehir devletlerinin hazinesini bağışlayıp sakladığı ,  savaşlardan muaf tutulan kutsal bir merkezdir .

9- ) Delphoi Arabacı Heykeli , Charioteer of Delphoi : Sadece Delphoi değil Yunanistan dediğimizde akla gelen eserlerden biri Arabacı heykeli . Bu heykel ile ilk hangi kitapta karşılaştım bilmiyorum , bugün hangi Yunan Sanat kitabına , hangi Yunanistan rehber kitabına el atsanız mutlaka karşılaşacağınız bir eserdir . Tıpkı ilk sırada Poseidon heykelinden bahsettiğimiz gibi ‘Severe Stili’nin en mükemmel örneklerinden biridir .Pythian oyunları sırasında  araba yarışlarında birinci gelmiş arabacının kendisini ve atlarını tanıttığı bir bronz heykel grubunun parçasıdır .

Charioteer 2mi3 Delphoi

Delphoi’e bulunan arabacı heykeli M.Ö.470 yılına tarihlendirilmiştir. Heykelin boyu yaklaşık 1.80 m’dir .

Charioteer 2mi3 Delphoi Head

Delphoi gibi bir antik kentin müzesinden 3 tane eserle söz etmek tabii ki çok yetersiz . Delphoi ziyaretimle ilgili detaylı bir yazı üzerinde çalışmaktayım . Neyse , Delphoi’den sonra Atina’ya döndüğümüzde birkaç gün tek başıma gezdim . ‘Cycladic Art Museum’ u , Kiklad eserlerini sergileyen ve Yunanistan’ın en önemli müzelerinden biri sayılan mekanı gezmek istiyordum . 2011 Mayıs ayı içerisinde İstanbul’da Sabancı Müzesi’nde de buradan eserler sergilenecektir .

10- ) Kiklad Adaları’ndan Kadın Heykeli : Gerçeği söylemek gerekirse Kikladlar ile geç tanıştım . Görüyordum kitaplarda , kartpostallarda ama ilgimi çekmiyordu . Heyecan uyandırmıyordu ben de . Taa ki eserlerin M.Ö.2800-2300 yılları arasında yapıldığını öğrenene kadar .

Kiklad Adaları’nda Erken Tunç Çağı’nda yaşamış halkın gizemi hala çözülememiştir . Yapılan kazılarda kadın tanrıça heykelleri bulunmuştur . Kikladlar’ın göç döneminde Anadolu’dan geldikleri de düşünülmektedir .

Cycladic Art 2mi3 Athens

Fotoğrafta görmüş olduğunuz heykel alışık olunan Kiklad heykellerinin aksine 1.40 m uzunluğundadır . M.Ö.2800-2300 arasına tarihlendirilmiştir . Bu heykelin bir büyüğü 1.49 m olup Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir . Kiklad heykelleri genelde daha küçük boylardadır . Fakat bu heykellerin muntazamlığı , o dönemde nasıl bir teknoloji ile yapıldıklarını sorgulamak ,  ister istemez Daniken’in sorularını oluşturuyor kafamda .

2011 Nisan ayında Atina’ya yaptığım gezi sonrası , kitap aralarında görüp de yanıbaşlarına kadar gidebildiğim eserlerden birkaç tanesini sıraladım sizlere . Sadece 10 tane esere mi ulaşabildim , tabii ki hayır …Antik Yunan ve Roma Kültürü satırlara kolay kolay sığdırılabilecek , sular seller gibi ezbere bilinebilecek bir kültür değil . Geniş ve kapsamlı araştırma gerektiren ve ilgilenenlerinin devamlı tekrar etmesi gereken bir kültür .

Bütün tarih ve arkeoloji sevenlerin kitap aralarından eserlerin yanıbaşlarına gidebilmeleri dileğiyle …..

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça :

1- )  Mavromataki M. , Greek Mythology and Religion , English Edition , HAİTALİS , Athens 1997

2- ) Herodotos , Tarih , Çev.Müntekim Ökmen ,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları , İstanbul 5.Basım  2008

3- )  Kokoris D. , Delphi The Archaelogical Site and Museum , English Edition , HAİTALİS , Athens 2008 

4- ) http://www.namuseum.gr/index-en.html

2mi3′nin Epidauros Notları

2 Comments

‘….Hayır Sokrates , Epidauros’tan , Asklepios şenliğinden geliyorum…

Böyle cevap veriyor İon  nereden geldiğini soran Sokrates’e , Platon’un kaleme aldığı yaklaşık M.Ö.390 yılında geçen diyalogda …

Epidauros…Peloponnes Yarımadası’nda bulunan , Antik Yunan’ın en önemli hastane-tapınak şifa merkezi . Adında şifa ve hastane geçer de Tanrı Asklepios’tan ayrı düşünülebilir mi hiç ? Tabii ki hayır…Zaten Asklepios’un burada doğduğuna inanılır , O’nun adından dolayı tapınak-hastaneye Asklepion adı verilir .

Bahsi geçmişken Asklepios kimdir ? Asklepios ,12 Olympos Tanrısı içerisinde yer almasa da Yunan Mitolojisi’nde önemli bir yere sahiptir . Doğumu üzerine farklı tradisyonlar olmasına rağmen  Apollon ile Tesalya Kralı Phlegyas’ın kızı Koronis’ten dünyaya geldiği bütün anlatılanlarda ortaktır . Koronis’in Asklepios’u Epidauros’taki Myrtion dağında doğurduğu rivayet edilir . Tabii Asklepios’un tıp üzerine gitmesinde en büyük rolü Kentauros Kheiron oynar . Çünkü Koronis’in Apollon’u aldatması üzerine Apollon Koronis’i öldürür ve Asklepios’u alarak büyütmek üzere Kheiron’a teslim eder . Asklepios ,Kheiron’dan öğrendikleri üzerine giderek tıp alanında gelişir hatta ölüleri diriltmeye başlar . Bu mucizelerinde  Athena’dan aldığı Medusa’nın kanı önemli bir rol oynar . Fakat ölüleri diriltmesi Zeus’un dikkatini çeker ve dünyanın dengesini bozduğu gerekçesiyle Asklepios’u yıldırımıyla çarparak öldürür ,  sonra da Yılancı Takım Yıldızı olarak gökyüzündeki yerini verir . Asklepios Anadolu topraklarında Lokman Hekim ile de özdeşleştirilir ve efsanesi Şahmeran’a kadar uzar . Asklepios and 2mi3 -Asklepios ve 2mi3 ,Epidauros Müzesi

Epidauros’un bir şifa merkezi olması Asklepios’tan öncesine dayanır . Yapılan araştırmalara göre 12 Tanrı inancının Antik Yunan üzerinde etkili olmasından  evvel Epidauros gene bir şifa , gene bir kült merkezidir . İ.Ö.16 y.y.’da Erken Miken Dönemi’nde burada Maleatas adına bir kült oluşmuştur . Maleatas şifa verdiğine inanılan özel bir insandır ve adına Kynortion dağında bir ibadet yeri yapılır . Zamanla 12 Tanrı inancı yerleşmeye başlayınca bu kült Apollon ile yer değişir . Fakat Maleatas ismi Apollon ile birlikte anılarak Apollon Maleatas olarak yerleşir . Daha sonra bu kült yerini Asklepios’a bırakır. Asklepion Epidauros 2mi3

Asklepion Kalıntıları , Epidauros

Epidauros’un bir şifa merkezi olarak etkin olduğu dönemde buraya gelenlerin uyması gereken birtakım kurallar vardır . Öncelikle gelenler buranın kutsal bir alan olduğunu unutmamalı ,kendilerini Tanrı Asklepios’a adamalı , temiz olmalıdır . Hatta tapınak alanı içerisinde bir kadının doğurması veya birinin ölmesi de yasaklanmıştır . Bu durumdaki kişiler alanın dışarısına çıkarılmıştır.

Asklepion’a girecek olanlar ,Kutsal Yol’dan geçerler ve Kutsal Çeşme’de temizlenerek arınırlar . Apollon ve Asklepios’a adanılan adaktan sonra içeri girebilirler . Şifa bulmak isteyenler alanda bulunan ‘Abato’ isimli kısımda bir gece uyurlar . Sonuç olarak Asklepios rüyalarına girerek onları iyileştirir veya iyileşmelerinin yolunu gösterir.

epidauros-map

 Epidauros Planı

Yapılan kazılarda bulunan tabletlerin bir kısmında Epidauros’ta gerçekleşen mucizelerin kaydı yeralmaktadır . Bunların birkaçından bahsedelim .

‘Dilsiz bir çocuk babası tarafından iyileşmesi ,konuşabilmesi , için tapınağa getirilir . Sunulan adaklar ve ayinler sonrasında tapınak rahibi çocuğun babasına dönerek  ‘tedavi masraflarını bir yıl içerisinde ödemeye söz veriyor musun? ‘ diye sorar . Aniden çocuk ‘söz veriyorum’ diye cevap verir.’

İkinci bir mucize ise çocuğu olmayan , Nikoboule adında bir kadın üzerinedir . Bu kadın buraya gelir ve Abato’da uyuduğu sırada rüyasına yılanıyla birlikte Asklepios gelir . Yılan kadınla yatar . O yıl içerisinde kadın iki oğlan doğurur.

Bunlar gibi daha birçok mucizeler kayıt altına alınmıştır.

Paganizm her ne kadar Hristiyanlıkla birlikte Yunanistan’da yok olsa da Epidauros’taki Asklepios kültü birkaç yüzyıl daha devam etmiştir.

Epidauros kentindeki Asklepion’un yanı sıra mimar Polykleitos’un yaptığı Tiyatro’da büyük önem taşır . İ.Ö.4. yy’da yapılmış olan bu tiyatro günümüze kadar mükemmel bir şekilde korunarak ulaşmıştır . Hatta Epidauros şenliklerinde halen etkin olarak kullanılmaktadır .

Epidauros Theater 2mi3

Epidauros Tiyatrosu

Epidauros Tiyatrosu döneminin özelliklerini en iyi yansıtan mimarilerden biridir . Sahne’nin tam ortasında bulunan daire şeklindeki mermerin üzerinden söylenen tek fısıltı bile en üst sıralardan rahatça duyulabilmektedir . İlk başta 34 sıra olarak düzenlenen tiyatro , Roma Dönemi’nde 21 sıra daha eklenerek genişletilmiştir . Tiyatro’nun planını aşağıdaki çizimde inceleyebilirsiniz .

Epidauros_Plan

Epidauros’un ismi  birçok önemli kitapta geçmektedir…Şansıma orayı ziyaret ettiğim sırada Plutarkhos’un ‘Yaşamlar XXI , Lysandros-Sulla ‘ eserini okuyordum …

Şöyle diyor Plutarkhos Sulla için : ‘Bundan başka , savaş için çok paraya gereksinimi olduğundan Yunanistan’ın dokunulması günah olan yerlerine bile el uzattı ,kimi zaman Epidauros’tan ,kimi zaman Olympia’dan en değerli ,en güzel kutsal armağanları getirtti….’

Platon’un , Plutarkhos’un , Pausanias’ın eserlerinde adını geçirdiği Epidauros üzerine ben de bir iki kelime söyleyebildiysem ne mutlu bana ….

( Nisan 2011 Yunanistan Gezisi Notlarımdan… )

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Dimitri Daravanoğlu

 Kaynakça :

1-) Platon , Ion Şiir Üzerine , Çev.Nihal Petek Boyacı , Kabalcı Kitabevi , İstanbul , Nisan 2011

2-) Charitonidou Angeliki , Epidaurus , Clio Editions

3-) Grimal P. , Mitoloji Sözlüğü , Çev.Sevgi Tamgüç , Sosyal Yayınlar , İstanbul ,1997

4-) Plutarkhos , Yaşamlar XXI , Çev.Ayşe Sarıgöllü -Nilüfer Gürsoy , Cumhuriyet Yayınları , 1999

5-) http://www.greatbuildings.com/buildings/Theater_at_Epidauros.html

6-) http://en.wikipedia.org/wiki/Epidaurus

2mi3′nin Ionia Gezisi Notları

Leave a comment

Bundan iki yıl evvel Pamphylia turuna gittiğimde rehberimizin bahsettiği Aphrodisias kenti çok ilgimi çekmişti…Tanrıça Aphrodite’e adanmış bir kent , bir Aphrodite Tapınağı , üstelik nüfusunun büyük bir çoğunluğu heykeltraş…Roma İmparatorluğu’na heykeltraş yetiştiren bir şehir . Üstelik rehberimizin dediğine göre bu kent savaşlardan muaf tutulurmuş , asker yetiştirilmezmiş burada…Etkilenmiştim açıkçası,görmeliydim bir an evvel.

2010 Kasım ayında uzun bir bayram tatilini yurtdışında geçiremeyeceğimizi farkedince rotamızı gene Anadolu’ya çevirdik…Aphrodisias’ı görelim istedik…Her ne kadar burası bir Karya kenti olsa  da bir tur şirketinin Ionia Turu programında adına rastladık…Güzergahımız belliydi…Önce Efes , ertesi gün Pamukkale Hierapolis , bir sonraki gün Aphrodisias ve en son Priene-Milet-Didim…

Bu gezimin notlarında Efes’e yer vermeyeceğim , çünkü gayet popüler bir antik kentimiz  ve her yıl bir dergiye konu olur…Tabii buluntular açısından önemi gözardı edilemez…Fakat Pompeii’den sonra  Efes çok harabe geldi bana…Hem pek iyi bakamamışız bu kente sanki…:(

Gelelim Aphrodisias’a…Burada  yürürken kent adeta yaşamaya başlıyor…Tetrapylon’a diyecek birşey bulamıyor insan…Bu arada sözü geçmişken bahsedelim  , nedir Tetrapylon ? Tetrapylon  4 kapı anlamına gelir… Bu yapının Aphrodite Tapınağı’na giden yolda önemli bir kapı olduğu düşünülmektedir…Tıpkı Efes’teki Celcius Kütüphanesi gibi Tetrapylon da Aphrodisias’ın simgesi haline gelmiştir…Fakat bu yapının ilerde Sebasteion ile rol değiştireceğini düşünüyorum…Sebasteion , Tanrıça Aphrodite ve Roma İmparatoru Julius Claudius ile ailesine adanmış bir tapınaktır…Peki neden ilerde Tetrapylon ile rol değiştireceğini düşünüyorum ? Bugün Aphrodisias ile ilgili rehberlere baktığınızda Sebasteion ile ilgili göreceğiniz görseller sadece sütunlu bir yoldan ibarettir.Oysa 2005 yılından sonra burada yepyeni bir yapı ortaya çıkarılmıştır ve gerçekten görülmeye değerdir.

Aphrodisias Sebasteion 2mi3- Sebasteion , Aphrodisias -

Sebasteion’un bugün Wikipedia’da yayımlanan görselinden eserin yeniden ortaya çıkarılmasında gelinen aşamayı  daha iyi anlayacaksınız.

Sebasteion Wikipedia Image- Sebasteion eski hal , Wikipedia görseli -

Aphrodisias’ın bir başka ilgi çekici yapısı Stadyum’dur.Otuzbin kişilik bu devasa yapının bir bölümü daha sonra yuvarlak içine alınarak çevrelenmiş ve arena olarak kullanılmıştır.

Aphrodisias Stadyum

- Stadyum , Aphrodisias -

Belirtmeden geçmek istemedim , Aphrodisias  antik kent ve müzesi ile son derece iyi korunmuş bir ören yeri.Müzedeki çalışanlara , eserlerin sergilenişlerine ,içerideki atmosfere hayran kaldım…Son derece modern ve insana tarihi sevdiren bir müze…O birçok kasvetli müzeden çok daha üstün.

Aphrodisias ile ilgili söylenecek çok şey var.Daha fazla bilgi edinmek için Kaynakça kısmındaki siteleri takip edebilirsiniz..Son olarak Tetrapylon’un bir fotoğrafını ve  heykeltraşların birkaç eserini sizlerle paylaşmak isterim.

Aphrodisias Tetrapylon 2mi3

-Tetrapylon , Aphrodisias -

Aphrodisias Heykel 2mi3

  

 

 

 

 

 

   Aphrodisias Heykel 2 2mi3

Priene – Miletos – Didyma  :

Ionia turumuzun en dikkat çeken üç ismi Priene , Miletos ve Didyma ( Didim ) .Ne yalan söyleyeyim özellikle Miletos’tan sonra Herodotos’un ‘Tarih’ eserini tekrar okuma kararı aldım…

Priene’nin deniz manzaralı Athena Tapınağı , Miletos Limanı’nda bir Tiyatro , Lade Deniz Savaşın’na adını veren Lade Adası…Peki neredeler şimdi ?

Priene’ye geldik ve tiyatrosunu ,agorasını gördükten sonra çıktık Athena Tapınağı’na…Şehrin en yüksek tepesine kurulmuş ,aşağısı uçurum ve mükemmel bir ova manzarası…Bir üstteki paragrafta deniz manzarası demiştim ,yanlış yazdığımı düşünmeyin : ) Neyse o konuya birazdan değineceğim , ama öncesinden Priene üzerine anlatacaklarım var.

2mi3 Priene Athena Temple

Priene , Büyük İskender’in Miletos kuşatması sırasında  kaldığı söylenen bir şehirdir.Açıkçası ben ne Arrianos’un  ‘İskender’in Seferi’ eserinde ne de Bosworth’un  ‘Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri’ eserinde böyle bir veriye erişemedim.Hatta Arrianos Miletos kuşatması ile ilgili olarak Kitap 1 Bölüm 18′de şöyle der : …Kendisi Ephesos’ta kalış süresini uzattı.Artemis’e bir kurban sundu ve bu arada bütün ordusuna savaş düzeninde ve tam teçhizatlı olarak bir geçit töreni yaptırdı.Ertesi gün kalan piyadeler,okçular,Agrianlar,Trakya süvarileri,kendi hassa birliği ve hassa askerlerinden diğer üç birlik ile yola çıkarak Miletos’a doğru yöneldi….‘ .. Fakat Priene’de kazılarda bulunan ve bugün British Museum’da sergilenen bir tablette İskender’in bu şehirde kaldığı ve Athena Tapınağı’nın yapımı için bağışta bulunduğu yazmaktadır.

Priene Athena Temple 2mi3

-Athena Tapınağı , Priene -

Priene Athena Tapınağı , Antik Dünya’nın yedi harikasından biri olan Mausoleum’un mimari Pythius tarafından yapılmıştır.Ayrıca o dönemde bu tapınağın içerisinde ,Atina’daki Parthenon Tapınağı’ndaki ile aynı özellikleri taşıyan , 7 metre yüksekliğinde bir Athena heykeli yer almaktadır.

Yukarıda British Museum’da sergilenen tableti görmektesiniz.Tabletin üstünde tam olarak ‘ Kral İskender bu tapınağı Athena Polias’a adamıştır ‘ yazmaktadır.Bir Büyük İskender hayranı olarak onun bulunduğu bir şehirde daha bulunmak beni gerçekten çok mutlu etti.

Priene’den sonra otobüsle kısa bir yolculuğun ardından Miletos’a ulaştık.Burada devasa bir tiyatro karşıladı bizleri.Miletos ile ilgili kaynak kitaplarda bu tiyatro limanın hemen yanındaki yamaçta bulunmakta olduğu söylenmektedir.İyi hoş ama burada deniz yok ki liman olsun….:) Fazla uzatmadan bu duruma açıklık getirelim….M.Ö.500 ve M.S.500 yılları arasında Ege Bölgesi’nde büyük bir coğrafi değişiklik meydana geldi.Büyük Menderes Irmağı’nın taşıdığı alüvyonlar her geçen yüzyıl daha da arttı ve bir zamanlar deniz olan alanı doldurarak Büyük Menderes Ovası’na dönüştürdü.Bu değişim coğrafya ile birlikte tarihi de şaşırttı tabii ki…Herodotos’un bahsettiği Lade Deniz Savaşı’na adını veren Lade adası ova üzerinde bir tepe şimdi.Günümüzdeki Bafa Gölü ise dönemin önemli körfezlerinden Latmos.

2mi3 Map Priene Miletos Latmos

Haritada Priene ile Miletos arasında bir körfez olduğunu görüyoruz.İnce mavi çizgi ile belirtilmiş sınır bölgenin günümüzdeki kara sınırı olup ‘BM’ harfleriyle belirtilen alan Büyük Menderes Ovası’dır.Alan M.Greaves’in ‘ Miletos : Bir Tarih ‘ başlıklı araştırma kitabında ,Büyük Menderes Irmağı’nın getirdiği alüvyonların  , M.Ö.500 civarında Priene önünü doldurduğu , M.Ö.100 ve M.S.100 yılları arasında Latmos Körfezi’ni Bafa Gölü’ne dönüştürdüğü ,bin yıl içerisinde 10-17 km ilerlediği belirtilmiştir.

2mi3 Bafa Miletos Priene Google Earth

Yukarıdaki GoogleEarth haritasından bölgenin günümüzdeki halini daha net görebilirsiniz.

Miletos antik kentinin, tiyatrosu ve hamamlarıyla görülmeye değer bir yer olduğunu düşünüyorum.Özellikle tiyatronun arkasında bulunan tünellerde gezmek bana bir an o dönemlerde bilet sırasına girdiğimi hissettirdi…:) 2mi3 Miletos AmphiTheater

-Miletos Tiyatrosu -

Miletos Tiyatro Tunelleri 2mi3

-Tüneller, Miletos Tiyatrosu-

Miletos’un ardından Didyma’ya doğru yola çıktık…Otobüsümüzün sol tarafında kutsal yolu görebiliyorduk…Kutsal Yol , Miletos ile Didyma Apollon Tapınağı’nı birleştiren bir yoldur…Didyma ,Yunanca’da ikiz anlamına gelmektedir ve bu Kutsal Yol ,ikiz kardeşler Apollon ile Artemis’in alanını birbirine bağlamaktadır.Bazı araştırmacılar ise buradaki Didyma’nın Anadolu dillerinden geldiğini söylerler.

Didim Apollon Tapınağı ,  çok önemli bir kehanet merkezidir…Zaten Apollon’un en büyük özelliklerinden birisinin kehanet olduğunu düşünürsek kendisine adanan tapınakların da kehanet merkezi olduğu kaçınılmazdır.En önemli Apollon kehanet merkezlerinden biri de Yunanistan’da Delphi’dedir.

Hani Türkiye turizm tanıtım reklamlarında devamlı gösterilen ,ortasından bir çatlak geçen Medusa kabartması vardır.İşte bu kabartma Didim Apollon Tapınağı’ndadır.Gerçeği söylemek gerekirse bu eserin daha büyük olduğunu düşünüyordum yakından  bakınca çok da önemli olmadığını düşündüm.Fakat tapınak gerçek anlamda bir mimari harikası.Büyüklüğü , sütunların yüksekliği ve sıklığı insana hakikaten kutsal bir mekanda olduğunu hissettiriyor.Her bir sütun kaidesi özenle işlenmiş , her biri mitolojik bir efsaneyi resmediyor.

Didyma Medusa Head 2mi3

-Medusa Kabartması , Didim-

Didyma bir antik kent değildir , Miletos’a bağlıdır ve sadece Apollon Tapınağı’nı barındırır.

Didyma Apollon Temple 2mi3

-Apollon Tapınağı, Didim-

Didim’den sonra otobüsümüz Bafa Gölü’ne de uğrayarak İstanbul’a dönüşe geçti.Sadece Aphrodisias için çıktığım bu turda Ionia bölgesini içime sindirerek bir kez daha Anadolu’nun karış karış gezilmesi ve incelenmesi gerektiğini anladım.Yaşadığımız topraklar , kültürleri , dinleri , bilimi etkilemiş ve insanlığın gelişimine büyük katkılarda bulunmuştur.Daha fazla sevilmeyi , korunmayı hakediyor.

Priene’de tanıştığım ve hala kentte yaşamaya devam eden bir dostumun fotoğrafını yazımı bitirirken paylaşmak isterim.Kendisi Priene Antik Tiyatro’nun üst basamaklarından birinin altında yaşıyor.

Priene Eski Dost 2mi3

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yeşimminn ve Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-) Greaves M. Alan , Miletos Bir Tarih , Çev.Hüseyin Ç.Öztürk , Homer Kitabevi , İstanbul ,2003

2-)Bayhan Suzan , Priene Miletus Didyma , Keskin Colour , İstanbul , 2010

3-) Arrianos , İskender’in Seferi ,Çev.Furkan Akderin , Alfa Yayınevi , İstanbul , 2005

4-) www.aphrodisias.info

5-) www.didimli.com

Likya Gezisi : Amyntas’ın Mezarı

1 Comment

Telmessos…Likya Bölgesi’nde kurulmuş antik kentlerden biri…Bugün ki Fethiye…Otobüsle şehir merkezine giriyoruz ve bir anda herkes şaşırmış bir şekilde camdan dışarı bakıyor…Ne bu bizi selamlayan kayaların üstünde ?…Bir saniye..Üstünde değil , içinde…

İlk bakışta kayalara oyulmuş birer ev , sonrasında birer tapınak gibi gözükse de bu yapılar birer mezar…Aralarından bir tanesi diğerlerinden rahatça ayırt edilebiliyor…Kral Amyntas’ın Mezarı.

Kaya Mezarları Amyntas

-Amyntas’ın Mezarı-

 Fethiye günümüzde tarihinden çok tatil yöresi olma özelliğiyle ön plana çıkan bir ilçe…Ne yazık ki bugün Kaya Mezarları ve Telmessos hakkında , hakkettikleri kadar övgü ve bilgi paylaşılmamaktadır.Bunu düşünerek gezi notlarım arasından Amyntas’ın Mezarı’nı da paylaşmak istedim.

Öncelikle genel hatlarıyla kaya mezarlardan bahsedelim.Kaya Mezarları , toplum içerisinde yüksek statüye sahip kişiler için yapılmış anıt mezarlardır…Tapınak tipi ve Ev tipi olmak üzere çeşitlendirilir…Tapınak mezarlar , Tanrı Kral diye sıfatlandırılmış kişiler için , ölümlerinden sonra da tapınmak için yapılmıştır…Bu yapılar  kayalara , tepelerinden bellerinde iplerle aşağı sarkan ustalarca ve üstten başlamak kaydıyla oyulmuştur.Mezarın üstten oyularak başladığının en büyük kanıtı ise Kaunos’daki  (Dalyan ) yarım kalmış mezarlardır.

Kaunos

- Kaunos,Dalyan Kaya Mezarları , Tamamlanmamış Mezar -

Kaunos’ta bulunan Kaya Mezarları’nda da görmekteyiz ki , sütun ve duvar  işlemeleri sonradan değil aynı zamanda yapılmaktadır.

Kaya Mezarları , Anadolu’da birçok ilde farklı yapılarda bulunmaktadır. Eskişehir , Amasya , Çorum , Kastamonu Kaya Mezarları’na ev sahipliği yapan illerden sadece birkaçıdır.

Telmessos

Yukarıdaki fotoğrafta  Telmessos Kaya Mezarları görülmektedir.Yeşil  çerçeve içerisine alınmış olan yapı Kral Amyntas’ın mezarıdır.Mezarda bulunan tablette ‘Hermapias oğlu Amyntas’ yazması bu mezara bir aitlik kazandırmıştır.Kırmızı çerçeve içerisinde olan mezarlar gene tapınak tarzındadır fakat Amyntas’ın Mezarı’nın aşağısında olmasından ötürü statü sahibi kişilere ait olduğu düşünülmektedir.Siyah halkalar içerisinde ise ev tipi kaya mezarları görülmektedir.Ev tipi mezarların dış cephesine ahşap motifi verilmiştir.Bu mezarların ,krala yakın olmak isteyen zenginlere ve mezarları yapan ustalara ait olduğu düşünülmektedir.Ne yazık ki Amyntas’ın ki haricinde diğer mezarların kime ait olduğu bilinmemektedir.

Amyntas Mezarı’nın genel özelliklerini inceleyelim…Bu yapı M.Ö. IV.yüzyıla tarihlenmiştir.Tapınak tarzı kaya mezarıdır.12 metre yüksekliğinde olup , yukarıdan aşağı doğru oyulmuştur.Mezar girişinde bulunan iki sütun başlıklarından da görüldüğü üzere Ion tarzıdır.Bu sütunlar da kayalardan oyulmuştur.

Telmessos Amyntas - Amyntas Mezarı , Ion Stili Sütunlar -

Mezar odasının içi 3 kişiliktir.Kapıdan girildiğinde karşımıza ilk çıkan kaya yatak mezar sahibine , yanlarda duran ikisi ise ailesine aittir.Bu kaya yataklar adeta özel bir şekilde dizilmiştir.

Telmessos Amyntas

-Amyntas Mezar Odası , Kaya Yatak Başlığı –

Kaya yatak dizilimleri aşağıdaki gibidir.Birinin ayak kısmından diğerinin baş kısmı başlar.

Amyntas Mezar Ic Eskiz 2mi3

-Amyntas Mezar Odası,İç Dizilim-

Ünlü Fransız gezgin Charles Texier , Anadolu’yu gezerken Amyntas’ın Mezarı’na çıkmış ve burada bulunduğunun bir işareti olarak mezar kapısının sol üst köşesine imzasını bırakmıştır.Texier’in anlattıklarına göre Amyntas Mezarı’ndan aşağı bakıldığında Telmessos Antik Tiyatrosu ve Apollon Tapınağı rahatlıkla görülmektedir.Fethiye’de yaşanan depremlerden ötürü tiyatro büyük hasar görmüş , Apollon Tapınağı’na ait bir kalıntı da kalmamıştır.

Bana kalırsa  şu an kalıntısı bile olmayan Apollon Tapınağı döneminde önemli bir yere sahipti…Çünkü Likya Bölgesi yılın büyük bölümünü güneşli ve sıcak geçirdiği için Işık Ülkesi olarak adlandırılmaktaydı..Işık ve Güneş Tanrı Apollon ile özdeşleştirilmiş kavramlardır…Delos Adası’nda doğmuş olan Tanrı Apollon’un Likya Bölgesi’ni kendi ülkesi olarak seçtiği söylenir.

Texier Telmessos Amyntas  2mi3  – Amyntas Mezarı,TEXIER imzası -

 Amyntas Mezarı’nda Texier’den başka birçok kişinin de imzası bulunmakta…Cemil , Ayşe , Ahmet ,   Fatma…Ama maalesef  Texier kadar estetik değiller ve imza için kullandıkları mavi sprey boya son derece kötü… Umarım gün gelir insanımız tarihi eserler üzerine duygularını yazmaktan vazgeçerler…

2mi3 Amyntas Texier View Yesimminn

-Amyntas’ın Mezarı , Texier Bakışı –

Muhtemelen Charles Texier ile aynı noktada durdum ve aşağı baktım…Bir sürü derme çatma yapı gördüm …Telmessos Tiyatrosu’nu seçemedim bile …

Amyntas Telmessos 2mi3

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar: Yesimminn ve Dimitri Daravanoğlu

2mi3 The Great Pompeii’deydi…

6 Comments

Hani internette çoğu sitede karşımıza çıkar… ‘Sapkınların Sonu’ , ‘Tanrı’nın Yoldan Çıkmışlara Cezası’ , ‘Taş Kesen İnsanlar’  ….. Günümüze kadar ulaşmış en önemli Antik Kent olmasını bir kenara iterler , o dönemin mimarisini inceleyerek ders çıkarmaları gereken yerde , ‘Bakın , taş kesenlere ve ibret alın’ şeklinde yazılar yayınlarlar…Pompeii’den bahsediyorum , MS.79′da Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucu haritadan silinen fakat 18. yy’da gene ortaya çıkan kentten.

2010 Nisan ayı’nda İtalya’ya yaptığım gezide , Pompeii’ye uğramadan dönmek benim gibi bir adama yakışık kalmazdı….Böyle bir şehri gördükten sonra , hakkında birkaç cümle kurmamak ise büyük ayıp olurdu…Gelin sizlere elimden geldiğince Pompeii Anektodlarımı aktarayım…Kafalardaki o ‘Sapkınlar Ülkesi’ imajını silebilirsem ne mutlu bana…

MS.79 yılında Vezüv’ün külleri altında kalan Pompeii 1748 yılında tesadüf eseri tekrar ortaya çıkarılmıştır.Rivayete göre bir çoban bu bölgede koyunlarını otlatırken eski bir yüzük bulmuş , bunu devlete bildirmiş ve o zamandan beri kazılar sürmüştür.

Bilinenin aksine Pompeii ve halkı lavlar altında kalıp günümüze ulaşmamıştır.Zaten mantık olarak düşünülürse , patlayan bir yanardağdan çıkan lavlar önüne gelen herşeyi eritecek sıcaklıktadır.Araştırmalar göstermektedir ki ,Pompeii şehri MS.79 yılında ilk başta depremlerle sarsılır.Hasar gören Pompeii ,Roma’dan yardım ister ama zaten kıskanılacak bir zenginliğe sahip olduğu için beklediği yardımı göremez.Depremlerin ardından bir gün hava aniden kararır ve Vezüv patlayarak 10 km ötesini vurur.Patlamada kaçışlar başlar.Vezüv , süngerimsi bir yapıya sahip olan volkanik küller püskürtür.Solunum yoluyla genze kaçan bu küller tükürükle birleşerek sertleşir ve boğazı tıkayarak ölüme neden olur.İlk ölümler bu şekilde gerçekleşmiştir.Kurtulanlardan kimisi şehirden kaçar , kimisi bir daha olmayacağını düşünerek kalmaya devam eder , kimisi ise olası bir patlamada köleleri kaçmasın ve evlerinin yağmalanmasını önlesin diye onları zincirler.

Ve asıl korkunç darbe bir başka gece gerçekleşir.Vezüv’den 200 km hızla ve 600 C sıcaklıkta çıkan siyah duman geçtiği her noktada termal şok yaşatır ve her canlı saniyesinde yaşamını yitirir.Günlerce püsküren küller  şehrin üstünü kaplar ve Pompeii yerin 18 metre altında kalır.Trajik bir şekilde ölmüş insanların , o anki çırpınışlarıyla günümüze ulaşması bu termal şok ve üzerlerine aniden kaplanan küller yüzündendir.Peki bu insanlar kazıldıkları yerden bu şekilde mi çıkarılmışlardır ? Hayır.Kazılar esnasında bir çok bozulmamış ceset , sertleşmiş tabakanın içinde olduğu bilinmediğinden telef edilmiştir sadece kemik parçaları çıkarılmıştır.Ardından dedektörler geliştirilmiş ve bu tabakanın altı görüntülenmiştir.Arkeologlar dikkatli bir şekilde bu tabakaları yontarak , üzerlerine delikler açıp içine bir çeşit sıva döküp traşlayarak cesetleri ortaya çıkarmışlardır.Bugün Pompeii’de büyük bir bölüm kazılmak için teknolojinin gelişmesini beklemektedir.Kısacacı ünlü  ağlayan çocuk , hamile kadın , köpek ve daha bir çok korunmuş ceset toprak altından o şekilde çıkarılmamıştır,dikkatlice yontulmuştur hatta gerçek olduğunun kanıtlanması için bazı bölgelerinde kemikler ortaya çıkarılmıştır. (Ayrıca bknz.Giuseppe Fiorelli)

 

1 Pompeii İnsan

11 Pompeii Aglayan Cocuk

-Pompeii ,Ağlayan Çocuk-

Pompeii Felaketi kısaca bu şekilde gerçekleşmiştir.Onların felaketi ,bize geçmişe ışık tutan mükemmel bir kaynak olmuştur.

Pompeii’de Mimari,Teknoloji ve Yaşam :

Pompeii’de ilk yerleşmeler Yunan Kolonizasyon Dönemi’ne aittir.Gerçekten de şehrin birçok bölgesinde Yunan Mimarisi’nden kalıntılar görmek mümkündür.Pompeii bir liman kentidir.Gemiciler burada kumar oynar , genelevlere gider.Öte yandan şehir planlaması mükemmel yapılmış bir şehirdir.Öncelikle şehir denize doğru kurulmuştur ve rüzgarın yönü öyle hesaplanmıştır ki sokakları süpürmek diye bir durum söz konusu değildir.Ayrıca sokaklar balık sırtı şeklinde yapılmıştır böylece yağmur ve sel sonucu su altında kalmaları önlenmiştir.Ayrıca yer yer yaya geçitleri yapılmıştır.Yaya geçitleri yükseltiler şeklindedir böylelikle yağmur sırasında ayakların ıslanması minimuma indirilmiştir.

2 Pompeii Yaya Gecidi

-Pompeii,Yaya Gecidi-

Pompeii’de tuğla ve çimento kullanılmıştır.Bugün kullandığımız tuğla ve çimentoyla tamamen aynı yapıya sahip bu inşaat malzemesi şehrin büyük bir kısmında görülmektedir.

3 Pompeii Hukuk Binası

-Pompeii,Hukuk Binası-

Pompeii için harabe diyemeyiz çünkü şehir hala yaşanılacak haldedir.Tek kusuru yapıların çatısının olmamasıdır ki 18 m kül altında kalmış bir yapının bu ağırlığı taşıyamaması çok doğaldır.Tabii çatısı ile birlikte hiç bozulmamış yapılarda yok değildir.Örneğin ‘Zengin Evi’ ,çatısı ,kapısı odalarıyla ve odalarındaki duvar süslemeleriyle tam yaşanılacak haldedir.Dönemden kalma çeşmeler işlevini yitirmemiştir ve suları içilmektedir.

4 Pompeii Su Tesisatı  -Pompeii,Su Borusu-

Yukarıdaki fotoğrafta görülen kırık  su borusu 1950 yıllıktır.Bu şehirde iki katlı evler mevcuttur ve asma kat olarak çıkılmaktadır.

9 Pompeii Zengin Evi Duvar Resmi

-Pompeii,Zengin Evi,Duvar-

Pompeii’de çamaşırhane,fırın,kuru temizleme gibi işletmeler varolmuştur.Üstelik bu mekanlarda kullanılan aletler ,bizim çok alışık olduğumuz en azından babaannemizin kullandığı aletlerdendir.Örneğin kömürlü ütü , taş fırın… Şehirde her mekanın kapısında işlevini anlatan bir yazı ve bir resim bulunmaktadır.Fakat resimler adeta birer sanat eseridir.Bu resimler ve işlemeler buraya gelen yabancılar için düşünülmüştür.Pompeii genelevinde her odanın kapısına çizilmiş resimler ,gelen müşterinin tercihine göre seçim yapmasını sağlamaktadır.

5.1 Pompeii Kuru Temizleme   -Pompeii,Kuru Temizleme-

MS.70 yıllarında Pompeii’nin günümüzden tek farkı elektriğinin olmayışıdır.Ama o dönemde bu seviyeye gelmiş bir şehir , eğer bu felakete maruz kalmasaydı kesinlikle çok daha önce Ay’a çıkabilirdi.

6 Pompeii Genelev Çizimi

-Pompeii,Genelev Cizimlerinden-

Pompeii Felaketi’nin zamanı MS.79 yılının Ağustos ayı olarak belirtilmektedir.Tur esnasında öğrendiğim yeni bir bilgi bu tarihin MS.79 Eylül olarak değiştirildiği şeklindeydi.Nedeni ise günümüzde hala süren kazılarda 79 yılının Eylül ayına ait bir paranın burada bulunmasıdır.

Roma İmparatorluğu’nda gladyatör dövüşleri son derece önemlidir.Belirli merkezlerdeki okullarda gladyatörler yetiştirilir ve dövüştürülürlerdi.Pompeii’deki gladyatör okulu buranın da önemli bir merkez olduğunu göstermektedir.Ayrıca bu gladyatör okulunda yapılan kazılarda zengin kadınlara ait tokalar bulunmuştur.Bu da bazı kadınların buraya gelip gladyatörlerle birlikte olduğunu doğrulamaktadır.Zaten gladyatörler , o dönem genç kızların hayallerindeki erkeklerdir.Odalarının duvarlarına çizdikleri gladyatör resimleri birer poster niteliğindedir.

7 Pompeii Gladiator

-Pompeii,Gladyatör Çizimi-

Bu arada hazır ismi geçmişken gladyatörlerden bahsedeyim biraz.Gladyatör , gladio adı verilen kılıcı kullananlara verilen isimdir.Gladio kısa bir Roma kılıcıdır.Sanılanın aksine gladyatörler yağlı olurlar.Böylece aldıkları kılıç darbelerinde , bu yağlar kasları koruyarak büyük yaralanmaları önlerler.Ayrıca her gladyatörün bir tarzı vardır.Örneğin bir elinde trident bir diğer elinde ağ kullanan bir gladyatör balıkçıyı simgeler.

Ünlü gladyatör ve özgürlük savaşçısı Spartacus’un dövüştüğü ve isyanı başlattığı Capua şehri Pompeii’ye yakındır.Spartacus tarihi kayıtlara geçmiş gerçek bir şahsiyettir.Eutropius’un ‘Roma Tarihinin Özeti’ isimli kitabında başlattığı isyan ve yandaşlarının isimleri (Crixus,Oenomaus) birkaç cümleyle geçmektedir.Eutropius bu eserinde Roma Tarihi’ni yüceltmek istediği için ,Spartacus üzerinde detaylı durmaz.

Pompeii’de tapınaklar da son derece korunmuş durumdadır.Özellikle Apollon Tapınağı sunağı,güneş saati ve Apollon-Artemis heykelleriyle adeta ibadete açık gibidir.Apollon birçok özelliğinin yanısıra kehanet tanrısıdır.Apollon adına yapılmış tapınaklarda genellikle kehanetlerde bulunulur.Tarih kitaplarında adı sık geçen Delphi Kehanet Merkezi bir Apollon Tapınağı’dır.Ayrıca ülkemizde Ege Bölgesi’nde birçok yerde Apollon Tapınağı bulunmaktadır.Pompeii’deki Apollon Tapınağı ,Hukuk Binası ile karşı karşıyadır.Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim ,Pompeii turunda öğrendiğim bir başka bilgi , Yunan kahinler kurbanın bağırsaklarına bakarak , Roma kahinleri ise ciğerine bakarak kehanette bulunurlardı.

8 Pompeii Apollon Tapınağı

-Pompeii,Apollon Tapınağı-

Yazımın başında da belirttiğim gibi Pompeii felaketinin ,bu halkın sapkınlıklarının cezası olduğu söylenmektedir.Peki neye göre? Eşcinsellik , evet cinsel yaşamlarında eşcinselliğin rolü son derece fazlaydı.Zina , evet bu da kayıtlara göre çok sıklıkla gerçekleşiyordu…Peki günümüze göre değerlendirdiğimizde çok mu abarttılar da cezalandırıldılar…Açın televizyonu ve sadece öğle vakti bir kadın programı izleyin ya da girin YouTube’a ve Yalçın Çakır’ın programından kesitler izleyin…Açın akşam haberlerini tecavüz haberlerini ,çocuk pornocularını görün…Yakınımızda bir Vezüv olsa şimdiye kadar 50 kere patlamaz mıydı ?

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Son olarak ,Pompeii hakkında çıkan haberlerde devamlı gördüğümüz meşhur cesetle bir fotoğrafımı paylaşmaktan gurur duyarım

10 Pompeii Meshur Foto 2mi3

Older Entries

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 42 other followers

%d bloggers like this: