‘ ..Aslında 2012’deki en önemli gezi Dubrovnik’e yapılmıştı, anlamı benim için büyüktür…’2012’de bahsedilmeyenler ‘ olarak yazmam yakışık kalmazdı…’

Dubrovnik…Ragusa….Thesaurum Mundi….

Zaman boyutu üzerinde geçmişe doğru bir yolculuk…Gözümüzü açtık ve Orta Çağ’dayız…

Sene 1991, Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılışı ve İç Savaş. Hala anlamış değilim, Adriyatik’in İncisi’ni nasıl hırpaladılar o kadar. Hani kaza sonucu bir patlama olur tamam…Göz göre göre bombalanmış bir anıt şehir : Dubrovnik . Neyseki UNESCO’nun da katkılarıyla 2005 yılında tekrar eski görüntüsüne kavuşmuş. 2012 yılında da gidip görelim dedik 🙂

Denizin tam kenarında kurulmuş, yüksek ve geniş surlarla çevrilmiş, içerisine son derece önemli yapılar inşaa edilmiş bir şehir. Eskiden bilgisayarda ‘Age of Empires’ oynarken derdim, bir şehir kuracağım hiç savaşmayacağım diye. Sanki İlahi bir kuvvetin görsellik adına oynadığı bir oyun gibiydi Dubrovnik. Aziz Vlaho’nun ( St.Blaise ) koruması altında…

2mi3 Dubrovnik Top View

2mi3 Dubrovnik Top View

İstanbul’da da vardır hani, Suriçi diye bir bölge. Mantık aynı aslında Sur’un İçi. Tabii bizimkinde ne kadar dolaşmak istersiniz bilemeyeceğim, oysa çok yakın zamanda bir savaşta olmadı İstanbul’da… İnsan, sadece Dünya’ya değil kendisine bile zarar.

Neyse, konuyu dağıtmadan gezimizi anlatayım ben.

Ragusa, Aziz Vlaho :

St.Blaise ya da Aziz Vlaho…Dubrovnik’in koruyucu azizi. Anadolu’ya uzak bir isim sayılmaz çünkü kendisi Sivas doğumlu. Fizikçi ve piskopos. Günümüzde böyle bilim-din adamı var mı bilmiyorum fakat bir dönem çoğunun bir bilim dalında uzmanlaştıkları gerçek. Vlaho 316 yılında ölmüş ve bildiğim kadarıyla da Dubrovnik’te hiç bulunmamış. Fakat buranın koruyucu azizi kendisi. Her yerde heykelini görmek mümkün. Ayrıca rölik (relik, kutsal emanet) olarak tanımlanan kemikleri de Dubrovnik’te saklanıyor. Peki Sivas’tan Dubrovnik’e, nasıl koruyucu aziz olmuş.

971 yılında Ragusa’nın (bugün ki Dubrovnik, o dönemin Ragusa Cumhuriyeti) Venedikliler’e karşı kazanmış olduğu önemli bir zafer vardır. Rivayete göre, Vlaho, şehrin Venedikliler tarafından işgal edileceğini St.Stephen Katedrali papazı Stojko’ya görünerek bildirmiştir. Stojko gördüklerini Senato’ya anlatmış ve Senato’nun güvenini kazanmıştır. Aziz Vlaho’nun görünerek bilgilendirmesi ve Ragusa’nın zaferi, onu şehrin koruyucu azizi yapmıştır. Günümüzde de 3 Şubat tarihinde Vlaho’nun günü kutlanmaktadır.

2mi3 Dubrovnik St.Blaise

2mi3 Dubrovnik St.Blaise

Ragusa, denizcilikte oldukça ilerlemiş bir Cumhuriyet devleti. Hatta en büyük kozu gemileri ve deniz başarıları. Bir dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun da himayesini alınca karşı kıyılarındaki düşmanları Venedik’e kafa tutabilmişlerdir.

Şehir, başta da belirttiğim gibi denizin kenarında surların içerisinde…Küçük ve iyi korunuyor olması son derece zengin bir hale gelmesini sağlamış. Bugün müzelerinde farklı kilit sistemlerine sahip sandıkları görmek mümkün.

Dubrovnik Chests Lock System - 2mi3

Dubrovnik Chests Lock System – 2mi3

Bir de Orlando var … Gerçek hikayesini sonradan öğrendim, öğrenene kadar onu Dubrovnik’in kahramanı zannettim. Şehrin içerisinde St.Blaise Katedrali’nin hemen önünde, elinde kılıcıyla bir heykeli mevcut. Rehber tarafından bize anlatılan, Orlando’nun Dubrovnik’in en önemli kahramanı, şövalyesi olduğu yönünde. 8.yüzyılda Dubrovnik’i arap korsanlara karşı koruduğu rivayet ediliyor. Ama bunun da pek bir aslı yok. Orlando aslında Roland. Charlemagne ( tarih kitaplarından bildiğimiz Şarlman )’ın yeğeni ve önemli bir şövalye. Önemli savaşlara katılmış hatta adına şiirler yazılmış bir kişi. Fakat Dubrovnik’e geldiği bile kesin değil .Heykelin şehre yabancılar tarafından getirildiği söyleniyor. Orlando’nun kahramanlıklarıyla şehre belki bir yararı dokunmamış ama heykeli farklı bir amaçla kullanılmış. Dubrovnik dirsek boyu diye bir ölçü birimi… Orlando heykelinin sağ kolunun dirseğinden eline kadar olan kısmı 51,2 cm uzunluğunda olup, şehrin gümrük işlerinde önemli bir ölçü birimi olarak kullanılmıştır.

2mi3 Dubrovnik Orlando's Column

2mi3 Dubrovnik Orlando’s Column

Dominikan Manastırı :

Dubrovnik şehrinin surlarında farklı giriş kapıları mevcut. İlk giriş kapısı ve son giriş kapısında iki adet önemli manastır bulunmakta. Fransiskan ve Dominikan Manastırları.  Bu iki manastırla ilgili önemli bir ayrıntı mevcut. Şehrin iki farklı giriş kapısında bulunan bu manastırların yaşayanları, savaş halinde bu kapıları öncelikli olarak koruma ile görevlendirilmişlerdir. Fransiskanlar ve Dominikanlar adlarını kurucularından alan iki ayrı mezheptir. Fransiskan Manastırı’ndan çok beni etkileyen Dominikan Manastırı olmuştur. İç avlusu, rölikleri ve eski yazıtları içeren müzesi, heykelleriyle ünlü kilisesi ile tam görülmesi gereken bir yer.

Rölik (relic) demişken, başlıkta da adı geçti zaten, öncelikle bir tanımı yapalım. Rölikler, dinlerdeki kutsal sayılan kişilere ait eşya ve kemik parçalarıdır. Örnek verecek olursak, Topkapı Sarayı’nda görebileceğiniz Vaftizci Yahya’nın kafatası ve eli ile Hz.Muhammed’in hırkası Hırka-i Şerif rölik olarak nitelendirilir. Bu eşyalar ve kemikler, bir dönem ( hatta bugün bile ) ellerinde bulunduğu ülkenin prestijini arttırır. Tarihte bu röliklerin hediye amaçlı başka ülkelerin krallarına, kiliselerine gönderildiği görülmüştür. Daha evvel ki yazılarımda da bahsetmiştim, Truva Savaşı sonrası, Aeneas İtalya’ya giderken yanında kutsal heykel Palladion’u götürmüştür ve bu heykelin daha sonradan İstanbul’a da getirildiği rivayetler arasındadır.Aynı şekilde Orestes’in Kemikleri… Demek ki sadece ilahi dinlerle birlikte değil, Mitolojik Çağlar’dan beri röliklerin önemi büyüktür. Rölik geleneğinin Paganizm’den günümüze ulaştığı sonucuna da varabiliriz tabii. Yavuz Sultan Selim’in Kutsal Emanetler’i İstanbul’a getirmesi de rölikleri buraya getirip prestiji arttırmak olarak düşünülebilir. İlerleyen bölümde rölikler üzerine daha ayrıntılı duracağım.

Dominikan Tarikatı, Dubrovnik’te 1225 yılında ilk manastırını kurmuş fakat kilisesi ile birlikte son halini alması 14.yüzyılda gerçekleşmiştir. Böyle mükemmel bir yapının herhalde en kötü kullanıldığı dönem Napoleon Bonaparte’ın Ragusa’ya geldiği dönemde olmuştur. Manastırın bahçesi atlara bakmak için kullanılmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta kolonlar arasındaki boşluklarda atların su içmesi için yapılmış olan oyuklar görülebilmektedir.

2mi3 Dominican Monastery - A Place for Horses

2mi3 Dominican Monastery – A Place for Horses

Bu manastırın avlusunda önemini hala yitirmemiş bir bahçe ve ortasında güzel bir kuyu bulunmaktadır. Bahçenin içerisine girdiğiniz an ciğerlerinizde farkı hissedebiliyorsunuz.

2mi3 Dominican Monastery Well

2mi3 Dominican Monastery Well

Dominikan Manastırı’nın kilisesi ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü bu kilise içerisinde dönemin önemli heykelleri bulunmaktadır. Ayrıca dini motifler içeren vitrayların işçiliği görülmeye değer.

2mi3 Dubrovnik- Dominican Monastery-

2mi3 Dubrovnik- Dominican Monastery-

Dominikan Manastırı’nın içerisinde yer alan müzede Hristiyanlık azizlerine ait rölikler de sergilenmektedir. Parmak kemikleri, kafatasları, yüzükler, madalyonlar…vs hepsi bir o kadar değerli korumalarıyla sergilenmektedir.

St.Blaise Katedrali :

Az evvel bahsetmiştim, Orlando Anıtı’nı hemen St.Blaise Katedrali’nin önünde durmaktadır diye. Kendilerini koruduğunu düşünülen bir azize Katedral yapmamak olmazdı tabii.. Bu katedral, 1705-1717 yılları arasında mimar ve heykeltraş M.Gropeli tarafından yapılmıştır.

St.Blaise Cathedral - Dubrovnik, 2mi3

St.Blaise Cathedral – Dubrovnik, 2mi3

Bu katedralin bana kalırsa en önemli kısmı, içerisinde bulunan, bir ücret karşılığı girilen ve fotoğraf çekmenin tamamen yasak olduğu, Reliquary yani röliklerin saklandığı Hazine Odası’dır. Burada başta tabii ki St.Blaise’e ait olmakla birlikte, bir çok azize ait kemikler ve eşyalar sergilenmektedir. Ayrıca Hazine Odası’nın tam ortasında cam bir haç bulunmaktadır. Haçın orta yerindeki ahşap kısmın ise, Hz.İsa’nın çarmıha gerildiği orjinal haçtan bir parça olduğu düşünülmektedir.

İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için kendime orada satılan kitapçıktan satın aldım. İnternetten bulduğum görselleri paylaşacağım. Bilginiz olsun ‘Riznica Katedrale’ şeklinde arattığınız takdir de bu görsellere ulaşabilirsiniz.

Dubrovnik -Riznica Katedrale- Reliquary

Dubrovnik -Riznica Katedrale- Reliquary

Yukarıdaki fotoğrafta az evvel bahsetmiş olduğum haçı, tam ortaya bakarak görebilirsiniz.

Dubrovnik Relics

Dubrovnik Relics

Bahsetmiş olduğum kafatası ve kemik rölikleri yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi, bir o kadar değerli korumalar içerisinde saklanmaktadır.

*Fotoğraflar eklenecektir…

Dubrovnik Şehir Surları :

Dubrovnik’te, her ne kadar o güzelim Adriyatik kıyısında, yağmura yakalanmış olsak da, en keyifli aktivitelerimizden biri de surları yürümekti. Şehrin hemen ana giriş kapısından ( Pile Kapısı ) girince solunuzda yukarı doğru bir merdiven uzanır. Merdivenlerin hemen başında biletinizi kontrol ederler ve bir tam günü geçirecek kadar bir maceraya başlarsınız. Tarih, deniz, yağmur ve uzun bir parkur… Başladık yürümeye. İlk başta tedirgin olduk tabii, yağmur, rüzgar, yerler kayıyor. Ama her defasında antik bir gözetim kulübesine sığınmak bizi resmen tarihin içine çekti. Surlar, tüm eski Dubrovnik kentini 1940 metrelik bir uzunlukla çember içine alıyor ve kimi noktada 25 m. yüksekliğe ulaşıyordu.

2mi3 Dubrovnik - City Walls -

2mi3 Dubrovnik – City Walls –

Yukarıdaki fotoğrafta St.Lawrence Kalesi’ni ve sığınmış olduğumuz antik kulübelerden birini görebilirsiniz. St.Lawrence Kalesi’nin hikayesine daha sonra değineceğim, oraya da ulaşmamız bir o kadar maceralı oldu ama gerçekten değdi.

Şehir surlarında gezinmenin bir diğer güzel yanı da, parkurun orta bir noktasındaki denizcilik müzesi. Özellikle yağmur sırasında sığınmak ve biraz kurumak için de güzel bir durak oldu bizim için. Gemiler teknik olarak pek ilgi alanıma girmese de görsel olarak her daim hoşuma gitmiştir. Dubrovnik denizcilik konusunda döneminin en üst seviyesine ulaşmış bir yerdir. Hatta gemi yapımları o kadar farklı tekniklerle yapılıyor olacak ki bu konuda hiç sır vermek istememişlerdir. Bunu nereden mi anlıyoruz? Şehrin denize bakan kısmında, yani bugün de özellikle tur teknelerinin kalktığı yerde, o dönem gemi yaparlarmış. Gemi yapılmadan önce bir duvar örülür ve duvarın arkasında inşaası başlarmış. Gemi yapımı bittikten sonra ise duvar yıkılır ve gemi suya indirilirmiş. Denizcilik Müzesi, Dubrovnik’te yapılan her geminin el işçiliğiyle yapılmış maketlerini içermekte. Bu maketler de pek yeni sayılmaz tabii, her biri antika statüsünde. Bu maketler özellikle jest olması açısından, ünlü şahsiyetlere, devlet adamlarına hediye edilmiş; bugün müzede sergilenmektedir. Ayrıca, haritalar, dürbünler, sandıklar ve gemicilikte kullanılan diğer ekipmanları burada görmek mümkün. Dönemin ünlü amirallerinin yağlıboya tabloları da burada sergilenmektedir.

Aşağıdaki fotoğrafta döneminin özelliklerini taşıyan, fakat yeni yapılmış ve gezilerde kullanılan Karaka isimli Dubrovnik uslübü gemiyi görebilirsiniz.

Karaka the Galleon- Dubrovnik, 2mi3

Karaka the Galleon- Dubrovnik, 2mi3

Şehir Surları’nı bitirip aşağı indiğimizde akşam olmuştu. St.Lawrence Kalesi bir diğer güne kalmıştı.

St.Lawrence Kalesi  ( Fort Lovrijenac ) :

Hemen yukarıdaki fotoğrafta ( 2mi3 Dubrovnik -City Walls-) dikkatinizi çekmiştir. Araya deniz girmiş ve bir kayalık yükselmiş, kayalığın hemen üstünde de bir başka görkemli kale. İşte St.Lawrence Kalesi burası. Oraya ulaşmamız bayaa olaylı oldu aslında. Dalgalar ile saklambaç oynadık adeta. Adriyatik çok güzel bir deniz fakat kızdı mı öfkesini karalara karalara vuruyor sanki. St.Lawrence Kalesi’ne ulaşmaya çalışırken bir iki sokaktan geçip deniz kenarına geliyorsunuz. İşte tam bu noktada dalgalar insanı kapıp kendine götürecek şekilde gürlemeye başladı. Bilgisayar oyunlarında olur ya hani, giyotin düşer, tam yukarı çıkarken altından geçmek zorundasınızdır. Bizim de öyle oldu, tam sular çekilirken ve bir başka dalga henüz yaklaşmamışken oradan sıçraya sıçraya geçtik. Ardından merdivenleri çıkmaya başladık.

İçeri girdiğimizde, bir ‘Bey’ karşıladı bizi. Çok kibar ve ilgili olan bu Bey’in işine de hayran kaldım diyebilirim. Bir kale içerisinde bir masa, bir portatif dvd player ve bir kaç gazete ile bekliyor. Gelenlerin biletlerini kontrol ediyor yoksa satıyor, İngilizce bilmediği halde parmaklarıyla ‘Şuraya bak, buraya bak’ diyerek Kale’nin ilginç noktalarını gösteriyordu.

Kale’nin iç kısmında özellikle Shakespeare’in Hamlet eseri oynarmış belirli dönemlerde. İçim gitmedi değil, keşke öyle bir ortamda izleme şansım olsaydı. Neyse, kalenin en üst kısımlarına kadar çıktık. Toplar duruyordu hala orada. Surların aralarında, düşman gemilerine doğru çevrilmiş şekilde.

Fort Lovrijenac’ta en çok dikkatimizi çeken bir başka husus, giriş kapısının hemen üstünde yazan yazıydı. ‘Non Bene Pro Toto Libertas Venditur Auro ‘ …Yani Dünya’nın hiç bir hazinesi, Özgürlüğü satın alamaz…

St.Lawrence Castle Dubrovnik- Entrance, 2mi3

St.Lawrence Castle Dubrovnik- Entrance, 2mi3

Daha evvel hep Dubrovnik Şehir Surları’ndan St.Lawrence Kalesi’ni göstermiştim. Bu sefer de St.Lawrence Kalesi’nden Dubrovnik manzarasını görebilirsiniz.

St.Lawrence Dubrovnik View- 2mi3

St.Lawrence Dubrovnik View- 2mi3

Yeşil Adamlar, Maro ve Baro :

Dubrovnik’ten o kadar bahsetmişken, Maro ile Baro’yu unutmak olmazdı. Şehir’in bugün müze olarak kullanılan Gümrük Binası’nın hemen yanında büyük bir kapı ve kapının hemen yanında bir saat kulesi bulunmaktadır. Saat her tam olduğunda, Maro ile Baro ellerindeki çekiçlerle çana vurup halkı bilgilendirmektedir.

Dubrovnik Watch Tower, 2mi3

Dubrovnik Watch Tower, 2mi3

Bu saat kulesinin bir başka özelliği de üzerindeki küre ile Ay’ın durumlarını bize göstermesidir. Tamamen mekanik bir sistemdir.

Gelelim Maro ile Baro’ya . Aslında Avrupa’da bir çok saat kulesinde bu tarz heykeller görmek mümkündür. Bu bronz heykeller, Rönesans dönemi özelliklerini taşıyıp kayıtlara göre 1477/78 yıllarına tarihlendirilmiştir. Maro ile Baro gerçekten yaşamış mı bilemiyoruz fakat, birçok şiire, şarkıya konu olmuş bu iki adamın turnuvalar kazandığı ve kahramanlıkları olduğu rivayet edilmektedir.

Dubrovnik Maro Statue 2mi3

Dubrovnik Maro Statue 2mi3

Heykellerin orjinalleri müzede sergilenmektedir. Saat kulesinde ise birebir kopyaları görev almaktadır. Bu bronz heykeller, klasik askeri üniformalar giydirilmiş fakat bir Yunan Mitolojisi Kahramanı, hatta Perseus gibi gösterilmektedir. Bronz heykelin üzerindeki ‘Medusa’ kabartması, Yunan Mitolojisi etkisini göstermektedir.

Maro Baro and 2mi3 Dubrovnik

Maro Baro and 2mi3 Dubrovnik

Bu fotoğrafı eklemeden geçemezdim. Maro, Baro ve Greek-Italin Hero 2mi3 🙂

Bu gezide sadece Dubrovnik’i gezmedik tabii. Ston ve Korcula’ya da gitmemiz gerektiğini düşündük. Aslında Korcula haricinde diğer adalara da gitmek istiyorduk fakat hava koşulları buna müsaade etmedi. Dubrovnik yaz için ideal bir mekan. Belki yaz olsaydı bu kadar da gezemezdik, çünkü Adriyatik çok çekici bir deniz. Üstelik dalış yapmadan dönmek istemezdim ki bu da bir gün demektir. Aslında Dubrovnik’e gitmeden bir dalış okulu ile konuşmuş ve tura katılmak için ismimi yazdırmıştım. Fakat hava koşullarından dolayı sezonu kapatmışlardı.

Korcula, Marco Polo Adası :

Korcula, ünlü kaşif Marco Polo’nun doğduğu yer. Marco Polo’yu İtalyan olarak tanımışızdır çoğumuz, hatta Venedikli. Aslına bakacak olursanız, o dönemin şartlarında Korcula Venedik’e bağlıdır. Fazla şaşırılacak bir bilgi değil, Vikipedi’de bunu daha ilk satırda okuyabilirsiniz. Benim hoşuma giden, Korcula’nın Marco Polo’yu son derece sahiplenmesi, hatta bunun üzerinden gelir elde etmesi.

Teknemiz, adaya doğru yaklaşırken farkettik ki, Korcula, Dubrovnik’in adeta bir minyatürü. Surlarla çevrilmiş bir şehir ve katedrallerin yükselen kubbeleri, turuncu çatılar… Fakat bu sefer 3 tarafınız değil, 4 tarafınız da sularla çevrili.

Korcula, Dubrovnik - 2mi3

Korcula, Dubrovnik – 2mi3

Teknemizden inip, çok az bir yol yürüdükten sonra şehrin görmeye değer giriş kapısı ve merdivenleri bizi karşılıyor. Tabii bu kapıya gelene kadar, ‘Marco Polo Store’ adı altında açılmış olan hediyelikçi sizi çekmeye başlıyor. Bu dükkanlardan bir kaç tane var Korcula içerisinde, dürbünler, pusulalar, eskitilmiş not defterleri, haritalar kısaca Marco Polo’yu anımsatacak herşey burada mevcut.

Korcula Main Gate, Dubrovnik - 2mi3

Korcula Main Gate, Dubrovnik – 2mi3

Korcula küçük bir ada, hava güzelse denize girerek bir kaç gün geçirilebilinir fakat tarihi yerler açısından çok tatmin edici değil. Gene de görülmesi gereken bir iki önemli yapı var. Bunlardan biri de St.Marco Katedrali. Yapım yılı 15. yüzyıla dayanan, gotik bir rönesans yapısı. Bana kalırsa St.Marco’ya adanmış olması Venedikliler’den dolayı olabilir. Bunu neye dayanarak söylüyorum ? Venedik’de St.Marco Meydanı vardır ve bu meydanda da devasa bir St.Marco Katedrali bulunmaktadır. Venedikliler, St.Marco’yu koruyucu azizleri olarak görürler, hatta Venedik bayrağındaki aslan da St.Marco’yu temsil eder. Her havarinin sembolü olan bir hayvan vardır.

Korcula’daki St.Marco Katedrali’nde, St.Theodore’un relikleri mevcuttur. Ayrıca kilisenin içerisinde bir duvarda mızraklar sergilenmektedir. Açıkçası bizim rehberimiz bu konuda biraz yetersizdi. Ben de çareyi yabancı bir gruptaki rehbere sormakta buldum.

Spears in St.Marco Cathedral, Korcula - 2mi3

Spears in St.Marco Cathedral, Korcula – 2mi3

Yukarıda da fotoğrafını gördüğünüz bu mızraklar, yabancı rehberden öğrendiğim üzere, Osmanlılar’ın Korcula’yı kuşatması sırasında ele geçirilen Osmanlı mızraklarıdır. Böyle bir detayın olması ve bizim rehberlerimizin bundan bahsetmemesi üzücü bence.

Ston :

Dubrovnik hakkındaki yazımın sonuna gelirken, yüzyıllardır en önemli geçim kaynağı ‘tuz’ olan Ston’dan bahsetmek isterim. Ston, Peljesac Yarımadası’nda bulunan, 14.yüzyılda oluşturulmuş ve 980 metre uzunluğunda surlarla çevrilmiştir. En önemli geçim kaynağı denizden elde edilen tuzdur. Bugün hala kıyılarında tuz tarlalarını görmek mümkündür.

Walls of Ston, Dubrovnik, 2mi3

Walls of Ston, Dubrovnik, 2mi3

Her ne kadar, çok uzun ve devasa olmasa da ve gene her ne kadar ben henüz görmemiş olsam da, kafamda bir Çin Seddi canlandı, Ston’un surlarını görünce. Açıkçası surlara çıkmak isterdim, ama Ston ve Korcula gezimizi tur bünyesinde gerçekleştirdiğimiz için burada yeterince vaktimiz olmadı.

The Fountain of Ston, Dubrovnik, 2mi3

The Fountain of Ston, Dubrovnik, 2mi3

Bu güzel çeşmeyi en azından yanında kimse yokken fotoğraflayabilmek için uzun süre bekledik diyebilirim 🙂

Dubrovnik Gezisi Üzerine :

Her ne kadar Dubrovnik’in birçok güzel yerini görmüş olsam da , benim için bu tatildeki en önemli olay, kuşkusuz evlilik teklifim oldu. Neyseki ‘Evet’ cevabını da aldım 🙂

Ayrıca, Dünya’daki en önemli OrtaÇağ merkezlerinden birini de görmüş oldum. Rölikler ve röliklerin tarih açısından önemini de burada daha iyi anlayabilirsiniz. Ayrıca Deniz Ürünleri konusunda, Avrupa’daki en önemli yer olduğunu söyleyebilirim. Gerek lezzet gerekse fiyat olarak hakikaten çok başarılılar. Türkiye’de pahalı olan ve bir o kadar da restaurantlarda pek de lezzetli sunulmayan, kerevit, istridye, kalamar, ahtapot gibi deniz ürünlerini çok daha ucuza ve özel soslarıyla daha lezzetli bir halde yiyebilirsiniz.

Dubrovnik, benim için ömrümde bir kez görülecek bir yer değil. Buraya daha sık gitmeyi düşünüyorum. En azından burada bir yaz tatili geçirmek isterim. Ada Turları, Adriyatik’de dalış içimde kaldı açıkçası. Avrupa Birliği’ne girdiği için eski ucuz halinin kalacağını pek düşünmüyorum, fakat sırf gurme gezisi olarak bile buraya gidilebilir. Pizza konusunda da Venedikliler’den çok şey öğrenmişler, bu konuda da geri kalmıyorlar 🙂 .

2012 sonuna doğru yapılmış bir geziyi, bu kadar geç anlattığım için kusuruma bakmayın. Fakat detaylı bir yazı yazdığımı düşünüyorum.

Kısaca, Dubrovnik tam anlamıyla görülmesi gereken bir yer…

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yesim Minn ve Dimitri Daravanoglu

Advertisements