Orestes:Trajedisi ve Kemikleri

Leave a comment

Arkadia’da Tegea.Bir ova.İki rüzgar eser orada:

Uğursuz ve değişmez bir yasadır bu.

Yumruğa karşı yumruk;eziyet üstüne eziyet.

Orestes oradadır,canlı tohumlarla dolu toprak

Örtüyor onu.Al onu,kent senin olacaktır.

Pythia (Herodotos-Tarih I.67)

Tegea’yı ele geçirmek isteyen Lakedaimonlular ,Delphoi’de bulunan Apollon  kahinlerine danıştıklarında ,kahin Pythia’dan aldıkları cevap üstteki dizelerde saklıydı.Agamemnon oğlu Orestes’in kemiklerine sahip olan halk diğerine üstün olacaktı.

 

-Pythia-

Delphoi’deki Apollon Tapınağı ,Antik Yunan Tarihi’nde çok büyük bir öneme sahip bir kehanet ,bilicilik merkezidir.Antik Yunan Çağı’nda yaşamış bütün krallar ,bu kehanet merkezine danışmadan ne sefere çıkarlardı ne de hareket ederlerdi.Delphoi Apollon Tapınağı kahinlerinin doğru kehanetleri ile krallar bu merkeze birçok değerli hediyeler göndermişlerdir.Bu hediyelerden birtanesi de bugün SultanAhmet Meydanı’nda bulunan Yılanlı Sütun’dur.

Araştırmamızın başında ‘Lakedaimonlular’ diye bir soyun adı geçti.Bu isim konuyla detaylı olarak ilgilenmeyenler için yabancı kalabilir.Günümüzde bu soy Spartalılar’la eş tutulmaktadır oysa Herodotos bu ikisini ayırmaktadır.

Gelelim araştırmamızın asıl konusuna.Troya Savaşı’nın galip kralı Agamemnon ,ülkesine döndüğünde karısı Klytaimnestra’nın aşığı Aigisthos tarafından öldürülür.Homeros Odysseia’sında bahseder bu ölümden ,masa başında öldürülmüştür Agamemnon alçakça bir düzenle.Bu cinayetin ardından Aigisthos Mykenai’de 7 yıl  hüküm sürer ve ardından Agamemnon’un oğlu Orestes (Ὀρέστης) tarafından öldürülür.Orestes ismi ilk olarak İlyada destanında geçer.IX.Bölüm 143.mısrada ,Agamemnon Achilles’in savaşması için bulunduğu teklifte ,savaş sonrası damadı olması durumunda onu Orestes’e denk tutacağını söyler.Böylelikle Orestes ismi ilk defa bir destan içerisinde geçmiş olur,belki de ilerleyen zamanlarda onun önemini vurgulamak için Homeros’un başvurduğu bir yöntemdir bu.(Odysseus’un koçun altına saklanması detayı gibi bknz. http://www.2mi3.com/antik-yunan-ve-roma-mitolojitarih/ilyada-ve-odysseiadan-bir-detay.html )

Dönersek bir gün yeryüzünün memesi Argos’a

damadım olsun benim o.

Orestes‘e denk sayacağım onu,

bolluk içinde büyüyen oğluma,gözümün bebeğine.

Agamemnon (Homeros-İlyada (IX.141-144))

Odysseia XI.Bölüm’den anlaşıldığı üzere ,Agamemnon Orestes’in yetişkin halini göremeden ölmüştür.Odysseus’un Ölüler Ülkesi’nde Agamemnon’la olan diyaloğunda bu durum net bir şekilde görülmektedir.Üstelik Odysseus’un ülkesine bir dilenci kılığında girmesini aklına sokan Agamemnon’un ta kendisidir.

Oysa benim karım bırakmadı oğlumu göreyim,

Öldürdü beni oğlumu göremeden.

Bir şey daha diyeyim sana bak,iyice kafana koy,

Çok gizli yanaştır gemini sevgili baba toprağına,

Görünme kimseye sakın,güven olmaz kadın soyuna.

Agamemnon (Homeros-Odysseia (XI.452-456))

Bu dizelerin devamında Orestes’in yaşayıp yaşamadığını ,yaşıyorsa neler yaptığını Odysseus’a sormuş ama bir cevap alamamıştır.

 

-Agamemnon’un Mezarı (Mykenai)-

Orestes’in hikayesi genellikle tragedyalar içinde geçer.Efsaneye göre,Agamemnon’un öldürülüşünden sonra Orestes ülkesinden kaçar ve ardından öldüğü haberi yayılır.Aigisthos rahat bir şekilde Mykenai’de hüküm sürmektedir.İntikam alacağı günü bekleyen Orestes ,kız kardeşi Elektra’ya ölmediğini ispat eder.Birçok trajedide bu ispat farklı şekillerde gerçekleşir.Örneğin Aiskhylos’un anlattığı gibi Agamemnon’un mezarına bırakılan bir tutam saç ve Elektra’nın bu saçtan kardeşinin yaşadığını anlaması veya Euripides’in yaşlı bir adam aracılığıyla ispatlaması ve Sophokles’in Agamemnon’a ait bir yüzük vasıtasıyla…Bu karşılaşmalar sonrasında Orestes,Aigisthos’u ve annesi Klytaimnestra’yı öldürür.

Annesini öldürmenin verdiği pişmanlıkla Orestes çılgına döner.Ya da mitolojik bir dille anlatacak olursak Erinyler Orestes’in başına üşüşür.

 

-Orestes ve Erinyler-

Homeros,her ne kadar Aigisthos’un Orestes tarafından öldürüldüğünü belirtse de Klytaimnestra’nın sonu hakkında pek bir şey söylememektedir.Pierre Grimal’in Mitoloji Sözlüğü’nde bahsettiği gibi ‘şair, Klytaimnestra’nın oğlu tarafından öldürülmesinden habersiz gibi görünmektedir’ der.

Orestes Mykenai’nin yanısıra Argos’ta ve Menelaos’un halefi olarak Sparta’da hüküm sürmüştür.Öldüğünde 90 yaşında olduğu söylenmekle birlikte mezarı Tegea’da gösterilmektedir.

Gelelim araştırmamıza başladığımız dizelere.Pythia’nın söylediği bu kehanet üzerine,Lakedaimonlular aramadık yer bırakmamışlardır ve bulamamışlardır.Günlerden bir gün Likhas isimli biri rastlantı sonucu Tegea’daki mezarı  bir demirci dükkanında bulmuştur.Rivayet’e göre demirci,Likhas’a bir kuyu açmak isterken yedi dirsek boyunda bir tabut bulduğunu içinde bu boyda birinin olabileceğine inanmadığı için tabutu açıp ölüyü gördüğünü söylemiştir.Bunun üzerine Likhas kehaneti kafasında yorumlamış ve şu sonuca varmıştır:

Arkadia’da Tegea.Bir ova.İki rüzgar eser orada: (Demircinin iki körüğü iki rüzgarı simgelemektedir)

Uğursuz ve değişmez bir yasadır bu.

Yumruğa karşı yumruk;eziyet üstüne eziyet.(Örs ve çekiç karşılıklı iki çarpışma ve dövülen demir eziyetten doğan eziyet)

Orestes oradadır,canlı tohumlarla dolu toprak

Örtüyor onu.Al onu,kent senin olacaktır.

Likhas’ın bu dizeleri yorumlamasında bir ayrıntı gizlidir ve Herodotos’da bunu belirtmiştir:Demirin bulunuşu insanoğlu için bahtsızlıktır,demirin dövülmesi bir eziyet,dövülmesi ile ortaya çıkan ürün ayrı bir eziyettir.

Sonuç olarak,Likhas’a kemikleri bulduğuna kimse inanmamıştır fakat sonradan tekrar Tegea’ya gelen Likhas demirciyle anlaşıp tabutu almış ve Lakedaimonlar’a teslim edip itibarını kurtarmıştır.Bu zamandan beri iki halk arasında üstünlük her zaman Lakedaimonlular’dadır.

Agamemnon ve Menelaos ile olan bağı Orestes’i bir Lakedaimonlu yapmaktadır. Özellikle Orestes’in adının geçmesinin bir nedeni de büyük ihtimalle bu bağdır.Bu kehanette ve gerçekleşen olayda Orestes’in kemiklerine bağlı olarak mistik bir güç aramamak gerekir.Orestes’in Lakedaimon köküne ve bir Akha olmasına bağlı olarak Dor,Arkadia ayrımından uzaklaşılıp ,Peloponnes Yarımadası’nda Sparta merkezli bir birlik sağlanması istenmiş olabilir.Profesor Paul Cartledge’ın ‘Sparta and Lakonia:a regional history,1300-362 BC.’  Adlı eserinde ,konu ile ilgili bölüm şu şekilde anlatılmıştır:’Orestes’in (belki de onun oğlu Teisamenos’un)kemiklerinin geri alınması ,Sparta’nın agresif politik tutumundan barış içinde yaşamaya yönelik bir tutuma ,köle etmek yerine diplomatik boyun eğdirme sistemine  geçtiğini göstermiş ve vurgulamıştır.Böylece Spartalılar yaptıkları propagandada Peloponnes’in geçmiş Akha kökenli krallarının yasal varisi olduklarını vurgulamış ve kendilerini Yunanistan’ın gerçek şampiyonları olarak gösterebilmişlerdir.’

‘As the recovery of Orestes’ bones from Tegea,and perhaps also those of his son Teisamenos  from Achaia (Paus.7.1.3),this symbolized and emphasized the shift in Spartan policy from aggression to peaceful coexistence,from ‘Helotization’ to diplomatic subordination.The Spartans could now give preponderant emphasis in their propaganda to their claim to be the legitimate successors to the ‘Achaen ‘ rulers of the Peloponnese and even represent themselves as champions of all Hellas.’

Paul Cartledge-Sparta and Lakonia,syf.120

Herodotos’un bu efsaneyi işlemesinin sebebi ise Lidya Kralı Kroisos’a Delphoili kahinler tarafından söylenen bir başka kehanetin açıklanmasıdır.Herodotos,mitoloji ile tarihi harmanlayarak kendini sıkmadan okutan bir eser ortaya koymuştur.Bu eserde yazan birçok olayın sırrı her geçen gün çözülmektedir.Kayıp Pers Ordusu bu sırlardan biridir ve geçtiğimiz günlerde çözülmüştür.Homeros ile Herodotos’un eserlerini ciddi bir şekilde inceleyip araştırma yapanların büyük kısmı bilinmeyenleri ortaya çıkarmışlardır.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-) Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

2-) Homeros,Odysseia,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,21.Basım 2008

3-) Herodotos,Tarih,Çev.Müntekim Ökmen,Türkiye İş Bankası Kültür Yay.,İstanbul,5.Basım 2008

4-) Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

5-) Malkin I.,Myth and Territory in The Spartan Mediterranean,Cambridge,1994

6-)Cartledge P.,Sparta and Lakonia:a regional history 1300-362 BC.,Routledge,1979

 

Palladion:Bir Heykelin Mitolojik Yolculuğu

Leave a comment

  Palladion,her ne kadar Yunan Mitolojisi’nin babaları olarak tabir edilen Homeros ve Hesiodos tarafından hiç ele alınmamış olsa da,önemi olan ahşap bir Pallas heykelidir.Bu yazıda Palladion’u ele almamın sebebi,çeşitli efsanelere göre bu heykelin Çanakkale’den (Troas) Roma’ya ve Roma’dan İstanbul’a gelmesi ve rivayetlere göre bugün Çemberlitaş Sütunu olarak bilinen Konstantin Kolonu’nun altında gömülü olmasıdır.

Palladion üzerine çok fazla efsanenin yazılmış olması net bir açıklamaya ulaşmamızı engellemektedir,fakat şöyle bir gerçek vardır:Palladion,Tanrısal kökenli bir heykeldir ve ona sahip olup,ona ait bir tapınak içerisinde saklayan bir şehir kuşkusuz güvence altındadır.Bu heykelin ortaya çıkışı üzerine yazılmış efsanelerden Apollodorus’un bahsettiğine bakalım.Apollodorus’a göre,Tanrıça Athena bir deniz tanrısı olan Triton (Poseidon’un oğullarından) tarafından büyütülmüş ve Triton’un kızı Pallas ile kardeş gibi büyümüştür.Bu iki küçük kız savaş sanatını birlikte öğrenmekteydiler (Muhtemelen burada Athena’nın bilgelik tanrıçası olması dışında savaş yeteneğinin temeli verilmiş).Günün birinde  Pallas ile Athena arasında bir tartışma çıkar,Pallas tam Athena’ya vurmak üzereyken ,Zeus kızı için endişelenir ve Athena’nın ünlü kalkanı aigisi Pallas’a karşı tutarak onu korur.Tabii korkan ve bu hamleyi beklemeyen Pallas aldığı darbe ile yaralanır ve yaşamını kaybeder.Bu ölümden dolayı üzüntü duyan Athena kendini affettirmek için ahşaptan  Pallas’ın bir heykelini yapar  ve bunu Zeus’un sarayına koyar.Efsanenin buraya kadar ki kısmında heykelin niye Palladion olarak adlandırıldığını ve neden yapıldığını anlamaktayız.Efsaneye devam edelim.Günün birinde Zeus,Elektra’ya tecavüze kalkışır ve Elektra sarayda sığınacak bir yer olarak bu kutsal heykeli görür.Zeus,heykelin kutsallığına pek aldırış etmemiş olsa gerek,onu tuttuğu gibi Olympos’un tepesinden fırlatır.Böylelikle kutsal heykel Palladion yolculuğunun ilk durağı olan Troas’a düşer.Heykeli,sonradan Troya adını alacak Ilion şehrinin kurucusu Ilios bulur ve bunu tanrısal bir işaret olarak görür.

AeneasvePalladium

 Resim-1- Aeneas,sırtında babası Agkhises’i ve elinde Palladion’u taşımaktadır

Apollodorus’un anlattığı bu efsane daha tanrısal öğelere dayanmaktadır.Diğer tradisyonlar daha farklıdır,Paris’in heykeli Sparta’dan kaçırdığına,ya da heykelin hediye olarak verildiği üzerinedir.

Bazı kaynaklarda,Palladion bir Athena heykeli olarak geçmektedir.Muhtemelen bunun nedeni  Tanrıça Athena’nın ,Pallas Athena olarak anılması olabilir.

Buraya kadar yazılanlarda Palladion’un ne olduğu ve önemi üzerinde durduk.Fakat Palladion’un asıl yolculuğu ve efsanesinin gittikçe karmaşıklaşması bundan sonra başlamaktadır.Ünlü Troya Savaşı’nın (Geleneksel olarak M.Ö.1185 yılında) ardından,kahin Helenos,Ilion kentinin tam olarak düşmesi için,Palladion’un şehrin dışına çıkarılması gerektiğini söylemiştir.Ünlü Akha savaşçıları Odysseus ve Diomedes tapınağa girerler ve Diomedes,Palladion’u dışarı çıkarır.Başka bir efsaneye göre ise Troyalılar,Palladion’un çalınma riskine karşı onun sahtesini yapmışlar ve tapınakta onu tutmuşlardır.Tabii bu anlatılanların hiçbiri Homeros’un dizelerinde yer almamaktadır.

Palladion bir güç simgesidir.Bu heykelin elinde olduğunu hissettiren bir şehir zaten düşmanına karşı mücadeleye önde başlar.Dolayısıyla farklı şehirler Palladion’un kendi ellerinde olduğunu belirtmek için farklı efsaneler üretmişlerdir.Fakat bu efsanelerden de ikisi bir noktada kesişir,heykel nihayetinde Roma’ya gelmiştir.Ya Aeneas heykelin gerçeğini alarak kaçmış ya da Diomedes yıllar sonra Güney İtalya’ya geldiğinde Aeneas’a heykeli kendi teslim etmiştir.

Diomedes_with_the_Palladium

  Resim-2-Diomedes elinde Palladion’la

Vergilius’un Aeneas isimli eserinin ikinci kitap 165.mısrasında Palladion’dan söz edilir.Ovidius,Fasti isimli eserinde Palladion’un bir şekilde Roma’ya getirildiği ve Vesta Rahibeleri’ne emanet edildiğini söyler.( “Whether it was Diomedes, or the guileful Ulysses, or Aeneas, they same someone carried it off; the culprit is uncertain; the thing is now in Rome: Vesta guards it, because she sees all things by her light that never fails” (Ovid, Fasti 4.433)).

Palladion’un yolculuğunun ikinci durağı Roma Vesta Tapınağı.Aslında efsanelere bakıldığında Palladion’un somut değil tamamen simgesel bir obje olduğu karşımıza çıkmaktadır.Palladion’u elinde bulunduran şehir önemli bir yere sahiptir.Truva ile Roma’nın Dünya Tarihi’ndeki önemi yadsınamaz bir gerçektir.Fakat bu eseri somut olarak düşünmek ve bulmak istemek kişiye ayrı bir heyecan katmaktadır.

Roman_Forum_(Becchetti)

 Resim-3-Vesta Tapınağı’nın Bulunduğu Roma Forum

Anlaşılan o ki Palladion ikinci durağında uzun yıllar boyunca beklemiş.Daha sonraki çağlarda bu heykelin İmparator Constantin tarafından Roma’dan,İstanbul’a (Dönem adıyla Constantinopolis) getirildiği ve günümüzde Çemberlitaş Sütunu olarak bilinen Constantin Kolonu’nun altına gömüldüğü rivayet edilmiştir.Kim bilir İstanbul’un akıl almaz bağlayıcılığı ve bu topraklarda yaşayan her medeniyetin ihtişamı belki de Palladion sayesindedir.

cemberlitascv0

Resim-4-Çemberlitaş Sütunu (Konstantin Kolonu)

Çemberlitaş Sütunu,Roma’da bulunan Apollon Tapınağı’ndan söktürülüp İstanbul’a getirilmiş ve üzerindeki Apollon heykeli indirilerek yerine İmparator Constantin’in heykeli yerleştirilmiştir.Bu sütunun altında Hz.İsa’nın çarmıhına ait parçaların ve kesin olup olmadığı hala bilinmeyen mezarından eşyaların olduğu söylenmektedir.Hristiyanlık için hala tartışma konusu olan Kutsal Kase’nin dahi bu sütunun altında olduğu söylenmektedir.Açıkçası sütunun altında hangi dine ait önemli nesneler var bilemiyorum fakat,Palladion gibi paganizm açısından önemli bir eserin ve Hristiyanlık açısından önemli eserlerin bu sütunun altında olmasına dair rivayetler İstanbul’un kültürler  ve dinler açısından önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

2-)Vergilius,Aeneas,Çev.İsmet Zeki Eyüboğlu,Payel Yayınları,İstanbul,1995

3-) Sacks D.,Encyclopedia of The Ancient Greek World,Facts on File,2005

4-) http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=83451

5-)http://en.wikipedia.org/wiki/Palladium_(mythology)

Parthenon:Tapınaktan Müzeye Geçiş ve İncelemeler

Leave a comment

  Bazı  yapılar vardır, başlarından geçmeyen kalmamıştır. İlk yapıldığında kilisedir sonra camii olmuştur.Bir evdir fakat sonra müze olmuştur.Fazla uzağa gitmeyelim,tarihi kadar sorunlarıyla da önemli Ayasofya,önce kilise sonra camii en son da müze olmuştur.Bugün AyaSofya’nın ne demek olduğu bile bilinmez birçoğu tarafından.Kimisi bir aziz zanneder ,kimisi islamik bir terim….Her ne kadar  müze olsa da ,bir hristiyan İsa mozağini gördüğünde haç çıkarmaktan veya bir müslüman içeri girdiğinde ‘Bismillah’ demekten kendini alamaz….

Atina’nın orta yerinde ,en yüksek tepeye kurulmuş olan Acropolis’te bir mimari harika vardır ki bu yapının da kaderi  kısmen Ayasofya’ya benzemektedir.Bu yapının adı Parthenon’dur.İki eserin de yapıldığı tarihlere baktığımızda Ayasofya’nın daha çok yeni bir yapı olduğunu düşünürüz.İlgilenenler bilirler Ayasofya MS.532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru I.Justinyen tarafından yaptırılmıştır.Parthenon ise  MÖ.447 yılları ile MÖ.432 yılları arasında ,Pericles döneminde,Atina’nın koruyucu Tanrıça’sı Athena adına yapılmıştır.

Parthenon,Pers istilası sırasında tahrip edilmiş olan daha eski bir Athena Tapınağı’nın hemen yakınına yapılmıştır.Delos Birliği Dönemi ve Atina’nın  hakimiyeti elinde tuttuğu dönemlerde bir nevi Devlet Hazinesi olarak da kullanılmıştır.MS.6.yy’da  ‘Meryem Ana’ adına bir kiliseye çevrilmiştir.Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’ya yayılmaya başladığı yıllarda (1460) ise minareler eklenerek camiiye dönüştürülmüştür.26 Eylül 1687 tarihinde bina içerisinde bulunan Osmanlı cephanesinin,Venedik bombardımanı sırasında patlamasıyla,yapı büyük ölçüde zarar görmüştür.Günümüzde Parthenon,ne bir tapınak ne bir kilise ne de bir camiidir.Sadece Atina Acropolis’te görülebilecek bir Dünya Harikası’dır ve bana kalırsa görülmesi de gereklidir .

parthenon

 

 

Parthenon ile Ayasofya,dönüşüm açısından bakıldığında adeta birer kader arkadaşıdır.Parthenon daha fazla inanca (Paganizm,Hristiyanlık,İslam) hizmet etmiştir fakat Ayasofya gibi politik bir sembol haline  gelmemiştir.

Parthenon,’bakirenin yeri’ anlamına gelir.Yunan Mitolojisi’ni iyi incelediğimizde Tanrıça Athena’nın hiçbir sevgilisi olmadığını ve hiçbir birleşme meydana getirmediğini görürüz.Dolayısıyla Athena bakiredir ve Athena Parthenos ismiyle de anılır.Bu durum,tapınağa neden ‘Parthenon’ dendiğine dair ortaya atılan çıkarımlardan biridir.Burada enteresan bir durumla karşılaşmaktayız.Hristiyanlık öncesi dönemde tapınak ‘Athena Parthenos’ yani ‘Bakire Athena’ya adanmaktadır.MS.6yy’da kiliseye çevrilen tapınak ‘Virgin  Mary’ yani ‘Bakire Meryem’adıyla dönüştürülmüştür.Rastlantıdan öte bir durum olduğu açıkça görülmektedir.

AthenaParthenos

Pagan inanıştaki bakireliğin kutsallığı,Hristiyanlığı da etkilemiştir.Tapınağın tarihindeki bakireliğin rolü o kadar önemli ki ,kiliseye çevrilirken bile bakireliğin kutsal sembolü  ‘Meryem Ana’ adı kullanılmıştır.

Parthenon,Iktinos ve Kallikrates isimli dönemin iki önemli mimarına yaptırılmıştır.Tapınak Dor mimarisi tarzındadır.Bu tapınağın maliyeti dönemin parasıyla 469 gümüş talente denk gelmiş.Bu paranın karşılığı günümüzde nedir tam bilinmiyor ama bir talent bir savaş gemisi mürettabatının bir aylık ödemesiymiş (“…one talent was the cost for paying the crew of a warship for a month” (D. Kagan, The Peloponnesian War, 61).

Parthenon’un Athena Tapınağı olarak kullanıldığı dönemde içinde yer alan devasa Athena heykeli heykeltraş Phidias tarafından yapılmıştır.Antik Dünya’nın 7 harikasından biri sayılan Olympia’daki Zeus Heykeli gene Phidias’a aittir.Parthenon içerisinde duran Athena heykelinin konumu aşağıdaki resimde olduğu gibidir.

Parthenon_Section_A

Parthenon’un içinde bulunan heykeller ve yapının üst kısımlarını çevreleyen işlemelerin büyük bir kısmı bugün ‘The British Museum’da sergilenmektedir.Sergilenenler haricinde birçok heykel ve işleme patlama sırasında parçalanmıştır.1801 ve 1805 yılları arasında bu eserler İngiltere’ye Lord  Elgin tarafından getirilmiştir.

Konuyla detaylı ilgilenenler aşağıdaki linkten British Museum’un hazırladığı videoyu izleyebilirler.

http://www.britishmuseum.org/about_this_site/audio_and_video/objects_up_close/parthenon_sculptures.aspx

Yunanistan,bu parçaların kendilerine teslim edilmesi için İngiltere ile görüşmelerini sürdürmektedir.

Tarih’te farklı milletlerin ele geçirdiği yerlerdeki önemli dini yapıları kendilerine uyarlamaları sıkça görülmektedir.Bu durum bana kalırsa ,eserlerin günümüze ulaşması açısından iyidir.Aksi halde tahrip edilip yıkılsalardı bugün birçok önemli tarihi yapıyı göremezdik.Ya Hristiyanlık döneminde Parthenon yıkılsaydı ya da Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı yıktırsaydı.Bugün elimizde ne kalırdı?

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Beard M.,The Parthenon,Profile Books,London,2002

2-)Cotterill H.B.,Ancient Greece A History,Geddes&Grosset,Scotland 2004

3-) Mavromataki M.,Greek Mythology and Religion,English Edition,HAİTALİS,Athens,1997

4-)http://en.wikipedia.org/wiki/Parthenon

Medusa Ve Şahmeran:Farklı Kültürler,Benzer Karakterler

1 Comment

  Medusa ve Şahmeran.İki karakter de bedensel olarak  yılan ve insanın bir tür birleşimi ve ikisi de nazara karşı bir simge…Medusa Yunan Kültürü’ne,Şahmeran ise GüneyDoğu Anadolu,Mezopotamya Kültürü’ne ait bir efsane…Medusa ile Şahmeran arasındaki benzerlikleri daha net görebilmek için bu iki karakteri ayrı ayrı tanıyalım önce…

Medusa:

Medusa ile ilgili olarak 3 farklı efsane vardır.Bu efsanelerden ikisi Medusa’yı çok güzel bir kızken bir ceza sonucu saçlarının her bir telinin yılan olduğu bir yaratığa dönüşmesi üzerine,bir tanesi ise Medusa’nın diğer üç kardeşiyle(Gorgolar) birlikte zaten birer yaratık olması yönündedir.

Bu efsanelerden en bilineni şu şekildedir.Deniz Tanrısı Poseidon,çok güzel bir kız olan ve saçlarıyla övünen Medusa’ya aşık olur ve ona Athena’ya adanmış bir tapınakta tecavüz eder. Bu durumu kendisine hakaret olarak kabul eden Athena’nın öfkesi Medusa’yı hedef alır ve kızı saçlarının her bir teli yılan olan,bakışlarıyla taşa çeviren bir yaratığa dönüştürür.

Diğer dönüşümün gerçekleştiği efsanede de olay Medusa ile Athena arasında gerçekleşir.Bu sefer Athena’nın Medusa’nın güzelliğini kıskanması ceza nedeni olarak gösterilmiştir.

Medusa Bernini

Medusa

Öyle veya böyle bir şekilde saçları yılan,bakışları ile taşa çeviren bir yaratığa dönüşen Medusa’nın sonu ünlü kahraman Perseus tarafından olur.Medusa’nın kafasını kesen Perseus,yaratığın yüzünü düşmanlarına göstererek onları taşa çevirir.Daha sonra bu kesik baş Athena’ya teslim edilir ve Athena,Medusa’nın kesik kafasını kalkanına yerleştirerek kendine bir koruma sistemi geliştirir.

Perseus

Perseus

Medusa’nın ölümü yeni mitolojik karakterlerin doğmasına neden olur.Ünlü kanatlı at Pegasus ve başka bir yaratık olan Khrysaor,Medusa’nın kesilen boynundan,Poseidon’un dölü olarak mit dünyasına doğmuştur.

Ayrıca Medusa ile ilgili farklı bir detay daha mevcuttur:Perseus,Medusa’yı öldürdükten sonra yaradan akan kanı toplar.Bu kanın sol damardan akanı öldürücü bir zehir,sağ damardan akanı ise ölüyü bile diriltebilen bir ilaçtır.Üstelik,Medusa’nın tek bir saç teli bile bozgun yaratacak güçtedir.

Medusa’nın mitolojik hikayesi bu şekildedir.Bugün Antik Kentler’e baktığımızda bir çoğunun girişinde veya içerisinde,lahitlerin üstünde, ‘Medusa Başı’ heykelleriyle veya kabartmalarıyla karşılaşmak mümkündür.Bu,bir yerde nazardan korumak için alınmış bir önlem gibidir.Tıpkı bugün bizim evlerimizde nazar boncuğu kullanmamız gibi.Bir yerde kötü gözle bakan taş kesilsin gibi bir anlam yüklenmiştir.

Didim Medusa Başı

                 Didim-Apollon Tapınağı Medusa Başı                

Şahmeran:

Şahmeran,Mezopotamya’da doğmuş ve farklı şekillerde Hindistan’a kadar yayılmış  bir efsanedir.Tıpkı Medusa’da olduğu gibi farklı anlatımları vardır.Ben Mardin’de öğrendiğim efsaneyi aktaracağım.Şahmeran ,belden yukarısı güzeller güzeli bir kadın ve belden aşağısı upuzun bir yılan olan kraliçedir.Efsaneye göre Camsap isminde yakışıklı bir genç,yanlışlıkla yılanların yaşadığı bir mağaraya girer.Burada Şahmeran’la yani Yılanların Kraliçesi ile karşılaşır.Dünya’nın oluşumundan o güne kadar varolan Şahmeran,Camsap’a isterse bütün insanlığın tarihini anlatabileceğini söyler ve günler geçtikçe yaptıkları konuşmalar sırasında aralarında bir aşk başlar.Fakat gün gelir Şahmeran’ın anlatacağı bir şey kalmaz ve Camsap köyünü,ailesini özler.Yollarını ayırırlar fakat Camsap arada Şahmeran’ı ziyarete gider.Bir gün Camsap’ın yaşadığı ülkenin kralı hastalanır ve Şahmeran diye bir varlığın yaşadığını bilen vezir ,kralın hastalığının ancak ve ancak Şahmeran’ın etinden bir parça yemesiyle iyileşebileceğini söyler.Oysa vezirin amacı başkadır,o Şahmeran sayesinde insanlığın bütün sırlarını öğrenmek istemektedir.Kral,Şahmeran’ı bulmak için emir çıkarır ve bir süre sonra Camsap’ın yerini bildiği bir şekilde öğrenilir.Yakalanan Şahmeran,Camsap’ı yanına çağırır ve ona her kim kuyruğundan bir parça yerse insanlığın bütün sırlarını öğreneceğini ve her kim baş kısmından bir parça yerse o anda öleceğini söyler.O esnada vezir kılıcıyla Şahmeran’ı öldürür.Sevdiğine ihanet ettiğini düşünen Camsap,Şahmeran’ın dediği gibi baş kısmından bir parça yer,vezir ise kuyruk kısmından.Tabii,durum söylendiği gibi olmaz,vezir ölür,Camsap yaşar ve üstelik Şahmeran’ın bütün bilgisi Camsap’a geçer.Şahmeran,son anında sevdiğinin hayatını kurtarmış ve kötülüğü cezalandırmıştır.Şahmeran’ın ölümünden sonra tüm bilgilerin Camsap’a geçmesiyle Lokman Hekim efsanesi hayat bulmuştur.

Sahmeran

Mardin’den Şahmeran İşlemeleri

Bugün özellikle Mardin’de Şahmeran bir simge haline gelmiştir.Bakır tepsiler üzerine Şahmeran işlemeleri,cam boyama Şahmeran’lar muhteşem bir el işçiliğiyle işlenmektedir.Ayrıca ‘Dua-i Şahmeran’ diye bir dua mevcuttur.Şahmeran işlemeleri,evlerde nazardan korunmak amacıyla da bulundurulmaktadır.

Karşılaştırma:

İki farklı kültüre ait olan iki ayrı efsanevi karakteri,Medusa ile Şahmeran’ı, yukarıda anlattıktan sonra gelelim ortak özelliklerine;

a)İki karakterde de bedensel olarak yılan ve insan türünün birleşimi görülmektedir.Medusa’nın saçları yılan,Şahmeran’ın belden aşağısı yılandır.

b)İki karakterde  bünyesinde hem zehirli hem şifalı olmak üzere iki çeşit kan taşımaktadır.

c)İki karakter de  nazardan korunmak amacıyla kullanılmıştır.

d)İki karakterin ölümünün ardından yeni efsaneler türemiştir.Medusa’da Pegasus efsanesi,Şahmeran’da Lokman Hekim efsanesi.Her ne kadar Pegasus ile Lokman Hekim arasında bir bağ olmasa da,incelediğimiz iki karakter kendisinin ardından yeni bir şeyler  bırakmıştır.

Bu ortak özelliklerden en çok ikincisi benim dikkatimi çekmektedir.Onun haricinde tüm özelliklere bakıldığında kültürlerin birbirinden etkilendiğini ve her kültürün bu etkiye kendi yaşam biçimlerinden,kendi duygularından da bir şeyler katıp yeni karakterler yarattığını görmekteyiz.

Büyük İskender farklı inanışlardaki tanrıları Yunan Tanrıları’nın farklı formları olduğuna inanmıştır.Örnek verecek olursak,Mısır Tanrısı Amon’u Zeus’un farklı bir formu olarak görmüştür.Daha sonraları Romalılar Osiris’i Dionysus’a ,Horus’u Apollon’a denk tutmuşlardır.Kim bilir belki Şahmeran’da Medusa’nın farklı bir formudur.

Ayrıca Hekim Tanrı Asklepios sayesinde Tıp bilimiyle özdeşleşen yılan bu iki efsanede de karşımıza çıkıp,kendini gene bu alanda bir şekilde belli etmektedir.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

2-)Mavromataki M.,Greek Mythology and Religion,English Edition,HAİTALİS,Athens,1997

3-) http://www.pantheon.org/articles/s/shahmeran.html

4-)Bosworth A.B.,Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri,Çev.Hamit Çalışkan,Dost Yayınevi,Ankara,2005

Mitoloji Gerçekleri: Prometheus ve Karaciğerin Yenilenmesi

3 Comments

 Yunan Mitolojisi’nde anlatılan bir çok efsane günümüz gerçeklerini içerir.Hesiodos ve Homeros’a göre düşünürsek günümüzden yaklaşık 2700 yıl evvel anlatılan efsanelerdeki gerçekler hakikaten şaşırtacak derecedendir.Özellikle içinde bir tıp gerçeğinin geçtiği efsaneler ‘Bu adamlar 2700 sene evvel bunu nasıl anlamışlar?’ dedirtecek cinsten.

Günümüzde,karaciğerin kendini yenileyen bir organ olması neredeyse herkes tarafından bilinen bir gerçektir.Bu gerçek,Yunan Mitolojisi’nde Prometheus’un hikayesinde saklıdır.

21-prometheus_LG

‘Prometheus,Tanrılar’dan önce varolan Titanlar’dan İapetos’un oğludur.Zeus’un bir kuzenidir denilebilir kendisi için.Kile şekil vererek ilk insanları yaratan olarak geçmektedir.Oysa Hesiodos’un Theogonia isimli eserinde ,insanın yaradılışı bu şekilde anlatılmamıştır.Hesiodos’a göre Prometheus ilk insanın yaratıcısı değil,velinimetidir.

 Efsaneye göre Prometheus ,bir kurban töreni sırasında,kestiği sığırın etlerini ve iç organlarını hayvanın işkembesine sararak derisinin altına,sıyrılmış kemikleri ve arta kalan kısımları da içyağına sararak Zeus’a sunar.O’na kendi payını seçmesini ve diğer kalan payı da insanlara vereceğini söyler.Zeus iç yağına sarılmış olanı tercih eder,tabii yağı kaldırdığı an kemikleri görecek ve Prometheus’un onu bu şekilde aldatmasına kızacaktır.Bu durum üzerine Zeus,insanlara ateş göndermemeye karar verir böylece eti pişiremeyeceklerdir.Fakat insanları her zaman destekleyen Prometheus,Hephaestios’un ocağından çaldığı ateşi insanlara yollar.Bir başka anlatıma göre Prometheus bu ateşi,güneşin tekerleğinden çalmıştır.

Prometheus’un kendisini aldatmasına ve insanlara verdiği cezayı hiçe sayarak onlara yardım etmesine kızan Zeus,Prometheus’u Kafkas Dağları’na zincirlemiştir.Ayrıca bir kartalı da Prometheus’un ciğerini yemesi üzerine başına musallat etmiştir.Kartal hergün Prometheus’un yanına geliyor,karaciğerini yiyor ve ertesi gün karaciğer yeniden oluşuyordu.’

Prometheus daha sonradan Heracles tarafından kurtarılmıştır.

Efsane ilk bakıldığında,insanın ateşle tanışmasının öyküsü veya en basitinden Prometheus’un cezalandırılmasının öyküsüymüş gibi algılanmaktadır.Tabii ki efsane bunları da içermektedir.Ama günümüz gerçeklerine baktığımızda , bu hikayedeki en önemli unsurun ‘Karaciğerin Yenilenmesi’ olduğu kanısına varmaktayız.Günümüzden 2700 yıl önce karaciğerin bu özelliği biliniyormuşcasına bir efsane anlatılmıştır.Belki bu gerçek ilk defa bu efsane içerisinde belirtilmiştir,belki de bilinen bir gerçek kullanılarak efsaneye bir detay katılmıştır.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

2-)Mavromataki M.,Greek Mythology and Religion,English Edition,HAİTALİS,Athens,1997

Achilles’in Mezarı ve Büyük İskender’in Mitolojik Ataları

Leave a comment

 ‘Kendisi de Akhilleus’un mezarına elleriyle çelenk koydu.Hephaiston’da da Patroklos’un mezarına çelenk koyduğu rivayet edilir.Söylendiğine göre İskender burada Akhilleus’un anısını gelecek nesillere nakleden Homeros gibi bir şairin varlığından dolayı ne denli şansı olduğunu belirtmiş’ Arrianos,Aleksandrou Anabasis,12.

Flavius Arrianos,’İskender’in Seferi (Aleksandrou Anabasis)’ isimli eserinde ,İskender’in Achilles’e olan saygısını bu satırlarla dile getirmiştir.Bugün halen bir tartışma konusu olan Achilles’in Mezarının yeri Arrianos’a göre Çanakkale’dedir.Tabii Arrianos bu eseri kaleme alırken eski kaynaklardan özellikle Ptolemaios Lagu ve Aristobulos’un kaleme aldıklarından yararlanmıştır.Ptolemaios ile Aristobulos’un İskender’in komutanlarından olduğu göz önünde bulundurulursa İskender’in böyle bir ziyarette bulunduğu söylemi kuvvetlenmektedir.

1 İskender Mitolojik

-Büyük İskender Achilles’in Mezarı Önünde-

Troya Savaşı’nın M.Ö. 1185 yıllarında gerçekleştiği kabul edilmektedir.Büyük İskender M.Ö.336-323 yılları arasında hüküm sürmüştür.Yani Achilles ile İskender arasında 850 yıl kadar bir zaman bulunmaktadır.İskender atalarının anne tarafından Andromakhe ve Achilles,baba tarafından ise Heracles’e dayandığına inanıyordu.Heracles’in (Herkül) Zeus’un oğlu ve Achilles’in Tanrıça Thetis’in oğlu olması,İskender’in soyunu Tanrılar’a bağlıyordu.Büyük İskender anne tarafından soyunun iki kolunu barıştırmayı hedefliyordu.Bunun nedeni Andromakhe’nin Hector’un eşi ve dolayısıyla Troya tarafında olması,Achilles’in ise Akhalar’ın en güçlü komutanı olup Hector’un baş düşmanı olması ve Achilles’in oğlu Neoptolemos’un Priamos’u öldürmesiydi.Bu iki kolu barıştırmak ve Neoptolemos’un işlediği suçun affedilmesi için,Büyük İskender,Troya Savaşı sırasında hükümdar olan Priamos’un öldürüldüğü yerde kurbanlar kesti.Andromakhe anısına,bölgede (İlion) yaşayan topluluğa ihsanlar yağdırdı.Atası Achilles’in mezarını ziyaret etti ve ona değerli armağanlar sundu.

2 İskender Mitolojik

-Büyük İskender-

Günümüzde Achilles’in mezarının nerede olduğuna dair çeşitli söylemler çıkmakta ve araştırmalar yapılmaktadır.Okurların büyük bir kısmı Troya Savaşı’nın bile kesin olmadığını dolayısıyla Achilles’in Mezarı gibi bir kavramın nasıl olacağını düşünecektir ister istemez.Fakat günümüze ulaşan kaynaklara ve kazılar sonucu bulunan eserlere baktığımızda Troya Savaşı’nın olmadığı da kesin değildir.Şöyle de düşünmek gerekir ki,bu mezar bir anıt niteliği de taşıyabilir.

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr.Derya Şahin ‘Amisos Mozaiği Işığı Altında Akhilleus-Thetis İkonografisi’ konulu yüksek lisans tezinde Akhilleus kültünün Amisos Mozaği üzerinde kompozisyondan hareketle Karadeniz’in güney sahillerine de geldiğine dair buluntuların olduğunu işaret etmiştir.

Ahmet Çağdaş Çatoğlu’nun haberine göre:

‘Dr. Derya Şahin, Akhilleus`la ilgili Karadeniz`de çok fazla buluntu olduğunu söyledi. Samsun Arkeloloji ve Etnografya Müzesi`nde yer alan Amisos Hazineleri`nde ise `Nereidler`in bulunduğunu söyleyen Şahin, “Nereidler, Akhilleus`un annesi Thetis`in kızkardeşleridir. Ve Akhilleus`un öldükten sonra Karadeniz`de bir adaya gömüldüğüne inanılmaktadır” dedi.’

3 İskender Mitolojik

-Achilles’in Ölümü-

Bir başka iddia  ise Achilles’in mezarının Çorum’da olduğudur.2004 yılında bu haber Çorumlular  ile Çanakkaleliler’i karşı karşıya getirmişti.Çanakkaleliler’e göre ise Achilles’in mezarı,Çanakkale Sivritepe Tümülüsü’ndedir,Achilles adına inşa edilmiş olan antik kent ise bu tümülüsün çok yakınındadır.

Özetlemek gerekirse ,günümüzde ne Achilles’in ne de Büyük İskender’in mezarlarının nerede olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur.Fakat kesin olan bir bilgi var ki o da binlerce yıl önce yaşayan bu iki kahramanın ne kadar önemli kişiler olduğudur.Bugün insanoğlu nükleer silahlarla,petrolle,ekonomik sıkıntılarla uğraşırken,kendi döneminde bir mızrak ve bir kalkan ile savaşmış bu isimlerin adını hala unutamamıştır,unutmayacaktır da.

Bu yazıyı yazarken dikkatimi çeken bir başka anekdot ise,atası Achilles’in izinden giden Büyük İskender’in,tıpkı Achilles gibi mezarının kayıp olmasıdır.Rastlantı mı desem,’Tanrılar’ın’ bir hikmeti mi desem bilemedim.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu 

Kaynakça:

1-)Arrianos,İskender’in Seferi,Çev.Furkan Akderin,Alfa Yayınevi,İstanbul,2005

2-)Bosworth A.B.,Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri,Çev.Hamit Çalışkan,Dost Yayınevi,Ankara,2005

3-)Radikal Gazetesi,7 Haziran 2004

4-)Ahmet Çağdaş Çatoğlu,Haber7,18 Ekim 2007

İmbros:Mitolojik Köken-Tarih ve Gezimiz

4 Comments

Bölüm 1: Mitolojik Köken ve Kayıtlarda İmbros

             Tenedos’la kayalık İmbros arasında,

             Bir mağara vardır,geniş,kocaman.

             Durdurdu orda atları Poseidon,yeri sarsan.

             Çözdü arabadan,tanrısal yemlerini koydu önlerine.

             Bağladı ayaklarına altın zincirler

             Bunlar kırılmaz,çözülmez zincirlerdi

             Efendileri gelene dek ayrılamazlardı oradan

             Kendi de Akhalar’ın ordusuna doğru yürüdü gitti.

                                                                           İLYADA XIII-33.

Imbros (Gökçeada) ismi ilk defa bu dizelerde geçmekteydi, Milattan önce 750 yılında yazılmış olan Homeros’un İlyada’sının dizelerinde…Milattan önce 1200 yıllarında yapıldığı öngörülen Truva Savaşı’ nın destanında…

Yaklaşık 3200 yıllık bir geçmişi vardı İmbros’un ve mitolojik açıdan bakıldığında daha da eskilere uzanıyordu…Denizlerin Tanrısı Poseidon’un Truva Savaşı sırasında atlarını bağladığı mağaraya çok yakındı bu ada…

Sadece Poseidon’un mağarasına değil Achilles’in annesi Thetis’in sarayına da çok yakındı … Şu şekilde belirtmişti Homeros bize bu sınırları :

              Böyle dedi,yel gibi giden İris’de fırladı gitti

              Samos’la kayalı İmbros‘un arasından,

              Atladı kapkara denize,

              Sular gümbür gümbür gürüldedi.

              Sığır boynuzundan sirtinin içindeki kurşun

              Nasıl dalarsa çiğ et yiyen balıklara doğru,

              O da öyle daldı derine,

              Buldu Thetis’i oyuk bir mağarada….

                                                                      İLYADA XXIV-78.

Bu dizelerin hemen öncesinde Zeus ,Troia Kralı Primaos’un Hector’un ölüsünü nasıl geri alacağını Achilles’in annesi Thetis’e bildirmesi için İris’i görevlendirmektedir.İris, Thetis’i belirtilen bölgede oyuk bir mağara içerisinde  ağlarken ve çevresinde deniz tanrıçalarıyla bulur.Bu dizeler ışığında doğrudan Thetis’in sarayı demek yanlış olabilir diye düşünüyorum,saraylarından biri demek daha doğru olur.Ne de olsa Thetis bir deniz tanrıçası ve tek bir evi olmayacaktır.Ama mitolojik kayıtlarda bu şekilde geçmesi İmbros’u önemli kılmaktadır.

 Özet olarak Mitolojik açıdan iki önemli mekanla adı anılır İmbros’un:

Poseidon’un atlarını bağladığı bir mağarası Tenedos (Bozcaada) ile Imbros (Gökçeada) arasında ve Thetis’in saraylarından birtanesi  Samos (Sisam) ile Imbros arasında.

1 Imbros Harita

Bu iki önemli mekandan başka ayrıntılarada değinmekteydi Homeros.Örneğin Hera’nın bu adadan geçmesini şu dizelerle belirtmişti:

                       Böylece Here andını bitirince

                       Uzaklaştılar Lemnos’la İmbros kentlerinden…

                                                                       İLYADA XIV-281

Homeros’un bu eserine güvenecek olursak ,ki Schliemann bu esere güverenerek Troia kentini bulmuştur,İmbros o dönemlerde etkin yerleşkelerden biridir.Homeros bize bu detayı şu şekilde vermiştir:

                         İeson’un oğlu satın almıştı Lykaon’u

                         Bir konuk çok para verip kurtarmıştı

                         İmbroslu Eetion’du bu konuk…

                                                                      İLYADA XXI-43

                         Ayağıtez Akhilleus yakalayınca öbür çocuklarını

                         Gider satardı ekin vermez denizin ötesinde

                         Samos’ta,İmbros‘ta,dumanlı Lemnos’ta

                                                                      İLYADA XXIV-753

Bugün Gökçeada’ya ait rehberlerde Eetion’dan İmbros Kralı olarak bahsedilmektedir.Oysa İlyada’da iki tane Eetion’dan bahsedilir,bunlardan biri Thebai şehrinin kralı ve Andromakhe’nin babası olan Eetion’dur,diğeri ise İmbros’lu bir konuktur.Pierre Grimal’in Mitoloji Sözlüğü’nde adı geçen Eetion gene Thebai kralıdır.Troia prensi Lykaon’u satın alarak kurtaran Eetion ile Thebai şehrinin kralı aynı kişi değildir destana göre.Benim İmbros’a o dönemlerde etkin bir yerleşke dememdeki neden burada köle alışverişinin yapılıyor olmasındandır.

Yukarıda belirtilen dizeler haricinde İlyada’da başka İmbros ismine rastlanmamaktadır.

İmbros adının geçtiği bu dizelerde başka bir önemli ayrıntı ‘kayalık’ olarak belirtilmesidir.Gerçekten de bugün İmbros’a gittiğimizde ilginç kaya oluşumlarını görmekteyiz.Koyların,sahillerin tümü kayalıklardan meydana gelmiş,ayrıca ada içerisinde de farklı kaya oluşumları bulunmaktadır.Zaten adanın en önemli gezi noktalarından biri de ‘Peynir Kayalıkları’dır.Anlaşılan İmbros’un kayaları her dönem dikkat çekici olmuştur.

İmbros’ta yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda M.Ö.3000 yıllarına ait sur ve ev temellerinin yanı sıra  erken tunç çağına ait seramikler,taş balta,silex ok ucu,yonga parçaları…vb. bulunmuş.Fakat çıkarılan bu parçalar Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.Bana göre bu durumdan çıkarılacak sonuçlardan birtanesi de Homeros’un gene düşünen okuyucuya bir kez daha yön verdiğidir.

İmbros adının geçtiği bir başka kayıt ise Ksenophon’un Hellenika isimli eseridir.Bu eserde İmbros şu şekilde geçmektedir:

‘Asia kentleri Kypros ve Klazomenai adaları da dahil Kralın olacaktı ve gerçi Atina Lemnos,Imbros ve Skyros klerukhia’larını elinde tutsa da ‘büyük ve küçük diğer Yunan kentleri otonomiye kavuşacaklardı’.

Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) isimli eserinde Pers Kralı II.Artakserkes’in kardeşi Kyros’un ayaklanması,ölmesi ve aslında zafer kazanan paralı Yunan askerlerinin Ksenophon önderliğinde ülkelerine dönmeleri konusu işlenmiştir.II.Artakserkes zamanında imzalanan bu Antalkidas Barışı (Kral Barışı)’nın İmbros ile ilgili maddesi Hellenika 5.1.31′de geçmektedir.

Byzantionlu Stephanios’a göre ‘İmbros,bir Trakya adasıdır.Kabeiroi ve Karialıların İmbramos dedikleri Hermes’in kutsal alanıdır.Bir kenttir halkına İmbroslular denir.’

İamblikhus ,’Pythagoras’ın Yaşamı’ isimli eserinde İmbros’ta mistik ayinlerin yapıldığını söylemiştir.

Bölüm 2:Tarihi Eserler ve Kalıntılar

İmbros’un bu geçmişine rağmen ada da herhangi bir tarihi eser görememekteyiz.Oysa ki Ege Bölgesi’nde ve bu bölgedeki diğer adalarda birçok antik şehir kalıntıları görmek mümkün.İmbros’ta kalmamış olması ya da olmaması üzücü bir durum bana göre.

Bademli Köyü taraflarında yapılan çalışmalar sonucu bir höyük çıkarılmış fakat bu bölgeye ulaşım bir hayli zor.Ayrıca ada üstünde en meşhur antik kalıntı ‘Kaya Mezar’ olarak tabir edilen  bir yapı.Açıkçası bu mezarın geçmişinin tam olarak bilinmemesi ve ulaşımın zor olması merakımızı sıfıra indirmektedir.Öğrendiğimize göre bu mekana ulaşım için tabela konuyormuş,fakat birileri buraya gelinmesini istemiyormuş gibi tabelayı her seferinde söküyormuş.

Yapılan araştırmalar doğrultusunda İmbros’ta iki adet önemli kutsal alan olduğu düşünülmektedir.Bunlardan biri Kabeiroi olarak bilinen Büyük Tanrılara adanmış Kabeirion’dur.Semadirek adasındaki kutsal alandan sonra en önemlisidir.İkinci kutsal alan ise Hermes İmbramos Tapınağıdır.Bugün bu iki kutsal alanın lokasyonları sadece varsayımdır.

2 Imbros Yerl Harita

Yukarıdaki haritadan görüldüğü gibi Hermes Tapınağı adanın kuzeyinde Agios Dimitrios’da Kabeirion ise Bademli yakınlarındadır.26-27 Ağustos Gökçeada Değerleri Sempozyumu’nda da belirtildiği gibi bu lokasyonlar şu an sadece varsayımdır.

Bulunan sikkelerden Hermes’in İmbros için önemli bir tanrı olduğu açıktır.

 Bölüm 3: İmbros Gezimiz

Açık konuşmak gerekirse yaz tatili için Gökçeada’ya gitmek aklımızın ucundan bile geçmemişti.ETS ile ayarladığımız Karia Turu’nun Ramazan dolayısıyla iptal edilmesi üzerine yaşadığımız hayal kırıklığı bizi yeni birşeyler yapmaya itti.Harita üzerinden bir bölge seçip kendi imkanlarıyla seçilen bölgede tatil yapan insanları sevmişimdir.Biraz hazırcıyım herhalde çünkü böyle birşeye daha evvel hiç yeltenmemiştim.Bir gün içerisinde yaptığımız tatil planı ile anne tarafından dedemin memleketi olan İmbros’a (Gökçeada) gitme kararı aldık.Bu ada Türkiye’nin en büyük adası ve en uç noktası olma ünvanlarına sahip.En son 14 yaşımda gelmiştim buraya şimdi ise sevgilimle gelecektim :)   Mitolji ve Tarih’e olan ilgimi artık sitemi takip edenler biliyordur diye düşünüyorum.İmbros’un mitolojik açıdan önemini gayet iyi biliyordum ve burada Kaya Mezar haricinde bir tarihi kalıntı bulamayacağımızı da.Ama onun dışında şirin Rum köyleri,eşsiz doğal koylar bizi bekliyordu.

Kaldığımız otelin işletmecisinin Arkeolog olması,bu meslekle uğraşan insanları doğrudan çekim alanıma aldığımı bir kez daha gösterdi.Elektrik Mühendisi’nden çok Arkeolog tanımaya başladım artık.Tatilimizin ilk günü,bir yıldır özlemle beklediğimiz denize girmekle geçti.Kefaloz Koyu’nda Aydıncık Plajına gittik.Hemen arkasında bulunan Tuz Gölü’nün üzerinde yürümek çok değişik bir duyguydu.Haritada gösterilen küçük kaya mezarlarını aradıysak da bulamadık.

3 Tuz Golu Imbros

 Tuz Gölü

Aynı günün akşamında keşif yapmaya doyamadığımız için Agia Theodori’ye (Zeytinliköy) gitme kararı aldık.Madamın Kahvesi isimli mekanda dibek kahvelerini içerken mekanı işleten amcalarla rumca konuşmaya başlamamız beni bir anda heyecanlandırdı.Hemen sormaya başladım ‘Dedem buralı tanıyor musunuz ? ‘

Çarşamba günü başka bir koyda denize girmek istedik.Malum kendi turumuzu ayarlamışız o kadar hergün aynı şeyleri yapmak olmaz.Sualtı Milli Parkı sınırları içerisinde olan YıldızKoy’a gittik.Burada bir plaj bulunmuyordu fakat kayalar adeta insanlar denize girebilsin diye düzenlenmişti sanki.Denizin dalgalı olması Poseidon’un atlarını dizginlediğine bir işaretti benim için.Ya da rüzgar o yönden esiyordu.İlk düşündüğüm daha mantıklı geldi :) Aynı günün akşamı Kastro’da (Kaleköy) balık yemeye gittik.’Ben Sarıyerliyim kardeşim,balığın içinden geldim’ diye iki mekana racon kestikten sonra üçüncü mekanda ahtapotumuzu kalamarımızı ve balığımızı yiyebildik.

Perşembe akşamı tatilin sonuna iyice yaklaştığımızı hissettik.Cumartesi günü sabahtan geri dönecektik.Tekrar YıldızKoy’a gitme kararı aldık.Deniz gene aynı şekilde…Önce ikimiz vardık koyda..Ürktük denizden biraz..Sonra insanlar gelmeye başlayınca cesaretimizi topladık ve atladık sulara.Akşam Kaleköy’ün simgesi olan tepedeki kaleye çıkma kararı aldık.M.Ö.5.yüzyılda yapılan kale daha sonra Bizanslılar ve Cenevizliler tarafında onarılmış.Çevreyi gözlemek için ideal bir konuma sahipti burası.

4 Imbros Kale 

Cuma günü geldiğinde adada en rahat yüzülen yere gitmeye yani Aydıncık Plajı’na gitme kararı aldık.Akşama kadar burada yüzdükten sonra son bir kez Madamın Kahvesi’ne gittik.Bu arada bahsi geçen günlerin içinde şehir merkezini birçok kez dolaştık ve uzun yollar yürüdük.Sağolsun otel işletmecimizin yürümesi çok keyifli dediği yolların hepsi yaklaşık 7 km olduğu için toplu taşımayı tercih ettik :)

Kaya Mezar’a uğramak pek içimizden gelmedi.İlk baştada belirttiğim gibi ne bir tabela ne de bir hikayesinin olmayışı ve rehberde gördüğümüz resimden sonra gitmek istemedik.Rehberdekinden fazlasını göreceğimizi de pek düşünmüyorum.

 Kısacası Gökçeada,Antik Çağlara ait kalıntılar görmeyi bekleyenler için iyi bir tercih değil belki ama benim gibi pagan mantığında yaşıyorsanız ve içinizde 12 Tanrı sevgisi varsa ideal bir ada.Rüzgarı,Dağ Kokusu,Denizi ile gözlerinizi kapadığınızda çevrenizde o mitolojik büyüyü çok rahat hissedebiliyorsunuz.Achilles’in bu adaya uğradığını bilmek bile mükemmel bir duygu…Ayrıca biz Rumlar’ın burada hala etkin olarak yaşadığını görmek beni ayrı mutlu etti.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu 

Kaynakça:

1-)Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

2-)Ksenophon,Hellenika (V.I.31)

3-)Gökçeada Değerleri Sempozyumu Notları

4-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü ,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,İstanbul,1997

Rock’n Coke 2009 Günlükleri

3 Comments

 

   Öncelikle herşey Nine Inch Nails’ın geleceğini öğrenmemle gerçekleşti….Metallica’dan sonra ,gideceğim konserlerde biraz daha seçici olmayı kendime kazandırmıştım.O küçük metalci dönemlerinde olduğu gibi ‘ ne Fort of Lort’mu geliyor hemen en önden izlemeliyim’ modundan çıkmam gerektiğini Metallica’nın verdiği 50 kredi değerinde Metal Dersi’nden sonra iyice anlamıştım.Tek günlük aldığım Rock’n Coke bileti,kombine alan başka bir arkadaşımın talihsizlik sonucu konsere gelememesiyle iki günlüğe dönüştü bir anda…Aslında pek birşey fark etmeyecekti benim için Linkin Park dinlemeyi tam 7 yıl evvel bırakmıştım çünkü…Neyse detaylara ilerleyen kısımlarda değineceğim.18 Temmuz Cumartesi günü gayet cool bir şekilde akşam üzeri festival alanına gittik…Cool bir şekilde diyorum çünkü çoook eskiden sabahın 10unda konser alanında olunması gerekir diye düşünürdüm:) Saat 18:00′ı gösterdiği an Juliette Lewis sahne almıştı…Kendisine Natural Born Killers’tan ötürü bir hayranlığım zaten vardı.Sahnede de görmek iyi olacaktı. Juliette Lewis 2mi3

Juliette Lewis’i en önlerde bir yerlerde izlemek gerçekten keyif vericiydi.Bana Janis Joplin’in 2000 versiyonu gibi geldi.Her ne kadar rock piyasası içinde henüz çok fazla bir geçmişi olmamasına rağmen,ilerleyen yıllarda büyük işler yapacağından eminim.

Juliette Lewis 2 2mi3

Konser sırasına havanın çok sıcak olması üstümüze hortumlarla su tutmaları ayrı bir olay iken,Juliette’in konser sonunda üstündeki şu akbabamsı şeyi çıkarması ,bikini üstüyle kalması ve üstüne su tutulmasının istemesi  gerçekten hoş oldu :)

Ve Juliette sahneden indi…Nin Inch Nails’tan sonra performanslarını özellikle merak ettiğim Jane’s Addiction’ı beklemeye başladık.Jane’s Addiction’ın belki bir 10 şarkısını biliyorumdur ama gitaristlerinin Dave Navarro olması bu gruba karşı olan hisleri iyi yönde tetiklemektedir.Rockstar olmak için yaratılmış bir insan mübarek.Adamı izlerken devamlı küfür etmekten kendinizi alamıyorsunuz.Hani milletimizin huyudur,küfür ederek takdir etmek…(Ne solo attı,….. …… evladı).

Janes  Addiction 2mi3

Resimde’de görüldüğü gibi Dave Navarro ‘Arkadaşlar Yrd.Doç.Rockstar’ım,kasmayın ağlatırım’ derecesine sahne duruşu ve Perry Farrel isimli vokal arkadaşın gayvari duruşu…

 

Dave Navarro 2mi3

Jane’s Addiction ‘Sex is Violent’ı çaldığı sırada Juliette’in sahneye geleceğini düşündüm fakat olmadı.Ne de olsa Natural Born Killers’ın  OST albümünde bulunan bir şarkıydı,gelmemesi için hiçbir sebep yoktu.Sağlık olsun….

Elimde konser sırasında çekilmiş çok daha fazla resim var ama bildiğiniz bencil davranma ihtiyacı duyduğumdan dolayı paylaşmıyorum.Resimleri çeken sevgili sevgilim yeşimmin’e ayrı bir teşekkür sunarım.Kendisi adeta Dimitri Nirvana’ya ulaşsın ben resimleri çekerim şeklinde davrandı ve beni çok mutlu etti..Öptüm onu burdan…:)

Jane’s Addiction üstüne Duman çıktı sahneye,bizim için yemek molası gibi birşeydi….Lakin bu yaşıma kadar kaç kere Duman konserine gitmişim,gidip ‘İçööğrimmm Böööeennnnnnnnn’ diye bağırmanın gereksiz olduğunu düşündüm.Yemek yerken Nine Inch Nails konserinde göğün kaçıncı katına ulaşırım diye düşünmeye başladım.Malum Metallica konserinde Tanrılar ile kanka olmuştum adeta Olympos’un zirvesinde….

Duman sahneden indi…Yardırdık konser alanına doğru…Geldik en önlere doğru,kafamı bir çevirdim sağa takım elbise giymiş bonus kafalı bir eleman ve arkadaşları adama baktıkça ben terledim…Grubun hırvat olduğuna kanaat getirdikten sonra,adamların ileri düzey Nine Inch Nails fanı olduklarını performanslarından dolayı anladık..

Bekledik bekledik ve beklenen an geldi…..Ne giriş şarkısı ‘Somewhat Damaged’mı ölürüm ama….Tıpkı Metallica’da olduğu gibi kendimi hırpalamayıp adam gibi konserimi izleyeceğimi düşünmüştüm ki gene yalan oldu tabii ki…

Nine Inch 2mi3

 Nine Inch Nails Rock’n Coke playlisti ve 2mi3′un durumu şu şekildeydi:

Somewhat Damaged ,Terrible Lie ,1.000.000 ,Discipline ,March of the Pigs ,Piggy ,The Becoming ,Burn ,Gave Up ,Fragile ,The Way Out Is Through ,Wish ,Survivalism ,Suck ,The Day The World Went Away ,Hurt ,The Hand That Feeds ,Head Like A Hole…….Ve 2mi3 Nirvana’ya bir kere daha ulaştı ve Buddha ismini aldı…

 

Nine Inch 2mi3 1

Konser sırasında Trent Reznor o kadar kendinden geçmişti ki önce klavyeyi yere fırlattı,sonra mikrofonu attı…Daha sonra mikrofon ayağını sahne ışıklarına fırlatıp birini sanırım kırdı ve konser bitiminde de gitarı sahnede fırlattı ve konser bittikten sonra yerdeki gitarın sesini bir 5 dakika duyduk…Aşmıştı,aşmış ötesiydi…

Nine Inch Nails’ın ardından sahneye Prodigy çıktı….Teee küçüklüğümden beri şarkılarını bildiğim bir gruptu Prodigy..En öne geçtik ama yanımıza gelen garip tiplerle tartışmamız sonucu ve Prodigy sırasında sahnede sanki Destruction varmışçasına Pogo yapan gençlerden ötürü arkaya geçtik…Ah be yavrularım Prodigy’de pogo mu yapılır..Bilmiyorsun ne yapacağını aç bir konserini izle bir yerden öyle gel….Neyse….

Prodigy saat 03:00′a doğru bitti ve eve gelmemiz 4′ü buldu…Ertesi gün bayaa geç gittik konser alanına…Kaiser Chiefs’e kadar hiçbir grubu dinlemedik…Burdan anlaşılmasın ki Kaiser Chiefs hayranıyız…Tamamen Linkin Park’ta önde olmaktı amacımız…Tamam sevmiyor olabilirim ama arkadaşım Serhan seviyor…Kırıym mı çocuğu yani…

Kaiser Chiefs üzerimizde adeta bir travma yarattı…Gereksiz eğlenceli gruplar beni biraz geriyor da….Adamlar kelebek gibi,sinirimi bozdu konser sırasında..Üstüne ağzıma ‘Oh My God’ isimli şarkıları dolanmaz mı inanın 3 gündür kurtulamadım hala…Yalnız adamların vokali acayip enerjik,hani Kaiser’dan ayrılıp çok daha iyi yerlere gelebilir.Ama eğlendirmesin insanları lütfen….Off geçmiyor etkisi hala,çok kötü…

Kaiser sahneden inerken son derece mutlu olmuştuk…Rock’n Coke ‘un benim için değil belki ama büyük kesimi için beklenen grup sahneye çıkacaktı.Liseye giderken ‘Hybrid Theory’ isimli ilk albümlerini almıştım,şimdi doğruya doğru iyi bir albümdü o.Ama sonra yaptıkları şarkılar ve biraz da medyanın etkisiyle adamlardan son derece soğumuştum.Aptal rock müzik dergilerinin kapakları,hediyeleri zaten bir çok gruptan soğutuyor insanı…’Bu ay herkese Jonathan Şapkası….’

Linkin Park sahnede gerçekten iyiydi…Çok iyi bir performans sergilediler ve sahneyi çok güzel kullandılar…Bu demek istediğim sahneyi dolduruyorlar anlamında değil ama.Sahne’yi dolduran grup Nine Inch Nails’tı benim için….Linkin Park’n son derece enerjik olması,ve vokallerin canlı performanslarının da tıpkı albümdeki gibi olması beni gerçekten etkilemişti.Davulcuları ise ayrı bir olaydı.Konser sonunda adamlara olan saygım arttı şimdi doğruya doğru…

Ve Rock’n Coke sona erdi…Seneye acaba kimler gelir diye düşünmek kaldı…Gittiğim ikinci Rock’n Coke festivaliydi çünkü gitmeye değecek ikinci Rock’nCoke festivaliydi..(İlki The Cure ve Korn’un geldiği festival, Iggy Pop festivale değil direk konsere gelmeli diye düşündüğüm için onu saymıyorum).

Konser sonunda  1 adet Nirvana’ya erişmek (Nine Inch Nails sayesinde),bir adet travma geçirmek (Kaiser Chiefs sayesinde) , 1 adet saygı duruşu (Linkin Park sayesinde) ,1 adet küfürle övgü yağdırma (Janes Addiction sayesinde) ve 1 adet şaşılaşma (Juliette Lewis sayesinde) elimize geçen ganimetler oldu…

Bu yazıda görmüş olduğunuz fotoğrafların tümü Yeşimminn tarafından çekilmiştir.Başka bir dergide gazetede yayınlanmış değildir.Devamı bizdedir ve paylaşılmamaktadır.Her ne kadar Serhan Facebook’ta teşhir etmiş olsada…Canı sağolsun :)

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yesimminn ve 2mi3

 

İlyada’nın Likyalı Prensi:Sarpedon (Σαρπηδών)

Leave a comment

Yunan Mitolojisi’nde bazı kahramanlar vardır ki neredeyse adlarını duymayan kalmamıştır.Bunlar haricinde de öyle kahramanlar vardır ki adları hiç duyulmamış olmasına rağmen Mitoloji’ye yön vermişlerdir.Homeros’un İlyada’sında sürekli karşımıza çıkan Sarpedon ( Σαρπηδών) da bu kahramanlardan bir tanesidir.Belki Troya tarafında Akhalara karşı savaşmış olması ,bugün adının az biliniyor olmasına neden olmuş olabilir.Oysa bu kahraman Rodos kralı Tlepolemos’u öldürmüş ve Patroklos tarafından öldürülmüştür.İlyada’yı okurken Sarpedon gibi bir kahramanın Patroklos tarafından öldürülmüş olması bence birçok okuyucunun gücüne gitmiş olabilir.Şahsen kendisine daha iyi bir son düşünüyordum.

Sarpedon a 2mi3

Peki kimdir bu Sarpedon?

Sarpedon,Troya Savaşı’nda Troyalılar’a yardıma gelmiş Likyalı bir prenstir.Sarpedon Zeus’un Dünya üzerindeki oğullarından birtanesidir.Sarpedon’un Troya yanlısı olarak savaşa girmesinin sebeplerinden birtanesi bana göre Likya’nın Anadolu’da bir yerleşke olması ve Troya’nın da Anadolu’nun en önemli kapılarından birisi olmasıdır.Nitekim antik çağlarda Troya günümüzde Çanakkale olarak bilinen yer her dönem en kritik savaşların yapıldığı bir bölge olmuştur.Birinci Dünya Savaşı’nda bile düşman kilit nokta olarak burayı görmüştür.Her daim söylediğim gibi Mitoloji masal değil,tarihe yön veren önemli bir kriterdir.Bana kalırsa Çanakkale’nin coğrafi ve siyasi açıdan önemi dillere destan Troya Savaşı sayesinde yayılmış ve milletlerin aklında yer etmiştir.

Konuyu dağıtmadan Sarpedon’a geri dönelim.Likyalı Prensin Troya Savaşı sırasında Hector’a cesaret vermek için söylediği şu sözler kendisinin ne denli büyük bir kahraman olduğunu göstermektedir.

‘Ben ta uzaktan geldim,Anaforlu Xanthos’tan,uzak Lykia’dan,Karımı Çocuğumu koydum orada,Yoksulların göz dikeceği bir sürü mal mülk koydum.Savaşa sürüyorum Lykialılar’ı yine de,kendim de en öndeyim;işte bak!

Gerçekten de Sarpedon cesareti ve adilliği ile gerek kitapta geçen dönem halkının sevgisini gerekse okuyucuların sevgisini kazanmaktadır.

Sarpedon 2mi3

Sarpedon’un ölümü İlyada’nın sonuna doğru gerçekleşmektedir.Akhaların siper olarak ördüğü duvar üstünde büyük bir delik açan Sarpedon,Achilles yerine savaşa katılan Patroklos tarafından öldürülmüştür.Daha sonra Patroklos Hector tarafından öldürülecek ve Achilles arkadaşının intikamını alacaktır.Oğlunun ölümü üzerine Zeus,cesedin parçalanmaması ve Sarpedon’un onurunun zedelenmemesi için Apollon’u çağırarak O’nu oradan kaçırmasını ister.Ve böylece Sarpedon’un cesedi mistik bir şekilde Likya’ya getirilir.Geleneklere göre baba toprağında gömülen Sarpedon adına ‘Sarpedoneion’  isminde bir tapınak yapılır.

Bundan binlerce yıl evvel ,ama hayal ürünü ama gerçek bilemiyoruz,böyle bir kahramanın var olması belki de kendisinden sonra gelen birçok kişiye ilham vermiştir.Belki birçok kahramanı etkilemiştir Sarpedon,birçoğu onun gibi olmak istemişlerdir belki.

Ama hayal ürünü ama gerçek,bundan binlerce yıl evvel günümüzde bile hala geçerli olan kahramanlık kavramının özünü verebiliyorsa bize Sarpedon, kendisi çoktan ölümsüzlüğe ulaşmıştır bile…

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Homeros,İlyada,Çev.AzraErhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

Yunan Mitolojisinin Roma Tarihine Kazandırdığı Kahraman,Aeneas (Αἰνείας)

Leave a comment

 Aeneas a 2mi3

Yunan mitolojisinde öyle bir kahraman vardır ki ,Roma Dünyasının O’na verdiği önem Yunan Dünyasından fazladır.Bu kahramanın adı Aeneas (Αἰνείας) .Kendisine ilk önce Homeros’un İlyada’sında rastlamaktayız.Akhaların en önemli savaşçılarının elinden her seferinde kurtulan adeta Tanrılar’ın kayırdığı bir adam Aeneas.Tabii böyle olması biryerde doğal karşılanabilir,çünkü kendisi Aşk ve Güzellik Tanrıçası Aphrodite’in çok sevdiği oğlu.Hatta o kadar çok sevdiği oğlu ki,ünlü Akhalı savaşçı Diomedes’ten korumak isterken oğlunu bileğinden yaralanmıştır.

 Aeneas b 2mi3

Kehanete göre Aphrodite ,Anchises ile birlikte olmadan önce ona kendini açıklamış ve Troyalılar’a hükmedecek bir oğlunun olacağını ve bu oğlunun da oğullarının olacağını ve bunun böyle devam edip soyunun sonsuza dek gideceğini söylemiştir.Hatta bazı rivayetlere göre Troya Savaşı’nı sırf Aeneas Troyalılar’a hükmetmeye başlasın diye Aphrodite çıkartmıştır.

Aeneas c 2mi3

Mitolojiyle ilgilenenleri geçtim,sinemayı takip eden bir insan Troya kentinin başına ne geldiğini bilir.İşte bu yıkımdan Aeneas sağ kurtulmuş ve babasını (sırtında taşıyarak), çocuklarını,karısını ve sağ kalan Troyalılar’ı toparladıktan sonra İda’ya çekilir ve burada yeni bir şehir kurar.Bundan sonrasını ise Romalı şair Vergilius’tan öğrenmeye devam ediyoruz.Aeneas’ın hikayesi bana göre burada ilginçleşmeye başlamaktadır.Çünkü İlyada’ya göre daha kahraman daha güçlü anlatılır.İda’da kısa süre kalan Aeneas bir yolculuğa başlar ve en sonunda İtalya’ya ulaşır.Efsane yıllar sonra burada devam eder ve Aienieasoğulları’nın 16.kralı olan Numitor’un tahttan indirilişi,oğlunun öldürülmesi kızının ise çocuk sahibi olmaması için büyük yükümlülükler altına sokulması derken Romus ve Romulus ikiz kardeşler dünyaya gelir ve Romulus Roma’yı kurar.

Aeneas d 2mi3

Aeneas’ın Troya Sonrası Yolculuğu

Duruma bakılacak olursa kehanet gerçekleşmiştir,Aphrodite’in oğlunun soyu kuşaklar boyu devam etmiştir.Ama olayların gerçek yüzüne bakacak olursak şunu farkedebiliriz.Öncelikle basite indirgeyecek olursak Aeneas,Yunan Dünyası için ne bir Achilles ne bir Perseus ne de bir Theseus’tur.Aeneas  sadece İlyada’da geçen Tanrılar’ın sevdiği,neden ölmemesi gerektiği her adı geçtiğinde vurgulanan ve bir kehanet üzerinden ömrünü geçiren  Troyalı’dır.

 Aeneas e 2mi3

Peki Roma Dünyası neden bu kadar sahiplenmiştir Aeneas’ı?

Roma kurucuları soylarını ,tarihi  çağların başlangıcına dayandırmak,Zeus ve Aphrodite gibi ilahi atalara sahip olduğunu göstermek için bu yola başvurmuşlardır.Üstelik Pierre Grimal’ın ‘Mitoloji Sözlüğü’ isimli eserinde belirtildiği gibi böylece, Roma’nın büyüklüğü ve önemi Homeros tarafından yıllar önce İlyada’da belirtilmiş olacaktır.Ve gene Pierre Grimal’in değindiği bir başka önemli nokta,Aeneas’ın soyundan gelmiş olmakla Roma,iki düşman ırk olan Troyalılar ile Grekler’in uzlaşmasını kendi imparatorluğunun içerisinde gerçekleştirecekti.

Yunan Mitolojisi ile ilgilenen,okumayı seven insanlara biraz masal okuyor gözüyle bakarlar.Oysa Aeneas örneğinden görmekteyiz ki Mitoloji ,Tarih’e detay katar ,önemini arttırır. 

*Aeneas’ın Troya sonrası yolculuğu detaylı bir şekilde Vergilius’un ‘Aeneas’ isimli eserinde işlenmiştir.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Vergilius,Aeneas,Çev.İsmet Zeki Eyüboğlu,Payel Yayınları,İstanbul,1995

2-)Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

3-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,İstanbul,1997

Older Entries Newer Entries

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.