En son Haziran’da yazmışım. 4 ay geçmiş üzerinden…Boş mu geçti, pek zannetmiyorum…

Daha evvel bahsettiğim gibi en son 1* Dalıcı Eğitimi’ne gidiyordum. Alnımızın akıyla aldık sertifikamızı, dalış defterimizi. Zaten ne olduysa ondan sonra olmaya başladı. Kısa Aktif Seyahatler… Hani belki birçok insana normal gelebilir ama bence çılgıncaydı. Kaş’ta 27 saat geçirmek için 36 saat yolda gitmek, bir haftasonunu Kıbrıs’ta geçirmek. Datça tatili…İş gezileri.

Ankara’ya 2 haftada bir gidiyorum, Taksim gibi birşey oldu artık. Çinliler’i dolaştırdım Antalya ve İzmir’de…Neyse.

Kaş – Datça – Kıbrıs

Kaş (11-12 Ağustos 2012)

Daha evvel Kaş’a gitmiştim, bahsetmiştim de. Duymuşsunuzdur, Kaş Türkiye’nin dalış cenneti. Her giden neredeyse bir deneme dalışı yapar merakından. Bende yapmıştım geçen yaz gittiğimde. Sertifikaları aldıktan sonra 4 arkadaş dedik gidelim Kaş’a. İyi de iş güç nasıl olacak. Dalış’tan sonra uçağa binmek de yasak. Otobüsle gitmek en mantıklısı diye düşündük. Akşam 8’de kalkan otobüs bizi öğlen 1’e doğru Kaş’a bıraktı. Otele bile yerleşemeden dalış teknesinde bulduk kendimizi. Hop iki dalış ayak üstü. Gelmişken Kaş’a akşam 10’da uyumak olmaz dedik ve biraz sabahladık. Pazar günü sabah 9’da gene dalış teknesindeydik. İki dalış da o gün yapıldı. Camel Reef ( Deve Resifi ) çok etkiledi beni. Suyun 20 metre altında bir kaya oluşumu ve yandan baktığınızda oturan bir deve görüyorsunuz. İki tane dev orfoz sizi karşılıyor aşağı iner inmez. Uçak Batığı’na daldık en son. Zannetmeyin ki düşmüş denize öyle kalmış. Eski bir kargo uçağını dalış keyfini ve turizmini arttırması ve bir resif oluşması için denize indirmişler. Yapma bir olay ama keyifliydi. Suratımda maske ve regülatör ile uçağın kapısından içeri girdiğimde, sanki ekipmanı çıkarsam içeride nefes alabileceğim hissine kapıldım. Yok öyle birşey tabii.

Kas Scuba Dive Team

Özet olarak Kaş’ta 27 saat kalmak, 4 dalış ve gidiş dönüş 36 saate yakın bir otobüs yolculuğu.

Datça : Biraz Tarih Biraz Dalış (18-22 Ağustos 2012)

‘…Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası’na bırakır. ‘ demiş Strabon 2000 yıl önce. Denizi,doğası,havası ile bir cennet. Açıkçası Dünya’da çok yer var bu şekilde.Ama Knidos… Eşi olmayan bir liman kenti. Ege ile Akdeniz’in tam birleştiği noktada bir antik kent. Afrodit Tapınağı, Apollon Tapınağı, Korinth Tapınağı, Güneş Saati ve orjinali bulunamamış olsa da Dünya’daki ilk çıplak Tanrıça heykeli: Knidos Afroditi.

Heykeltraş Praksiteles, İstanköy adasının siparişi üzerine iki adet Afrodit heykeli yapar. Biri giyinik, diğeri çıplak. Siparişi verenler çıplak heykeli almak istemezler. Kesin o dönem de vardır, görüp ‘Başımıza taş yağacak’ diyen insanlar. Knidos sahip çıkar çıplak Afrodit’e. Şehirlerinin en güzel noktasına koyarlar.Heykelin ünü alır başını gider, derler ki Dünya’nın her yerinden heykeli görmeye gelirler. Knidos sikkelerinde bile basılır Afrodit Heykeli.

Knidos City 2mi3 Ancient

Knidoslu Afrodit Heykeli’nin, yuvarlak planlı Afrodit Tapınağı’nın tam ortasına konulduğu söylenir. Tapınaktan içeri girilir girilmez,yapınından yuvarlak planlı olmasından dolayı, Afrodit karşılar sizi. Tabii Knidos’a dair rehber kitaplarında devamlı Afrodit Heykeli’nin bulunamadığını ama kaidesini görebileceğimiz yazmaktadır. İster istemez insan kenti dolaşırken kaide arıyor. Kenti gezen turistlerin de kitaplarına baktık, orada böyle bir bilgi bile yok. Antik Kent gezme deneyimlerinden, kaideden kastın bu tapınak olduğunu anladık tabii. Neyseki bu düşüncemi Vikipedi’de destekliyor.

Knidos Aphrodite Temple 2mi3

Knidos kent olarak önemli olduğu kadar, yetiştirdiği değerler açısından da önemli. Dönemlerinde çok ünlü olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos, astronomi ve matematik üzerine çalışan Eudoksus hep burada yaşamış. Valla Knidos’da yaşayıp da ilham gelmiyorsa problem var demektir. Mecidiyeköy’ün göbeğinde yaşayıp birşeyler üretmek için ilham beklemek,hele ki bu teknoloji çağında, çok çok zor.

Knidos 2mi3 Road Temple

Knidos Antik Kenti’ndeki bir başka güzel eser de Güneş Saati. Az evvel ismi geçen Eudoksus tarafından yapıldığı söylenmektedir bu yapının. M.Ö. 370 , 2382 yıl önce, etkileyici …

Knidos Sun Dial 2mi3

Knidos’ta gezimizi bitirdikten sonra tekne ile döndük geri. Datça, çok çok güzel bir yer. Fevzi’nin Yeri’nde yediğimiz akşam yemeğini hala unutamadım. Öyle çok büyük bir sofra değil. Bir ufak rakı, Ege otları, Peynir, Zeytin, Ahtapot, Kalamar… Kendimi Yunan Tanrısı gibi hissetmem için yeter de artar 🙂

Gelelim Datça dalışına…Aslında Knidos gezisinden önceki gün yaptım dalışı. Ama anlatmaya şimdi sıra geldi. 2 dalış yaptım toplamda. Görüş son derece açık, su berrak…Canlılık tam Ege. Lahoz, Müren, Deniz Tavşanları, uzun uzun Trompet Balığı sürüleri görülenler arasında. İkinci dalış noktası ise en sevdiğim türdendi. Çapa ile amforalar ve upuzun bir resif:) Dalış sonrası amforaların orjinal olmadığını öğrendim gerçi ama o ilk gördüğünüz an ki heyecan acayip. Gerçi bazı yerlerde kırık olanların orjinal bütün olanların sonradan konulduğu yönünde bir söylenti hakim. Antik Çapa ise  bir kaçtanesinden sadece biri. Meşhur olan Antik Çapa Datça’da bir başka dalış bölgesinde 35 metrede..Ben açıkçası 24 m’ye kadar indim . Antik Çapa dedikleri de 200 yıllıkmış hani. Demin Güneş Saati için 2382 yıl demiştik 🙂 Şu Antik kelimesini kullanırken iki kere düşünmek gerekiyor.

Kısaca Datça’da dalış son derece keyifli bir aktivite. Gidenlerin mutlaka denemesi gerekir diye düşünüyorum. Alfred ile dalmak bir ayrıcalıktır bu arada 🙂

Datça’ya Şeker Bayramı’nda gittik. 3 gece kaldık, biraz sıkıştırılmış bir program oldu. Eski Datça’ya çıkamadık. Can Yücel Evi’ne gidemedik. Ama tekne turu koylar, dalış, Knidos, rakı, badem derken 3 günde bayaa bir mutlu olduk.

Kıbrıs : Güzel Bir Haftasonu, Dalış Keyfi ve St.Hilarion Kalesi  (22-23 Eylül 2012)

Hani bir geyik muhabbeti vardır. Haftasonu Paris’teydim, Haftasonu Barcelona’daydım.. Ben de Haftasonu Kıbrıs’taydım. Çok enteresan bir duyguymuş Cuma akşamı uçağa atlayıp iki günü bir başka yerde geçirmek. İyi kazandığımdan değil, tamamen kısmet. Arkadaşımız var Kıbrıs’ta severiz kendisini. O İstanbul’a geri dönmeden bir Kıbrıs göreyim dedi Yesimminn. Sonra beni de çağırdı, hatta uçak biletimi bile aldı 🙂 Anlayacağınız ne otel derdi, ne ulaşım derdi. Gitmişken dalarmıyım, dalarım tabii…

Cuma akşamı şirketten çıktım, eve gittim, üstümü değişip çantamı kapıp doğru uçağa bindim. Cumartesi sabahı uyandığımda herşey çok güzeldi. Şehir karmaşasından sonra adada uyanmak mükemmel birşey. Doğru gittik plaja, ben dalacağım bizimkiler yüzecek. Oradaki dalış merkezi ekibi çok iyiydi. Tam donanımlılar, üstelik her dalışlarında su altı fotoğraf makineleriyle dalıyorlar.Maalesef Türkiye’de dalış okulları bundan yoksun. Dalıyorsunuz ama bir fotoğrafınız olmuyor su altında. Şanslıysanız birinin makinesi olur, rica edersiniz. Kıbrıs’ta öyle değildi, su altında göz göze geldiğiniz an fotoğrafınız çekiliyordu. Neyse, dalış ekibinin zodyak botuyla dalış noktalarına gittik geldik. Şu Caretta Caretta’yı gene su altında değil, su üstünde gördüm. Kıbrıs’ın su altı dünyası hakikaten çok farklı.Görüş çok net, canlılık hakim ( Belgesellerdeki rengarenk değil tabii ), yer yer mercanlar oluşmuş, orfoz balıkları, deniz tavşanları, papağan balıkları gündelik bir koşuşturma içerisindeler sanki. Bugüne kadar 4 eğitim dalışıyla birlikte henüz toplamda 14 dalış yaptım, en keyiflisi Kıbrıs’tı sanırım.

2mi3 Cyprus Scuba Orfos

Yukarıdaki fotoğraf Kıbrıs’ta çekildi. 26-27 metre derinliğe kadar inmiştim eğitmenin yanında, o sırada derinlerden bana doğru gördüğünüz Orfoz balığı yaklaştı,tam önümden geçerken de bu fotoğrafımız çekildi.

2mi3 Cyprus Anthozoa Scuba

Ve işte Kıbrıs’tan bir fotoğraf, mercanlar oluşmaya başlamış.Üzerinde gezindiğimiz resifin, derinlere doğru giden kısımlarında oyuklar içerisinde boy göstermeye başlamışlar.

Kısacası, Kıbrıs’a sadece dalış için bile  tekrar gidilebilir 🙂

St.Hilarion Kalesi : Masal Kaleleri’nin İlham Perisi

Ve Pazar günü geldi. Akşamında İstanbul’a dönecek olmamın verdiği iç sıkıntıyla uyandım. Yanında kaldığımız arkadaşımız Gürcem, akşama kadar ki seçenekleri sundu bize. St.Hilarion mantıklı geldi. Açıkçası giderken nasıl bir yer olduğunu bilmiyordum. 18 yaşında gitmiştim Kıbrıs’a ama burayı gezmemiştim. Normal bir kaledir işte diyordum. Görünce şaşırdım. Eğer tamamen korunmuş olsaydı, bugün İtalya’daki San Gimignano’dan daha önemli olabilirdi. Fakat herşey de bir hayır var, kurulmuş olduğu tepenin doğasıyla içiçe geçmesi, ağaçların aralarından tırmana tırmana tepesine çıkılabilmesi apayrı bir hava katmış. Bir ara bilgisayarda oynadığım Diablo’nun içerisine girdiğimi düşündüm.

Gelelim hikayesine….

Öncelikle St.Hilarion kimdir ? M.S. 291 yılında Filistin’de doğmuş, daha sonra Kıbrıs’a gelerek 371 yılında burada ölmüş bir aziz. Tabii  bu kadar basit değil. Pagan bir ailenin oğlu olarak doğuyor, eğitim alması için İskenderiye’ye gönderiliyor,burada Hristiyan oluyor. Daha sonra inzivaya çekilip kendini dine, tedavi yöntemlerine ve şeytan çıkarma yöntemlerine adıyor. Bir süre sonra Mısır’a dönüyor,burada tutuklama emri çıkartılıyor.Sicilya’ya kaçıp, oradan da Kıbrıs’a geliyor. Durum böyle olunca da Kıbrıs’ta kaleye adı veriliyor.

St.Hilarion Kalesi’nin ne zaman yapıldığı bilinmese de 1191 yıllı kayıtlarda adına ilk kez rastlanıyor. Kale, Arap saldırılarına karşı Kıbrıs’ta yapılmış 3 kaleden biridir ve en tepe noktası denizden 732 m yüksekliğindedir.

St Hilarion Castle Map Cyprus 2mi3

St.Hilarion bir dönem Lüzinyanlar’ın yazlık ve dinlenme yeri olarak işlev görmüştür.Vikipedi bilgisine göre Lüzinyanlar, 1192 yılında Kudüs Kralı Guy de Lusignan’ın Kıbrıs’ı Aslan Yürekli Richard’dan satın almasıyla başlayıp 1498’de Venedik istilasıyla son bulan bir hanedanlıktır.

St.Hilarion Kalesi’nin tarihinde, gezerken okuduğum ve bunu bilerek dolaşmamın beni daha da havaya soktuğu bir trajedi mevcut.Prens John…Zaten kale içerisinde Prens John Kulesi diye de bir yapı mevcut. Rivayete göre 14.yy sonlarında Kıbrıs Kralı Peter’in kardeşi Antakya Prensi John, kendisine düşman olan Kraliçe Eleanor’un, prensin kendi korumalarını kışkırttığını ve kendisi öldüreceklerini düşünür. Bunun üzerine Prens John korumalarını çağırarak,teker teker kuleden aşağı atar.

2mi3 Cyprus St.Hilarion Prince John Tower

Böyle bir yapı olur da 2mi3 uzaktan mı bakar..Tabii ki hayır. Doğru yürüdüm Kule’ye, trajedinin gerçekleştiği yerde 2-3 dk. hayal ettim.

St.Hilarion Kalesi, dönemindeki yapısından dolayı Walt Disney’in ‘Pamuk Prenses ve 7 Cüceler’ çizgi filmindeki şatonun çizimine de ilham kaynağı olmuştur.

KıbrısStHillarion 2mi3 Church

-St.Hillarion Kilise-

Kale’nin ‘Royal Apartments’ olarak adlandırılan bölümü görülmeye değer bir nokta. Pencereler hala yerinde ( camlar yok tabii ki ), mimarileri göz alıcı. Ayrıca gene Kale içindeki Bizans Kilisesi çok özel bir yapı. Duvarlarda dikkatli bakıldığında hala ikona boyaları görülebiliyor.Basit bir Kale değil anlayacağınız, yürüyüp geçmiyorsunuz devamlı sizi iki dakika durdurup düşünmeye sevk ediyor.

St.Hillarion 2mi3 Royal Apartments Windows Cyprus

Kısacası, St.Hillarion sadece Kıbrıs’a gidenlerin değil her tarih severin mutlaka listesinde olması gereken bir yer . Doğa yürüyüşü, Tarih kokusu, farklı bir geçmiş deneyimi için ideal bir yer…Bir daha Kıbrıs’a düşerse yolum, şüphe etmeden tekrar giderim.

Bellapais Manastırı : Kıbrıs’ta Görkemli Bir Manastır

St.Hillarion’dan ayrıldıktan sonra baktık ki uçak için acele etmeme gerek yok. Bellapais geçti aklımızdan. Gidelim,görelim dedik. Arabayla yakın sayılır St.Hillarion’dan.

Bellapais küçük ve eski bir köy. Şöyle tarihlendireyim, Bellapais Manastırı M.S.12. yüzyılda inşa edilmiş. Bellapais Manastırı Gotik üsluba göre yapılmıştır. Manastır tamamen ayakta değil, fakat kilise kısmı gayet bakımlı.İçerde ikonalar,freskler mevcut. Augustinian mezhebi rahipleri bu manastırın ilk sakinleri. Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinden sonra Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’ne veriliyor.

Kıbrıs Bellapais Manastırı 2mi3 Cyprus

Bellapais Manastırı içerisinde yemekhane, çalışma ve sohbet odaları, yatak odaları ve hazine odası da mevcut. Hikayesinden çok görselliği ile önemli bir yer burası. Üst katlarına çıkıp avluyu tepeden görme şansınız da var . Ayrıca manastır içerisinde (yanlış hatırlamıyorsam yemekhane kısmı ) klasik müzik konserleri için bir alan oluşturulmuş.Günümüzde bu konserler aktif olarak devam etmekte.

Dalış ve Tarih Günlükleri’nde bu yaz gerçekleştirdiklerimiz bunlardan ibaret. Yeni bir işte çalışıyor olup, yıllık iznimin olmamasına rağmen en ufak bir tatili fırsat bilip bir yerlere kaçmanın heyecanı bambaşka. Çok ani kararlar çıkabiliyor ve bir bakıyorsunuz kendinizi yolda buluyorsunuz. Bakalım önümüzdeki Kurban Bayramı tatilinde yurtdışına çıkacağız.Daha evvel ne kitaplardan ne televizyondan bilmediğimiz bir yer. Dönüşünde paylaşacağım orasıyla ilgili gözlemlerimi.

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yesimminn

Advertisements