Soul Driver

Leave a comment

Black Horse

Ne zaman Bruce Springsteen-Soul Driver dinlesem,kafamda şu hikaye canlanıyor….

”…Gözleri siyah bir kumaş parçasıyla kapatılmış adam hızlı ve bilinçsiz bir şekilde yeşillikler üzerinde atıyla ilerliyordu…Arada atının boynuna doğru uzanıyor ve sonrasında doğrulup rüzgarı yüzünde hissediyordu…Sonsuzluğa taşıyacaktı siyah at onu…Yıllarca bakmıştı ona,hiçbir ağır işte kullanmadı…’Diğerleri bedenimi taşıyor,bu ruhumu taşıyacak” derdi her sorduklarında…Hızlı bir şekilde ilerlerken sahile geldiğini anladı deniz ve yosun kokusundan…5 duyu organının belki de en önemlisi gözdür çoğu insana göre…Ama asıl gözlerimizi kapadığımızda hissederiz birçok şeyi…Denizi daha evvel görmüştü,ama böylesine güzel hissetmemişti hiçbir zaman…Yanında yetecek kadar tütün vardı…Birçoğu böyle temiz bir havada neden tüttürürler ki diye düşünürken o atını yavaşlatıp özenle sardığı sigarasını yaktı…Bir rahatlama ve mutluluk üzerine tüttürmek…

At hızlanıp ormanlara yaklaşırken adam kuş seslerini duydu…60 yaşına kadar duyduğu kuşu görmeye çalışmıştı..Şimdi sadece dinliyordu…O melodi neydi acaba…Aralarında konuşuyorlar mıydı..?.Yoksa şarkı mı söylüyorlardı devamlı…? Neyse ne…Dinlemek en güzeli…

Koklamak ve duymak..Meğer ne güzel duygularmış tek başına kullanıldıklarında…

Ormanın içinden akan dereye geldiğini anlamıştı su seslerinden…Yıllardır köyde bidonlarını doldurduğu çeşmenin kaynağıydı burası…Atı durdurdu ve gözlerini açmadan suya eğildi….İçebildiği kadar içti…Meğer suyun berraklığı tadındaymış…Dudaklarına değdiğinde verdiği his,ağzındaki serinlik tadını bir başka kılıyormuş…

’60 yaşıma kadar 5 duyumu hep beraber kullanarak yaşadım,körlere acıdım…Oysa her duyunun ayrı ayrı güzellikleri varmış…Hep aynı anda mı kullanmak gerekiyor? ‘ diye düşündü…Sonra aklına annesi geldi…Küçükken çorba kokusunu gözlerini kapatıp içine çekerdi…Bunun bir huy olduğunu düşünmüştü…Belki de bazı şeylerin farkına varmıştı annesi….

Gece olduğunu havanın soğumasından anlamıştı…Yorulmuştu da at üstünde gide gide…Kollarını atın boynuna doladı ve at yavaş yavaş ilerlerken üzerinde biraz kestirmek istedi…Ama o sırada…Yeni birşey farketti….Dokunmanın güzelliği….Atın nefes alışını,kanının akışını,kalbinin atışını dokunuşlarıyla hissetmişti…Siyah kürkünün parlaklığını bile hissedebiliyordu ellerinde…Rengini bile…Etkilenmişti…Canlıyı görmeden ama dokunarak algılayabildiği için…

At eve doğru yaklaştı ve çiftliğin önünde durdu…Artık üstünden inebileceğini belirtir şekilde bir ses çıkardı…Adam gözlerini açtı ve tekrar 5 duyusuyla birlikte yaşamaya başladı…Önce tüten bacayı gördü,ardından bacadan gelen kokuyu aldı,evden gelen sesleri işitti ..Eve girip masaya oturdu ve yemeğini yedi…

Zannettiler ki….

”Siyah at görevini tamamlamıştı…Bütün gün boyunca adamı taşıdı ama ağırlığını hiç hissetmedi üstünde…Ruhunu taşıdı,gezdirdi ve 60 yaşında da olsa güzelliklerin farkına varmasını sağladı…”

Fakat….

”Adam akşam yatağına uzandığında ölmeye hazırdı…Gözlerini kapadı ve anın gelmesini bekledi…Bembeyaz bir ışık olarak geldi ölüm…Yüzü gülüyordu…Sabah ailesi uyanıp,durumu farkettiklerinde hüngür hüngür ağlamaya başladılar….Oğlu evde durmaya dayanamayıp çiftliğe doğru yürüdü…Gözü babasının en sevdiği siyah atı aradı…Ama yoktu,bir anda kaybolmuştu…Babasının ölümünden dolayı o an pek birşey düşünemedi…Ama daha sonra babasının ata neden devamlı ‘Soul Driver’ dediğini anladı…Gülümseyerek gökyüzüne baktı…Uzaklardan ata benzeyen kara bir bulut yaklaşıyordu…Yaklaştı yaklaştı ve çiftliğin üzerinde yağmaya başladı…Gözlerini kapatıp babasının üstüne yağmasına izin verdi…Babasını ve Soul Driver’ı hissetti…Ve hep ruhunu taşıyabilecek bir at bekledi…”

Belki zamanı yoktur insanın gitmek için…Ruhunu taşıyabileceği birşey bulduğu an gidecektir dünyadan..Belki 90 yaşında bulacak…Belki de doğar doğmaz…

Fahişeden Sokrates Doğurtma Yöntemi

1 Comment

‘…İlk kez mi yapacaksın?Peki kız arkadaşın yok mu?Buraya ya umudu olmayanlar ya da doyumsuzlar gelir.”

Fahişe bu sözleri söylediğinde çocuk düşünmeye başladı.Umutsuz değildi,ama doyumsuz da değildi.Daha evvel yapmadığı birşey için nasıl istek duyabilirdi ki.”İçgüdü….Kediler,köpekler gibi…Peki ben neden burdayım.Ah evet,milli olmak,çevremde kademe atlamak…Yapınca değerli oluyorsun.Herkes başına toplanıyor.Kızlar bile…Merak ediyorlar…Nasıl birşeydi acaba…Onların işi de zor..Sahibini bekleyen ve mühürlü varlıklardı çoğu…Ama ya içgüdü.Peki bu ‘ne derler’ baskısı içgüdüden daha mı kuvvetli.Böyle böyle durdurdular insanlar kendilerini.Ve cinsellik bir beceri,bir lüks ve bazen bir vahşet haline geldi…Belki de herkesin bir hakkı vardı…Ama erken ama geç…Sabretseler kilit-anahtar uyumunda bedenlerini bulacaklardı.Ama ya toplum bunu engelledi,ya da insanlar acaba bu mu diyerek deneme-yanılma yoluna gittiler…”

 Çocuk bunları düşündükten sonra fahişenin yüzüne baktı ve teşekkür etti.Odayı terk ettiğinde kapıda bekleyen eniştesinin göğsü gururdan kabarmıştı.Çocuk hiç birşey söylemedi…Ya bazı şeylerin farkına vardı ya da tepki alır diye çekindi…Orasını bilemiyoruz….Ama fahişenin birkaç sorusu çocuğun bunları düşünmesine neden oldu..Tıpkı Sokrates’in doğurtma yöntemi (*) gibi..

(*) Doğurtma yöntemi:Sokrates felsefesine göre bilgi ve düşünceler doğuştan insanın içindedir.Kendisi varlığının farkına bile varmaz.Ama uygun sorularla o bilgiler ve düşünceler ortaya çıkarılabilir.)

Karanlıktan Sonsuzluğa……

1 Comment

Karanlık bir denizden çıkıp,sonsuz bir boşluğa doğru uçmaya başladı…Gözleri görmüyor,kulakları duymuyor…Sadece içindeki sıkıntısı terk etmedi onu…Görmesi ve duyması gereken birşey de yoktu zaten…Gittikçe ilerledi..Nereye gittiğini bilmiyordu,ama tahmin edebiliyordu…Sonsuzluğun bir sonu olmalıydı…Ya gene karanlık bir denize dönüşmesi gerekiyordu,ya da rengini bilemeyeceği bir duvarla sonlanacaktı…Çevresinde kimse yoktu…Belki de vardı ama o hissetmiyordu…Karanlık denizlerdeyken çevresi kimselerle doluydu,hiç kimselerle….Ne işe yarıyorlardı ki…Şu an yanında götürdüğü tek sıkıntısını bile o hiçkimseler sokmamış mıydı içine?…Gitti,gidebildiği kadar gitti sonsuzlukta…Geri dönüp bedenine haber edecekti,sonsuzluğun sonunu…Böylece gözlerine ve kulaklarına tekrar kavuşacaktı..Onlarla rengini,biçimini görecekti sonun…Yükseldi,yükseldi ve yükseldi…Bir daha geri dönmedi…Bedeni çürüdü,gözler ve kulaklar bir daha kullanılamayacak hale geldi…Belki de dönmüştü de onları öyle görünce geri gitti…İçindeki sıkıntıya ,sonun ne olduğunu görememesi de eklendi belki de ….Belki de hala gidiyor…

(24 Ekim Çarşamba 02:22′de yazdım…)

Gittim Gördüm : Yok Öyle Birşey…

1 Comment

Geçen gün öldüm ben…Böyle koydular beni yatağın üstüne…Elliyolar kaldırıyolar falan,hissediyorum ama tepki veremiyorum..Boktan bir durum yani..Birden içim mi geçti ne…İçimden birşey yukarı doğru yükseldi…Dedim bir tur atıym…Herkes orda…Elvis Presley,Marilyn Monroe,Kurt Cobain,Layne Staley…Ayrıca Aleko Daravanoğlu (dedem),Ayhan Erman (Dede dediğim mükemmel insan),Culi (rahmetli köpeğimiz)…Ve daha birçok canlı..Hepsi oturmuşlar geyik yapıyorlar…Dedim ne bekliyorsunuz…Dediler yaa yıllarca bekledik Araf,Cennet,Cehennem yok köprü zart zurt..Hala birşey çıkmadı…Bekliyoruz belki çıkar diye…..Şaşırdım tabii bende…Dedim bekleyeceğinize gelsenize geri yanımıza…Yok dediler…Bekliycez ..İnat etmişler…Dolandım biraz içerde..Kapıları açtım kapadım..Bu arada ne Latince, ne İbranice,Ne Arapça bir yazı içerde…Bildiğiniz İngilizce levhalar…Wrong Turn…Stop….Turn Left…..8O Km….Şaşırdım gene tabii…Bayaa bir takıldım orda…Baktım kimsenin geleceği yok…Dedem Kurt ile tavla atıyordu…Culi sıçmış batırmış bir köşeye…Durdum biraz muhabbet ettim…Layne Staley ile lafladım biraz…İstanbulluyum aslen Seattlelıyım dedim…Yemedi….

Bekledim bekledim ve gördüm ki Ne Tanrı var orda ne de Peygamber…Dedim ben geri dönüyorum…Dediler bekle gelcekler birgün..Yok dedim ben almıym…Okulu bitirip İtalya’ya gitcem ben dedim…Bastım geri döndüm….Demek istediğim arkadaşlar ölenle ölünmez :) Yani baktınız dönmüyor giden..Orada bekliyor demektir bu…Tabii intihar falan etmeyin görmek için..O zaman beden hasar aldığı için geri dönemiyorsunuz…

Saygılar Sevgiler…

Öldürmek,ölmek….

3 Comments

Bazen kan görmek ister insan…Bu dünyanın ilk gününden beri varolan kurallardan biridir belki de…İçten gelen ama yapmaya g.t isteyen bir durum….Kan görmek isteyen bu isteğinden dolayı ya kendini deşer,ya da filmlere verir kendini ya da kısa hikayeler yazar…Bazen beste yapar,bazen resim…Bu isteğini bir şekilde yaşatmak ister….Gerçek kan dökenler ise birşeyin arkasına saklarlar bu isteklerini…İlla bir sebep belirtirler…Görmek istedim ve döktüm diyen yoktur..ya da çok nadirdir….Bu içten gelir..Her zaman gelmez bu istek,geldiği an yapılır öbür türlü el titrer,korku düşer içine insanın….Filmlere çok yansımıştır zevkten kan dökenlerin hikayesi…Ya da kitaplara…

Herkes nefret etmiştir birinden…Herkesin içinden geçmiştir bir öldürme isteği…Azizlerin,evliyaların,peygamberlerin içinden bile…Ecel ile ölmek bile -eğer varsa- Tanrı’nın kendini tatmini olabilir…Kim bilebilir ki..? Kutsal kitaplar yazıyor demeyin…Kendi yazdığı kitaba bu zaafını yazmaz kimse….Bir de kader yalanı var…Ölen kişi kaderinin kurbanı olmuştur…Öldüren kişi katil..Onun kaderinde de katil olmak mı varmış…Diktatör böyle mi yazmış kaderi…Büyük bir yalan bu kader olayı…Din unsurunun en zayıf noktası…

Kendi hayatına son verenler ne düşünüyor son saniye de acaba? Nereye gideceklerini düşünüyorlar? İntihar sonrası sorunların biteceğini hissedeceklerini mi sanıyorlar acaba…Yoksa yeni bir hayata mı başlayacaklarını düşünüyolar…Ama ne olursa olsun,intihar eden,uyuşturucu kullanan bir cesarete sahiptir benim gözümde…

Bir de g.t korkusu olanlar var…Bir yaşa gelince ya öbür taraf varsa diye düşünenler…Her pazar kiliseye gidenler,sabahın 5inde namaza gidenler…Komik geliyor bana….

Ölmek nedir?Öldürme isteği nedir?Neden bazen mükemmel olacakmış gibi gelir insana..Hem ölmek hem öldürmek….

Bu yazılar bir katilin günlüğünden ya da bir dinsizin günlüğünden değil…Anlık olarak aklıma geldi ve yazmak istedim…Saçma gelebilir okuyanlara ama umrumda değil…Benim karalama defterim burası…İnsanlar okusun ve farklı zamanlarda neler hissettiğimi öğrensinler….

12 TANRI’YI YAŞAMAK

2 Comments

12 Holy Gods 2mi3

Rüzgarın ağırlığını hissetmek için uzattım saçlarımı,deniz kokusunu sindirmek için yüzüme,saldım bıyık ve sakalımı.Güneşi üzerime çekmek için giyindim simsiyah.Metalci dediler,dinlerdim ama niyetim o değildi.Yüreğimde 12 tane Tanrı vardı.Hepsini ayrı ayrı hissediyordum.Ateşi bile kibritle yakmaktan zevk aldım.Doğal geldiği için,Ateş Tanrısı HEPHAESTUS’un parmak şıklatmasını duydum hep o ilk cızırtıda.Onun evinin kokusu sindi parmaklarıma .

Garip geldi insanlara bu tavırlarım,asıl garip olan onlardı benim için.Çıplak ayakla toprağa basmam marjinal olmak için değildi.PERSEPHONE çıkmış mı yeryüzüne onu hissetmeye çalıştım DEMETER’in toprağında.Güneş üzerime her vurduğunda APOLLON’un bedenini hissediyordum ikinci kişiliğim olarak.Bakışlarımdan ışık saçtığımı düşünüyordum.

Deniz kokusu POSEİDON’un traş losyonuydu suratımda.Beni kıskanan bir kızda HERA’nın bakışlarını görüyordum.HERA’nın gözleriydi EROS’un aşk okunu bana iyice saplayan.

İnsanlar marjinal dediler bu yaşamıma,oysa benim hayatta tek ,pardon :) 12 yönden bağımdı bu hisler.Biri eksilse dengesizleşiyordum.İşte o zaman HADES’in gülüşü geliyordu kulağıma.3000 yıl önceki inanç ,şu an ki mitolojiydi beni mutlu eden.Hala da öyle ….

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.