Topal Tanrı’ya Tapınak : Hephaisteion

…Topal olduğu kesindi. Ama çirkin olduğu için mi, yoksa babasına karşı annesine savunduğu için mi … Bilemiyoruz.

Tanrı kavramı çağlar geçtikçe mükemmelliğe doğru erişirken, Olympos’un 12 Tanrısı arasında öyle biri vardı ki, hem çirkin hem topal : Hephaistos ( Hφαιστος ). Fakat bu iki özelliğine rağmen, 12ler arasında en sevilenlerden biri diyebiliriz kendisine. Ateşin, demirciliğin, taş işçiliğinin, heykelciliğin tanrısı… Her önemli mitolojik olayda karşınıza illa ki bir kere çıkar Hephaistos. Achilles’in zırhını o yapmıştır, Hermes’in başlığını, Medusa’nın kesik başını ünlü zırh Aegis’e o işlemiştir, Olympos’taki tüm tahtları o yapmıştır.

Hephaistos
                       Hephaistos

Continue reading “Topal Tanrı’ya Tapınak : Hephaisteion”

Nice, Cannes ve Monaco’da bir 2mi3

8 Eylül 2013 tarihinde evlenerek hayatımda yepyeni bir dönem başlattım. Eh malum yaşım nerdeyse 30, üniversite, askerlik, iş derken evliliğin kapıları da yavaş yavaş açılmaya başlamıştı.

Doğal olarak, evliliği takiben gerçekleştirilen, İngilizce ‘Honeymoon’, birebir Türkçe çevirisiyle ‘Balayı‘ denilen periyoda girmiş bulunduk. Sırt çantalı, bol yürüyüşlü, antik kentli, müzeli gezileri seven bir çift olarak, seyahatimizin adının ‘Balayı’ olması bizi engellemedi tabii ki 🙂

Düğünden önce hazırlığı yapılan bir gezi olan ‘Balayı’ için birçok yer düşünmüştük fakat en son Nice, Cannes ve Monaco olarak bir Güney Fransa turu gerçekleştirmek istedik. Tur şirketlerinin sıkıcı gezi programları, 50 kişiyi bir otobüse bindirip, inin fotoğraf çekin hadi binin, inin yemek yiyin 20 dk mola gibi dumur edici durumlarından ötürü, hiç birine bağlı kalmaksızın biletlerimizi skyscanner.com’dan, otelimizi booking.com’dan ayarlayarak 10 Eylül 2013’ü beklemeye başladık.

Güney Fransa, Antik Roma ve Yunan Kültürü & Tarihi açısından pek uygun bir yer değil öncelikle. Biraz eşelemek lazım tarih kitaplarını ve gezi haritalarını. Eşeledikçe aslında tarihi açıdan köklü bir yer olduğu ortaya çıkıyor fakat kalıntılar açısından pek iştah kabartmıyor. Fakat mükemmel bir Avrupa Şehri deneyimi yaşıyorsunuz buraları gezmekle. Bloğuma, Antik Yunan ve Roma ile ilgili birşeyler okumak için girenler hemen burada terketmesin lütfen çünkü yazımın ilerleyen kısımlarında Cimiez antik kentini, Sainte Marguarite adasından bahsedeceğim 🙂

Nice : Cimiez, Matisse

Güney Fransa’nın en gözde mekanı, Promenade Des Anglais ile birlikte upuzun bir sahile sahip tam bir keyif mekanı diyebilirim Nice için. Şehir yaşam ve keyif için kurulmuş adeta.  Böyle bir denize ve doğaya sahip olup da ucundan kıyısından Yunanlar’la bir bağı olmaz mı derken, Nice’in İ.Ö. 350 yılında Yunanlılar tarafından, bölgedeki Liguryalılar’a karşı kazanılmış bir zafer sonrası kurulduğu ve şehire Zafer Tanrıçası Nikaia ( Nike ) ‘ ın adı verildiği teorisini öğreniyoruz.

Continue reading “Nice, Cannes ve Monaco’da bir 2mi3”

Capua, Thermopylae ve GEZİ PARKI

2mi3.com olarak blogum, Leonidas’ın meşhur ‘ΜΟΛΩΝ ΛΑΒΕ’ sözüyle açılmıştır…Yani ‘ Gel ve Kendin Al ‘ … Biraz daha açacak olursak, Pers Kralı Xerxes’in 300 tane Spartalı askere silahlarını, özgürlüğünü teslim etmesi teklifine karşı Spartalı’nın verdiği cevap…

M.Ö. 480 yılı…Hesaplamak zor değil, 2013+480 = 2493 yıl geçmiş üzerinden… Özgürlük, canlının doğasındadır..Ağaç özgürdür kökü ektiğiniz yerde durmaz..Kuş özgürdür hep aynı yuvada durmaz…İnsan özgürdür karışılmaz…Bu özgürlük kavramı ‘Ben senin hakkını yerim, kendi hakkımı yedirmem’ demek değildir… İnsan karşısındakinin özgürlüğüne saygı duydukça özgür kalır… Bu Leonidas’tan önce de böyleydi, ondan sonra da böyle…Yani tarihi bile İ.Ö, İ.S gibi ayırabiliriz ama Özgürlüğü asla…

Continue reading “Capua, Thermopylae ve GEZİ PARKI”

Dubrovnik, Rölikler ve 2mi3…

‘ ..Aslında 2012’deki en önemli gezi Dubrovnik’e yapılmıştı, anlamı benim için büyüktür…’2012’de bahsedilmeyenler ‘ olarak yazmam yakışık kalmazdı…’

Dubrovnik…Ragusa….Thesaurum Mundi….

Zaman boyutu üzerinde geçmişe doğru bir yolculuk…Gözümüzü açtık ve Orta Çağ’dayız…

Sene 1991, Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılışı ve İç Savaş. Hala anlamış değilim, Adriyatik’in İncisi’ni nasıl hırpaladılar o kadar. Hani kaza sonucu bir patlama olur tamam…Göz göre göre bombalanmış bir anıt şehir : Dubrovnik . Neyseki UNESCO’nun da katkılarıyla 2005 yılında tekrar eski görüntüsüne kavuşmuş. 2012 yılında da gidip görelim dedik 🙂

Continue reading “Dubrovnik, Rölikler ve 2mi3…”

2012’de Bahsedilmeyenler : Tayvan-Taipei ve Atina

Beni 2mi3.com’dan takip edenler sadece Avrupa ile ilgilendiğimi düşünmüş olabilirler. Oysa yakından tanıyanlar Uzakdoğu sevdamı iyi bilirler.

Artık çocukken izlediğim çizgi filmlerden midir, yoksa kanımda mı var bilmiyorum ama küçük yaşlardan beri Uzakdoğu’ya karşı aşırı bir ilgim var. He sanmayın ki bu ilgi, tıpkı Yunanistan ve İtalya merakım gibi Tarih ve Mitoloji içeriyor. Hatta gerçekçi olmak gerekirse Uzakdoğu ile ilgili olarak pek bilgi birikimim yok. Fakat bilinmeyenin çekiciliği işte, adeta başka bir gezegen gibi gelmiştir Uzakdoğu. En kısa zamanda inançları ve mitolojileri ile ilgili araştırmalara başlayacağım.

Tabii Uzakdoğu’ya gitmek için ya iyi bir maddi birikim ya da sizi gönderecek bir şirket gerekiyor. Şu an Aydınlatma sektöründe çalışıyorum ve LED dediğimizde akla ilk önce Çin geliyor. Çin’e gitmedim ama gene Çin’den ayrılmış bir ada ülkesi Tayvan’a gönderildim. Kısa bir turdu ve rüya gibi geçti 🙂

İş seyahatlarinde fazla gezemezsiniz, gün içerisinde toplantılar, ziyaretler gerçekleşir, size de sadece akşamlar kalır. Uyumaktansa gezmeyi tercih ettim tabii ki.

2012 Kasım sonu Aralık başıydı. Hong Kong aktarmalı 18 saat bir uçuşun ardından Taipei’ye indik. Taksi’ye bindikten sonra çevremde görüp anladığım tek simgenin rakamlar olduğunu farkettim. Tabelalar, reklamlar hep Çince. Kimbilir neler anlatıyor fakat ben sadece çizgiler görüyorum. İnsanlar pek İngilizce bilmiyor. Continue reading “2012’de Bahsedilmeyenler : Tayvan-Taipei ve Atina”

Dalış ve Tarih Günlükleri : Kaş, Datça, Kıbrıs

En son Haziran’da yazmışım. 4 ay geçmiş üzerinden…Boş mu geçti, pek zannetmiyorum…

Daha evvel bahsettiğim gibi en son 1* Dalıcı Eğitimi’ne gidiyordum. Alnımızın akıyla aldık sertifikamızı, dalış defterimizi. Zaten ne olduysa ondan sonra olmaya başladı. Kısa Aktif Seyahatler… Hani belki birçok insana normal gelebilir ama bence çılgıncaydı. Kaş’ta 27 saat geçirmek için 36 saat yolda gitmek, bir haftasonunu Kıbrıs’ta geçirmek. Datça tatili…İş gezileri.

Ankara’ya 2 haftada bir gidiyorum, Taksim gibi birşey oldu artık. Çinliler’i dolaştırdım Antalya ve İzmir’de…Neyse.

Kaş – Datça – Kıbrıs

Kaş (11-12 Ağustos 2012)

Daha evvel Kaş’a gitmiştim, bahsetmiştim de. Duymuşsunuzdur, Kaş Türkiye’nin dalış cenneti. Her giden neredeyse bir deneme dalışı yapar merakından. Bende yapmıştım geçen yaz gittiğimde. Sertifikaları aldıktan sonra 4 arkadaş dedik gidelim Kaş’a. İyi de iş güç nasıl olacak. Dalış’tan sonra uçağa binmek de yasak. Otobüsle gitmek en mantıklısı diye düşündük. Akşam 8’de kalkan otobüs bizi öğlen 1’e doğru Kaş’a bıraktı. Otele bile yerleşemeden dalış teknesinde bulduk kendimizi. Hop iki dalış ayak üstü. Gelmişken Kaş’a akşam 10’da uyumak olmaz dedik ve biraz sabahladık. Pazar günü sabah 9’da gene dalış teknesindeydik. İki dalış da o gün yapıldı. Camel Reef ( Deve Resifi ) çok etkiledi beni. Suyun 20 metre altında bir kaya oluşumu ve yandan baktığınızda oturan bir deve görüyorsunuz. İki tane dev orfoz sizi karşılıyor aşağı iner inmez. Uçak Batığı’na daldık en son. Zannetmeyin ki düşmüş denize öyle kalmış. Eski bir kargo uçağını dalış keyfini ve turizmini arttırması ve bir resif oluşması için denize indirmişler. Yapma bir olay ama keyifliydi. Suratımda maske ve regülatör ile uçağın kapısından içeri girdiğimde, sanki ekipmanı çıkarsam içeride nefes alabileceğim hissine kapıldım. Yok öyle birşey tabii.

Kas Scuba Dive Team

Özet olarak Kaş’ta 27 saat kalmak, 4 dalış ve gidiş dönüş 36 saate yakın bir otobüs yolculuğu.

Datça : Biraz Tarih Biraz Dalış (18-22 Ağustos 2012)

‘…Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası’na bırakır. ‘ demiş Strabon 2000 yıl önce. Denizi,doğası,havası ile bir cennet. Açıkçası Dünya’da çok yer var bu şekilde.Ama Knidos… Eşi olmayan bir liman kenti. Ege ile Akdeniz’in tam birleştiği noktada bir antik kent. Afrodit Tapınağı, Apollon Tapınağı, Korinth Tapınağı, Güneş Saati ve orjinali bulunamamış olsa da Dünya’daki ilk çıplak Tanrıça heykeli: Knidos Afroditi.

Continue reading “Dalış ve Tarih Günlükleri : Kaş, Datça, Kıbrıs”

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Kartal ve Güvercin

‘….Toplamış gözlerini Saturnia kaplamış sevdiği bir kuşun tüylerini yıldız yıldız ışıyan kuyruğunu….’

Ovidius, Dönüşümler I.722

Kuşlar…Günümüzde pencerelerimizin önüne konan , arabamızın üstüne pisleyen ,vapurdan simit atıp izlediğimiz kanatlı canlılar. Belki birkaç cinsi bize hala birşeyler ifade ediyordur ( bknz. Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga ) fakat diğer birçok kuş türü sadece uçup gidiyor gözümüzün önünden. Öte yandan bir dönem Tanrılar’ın zafer işareti olan Kartal sadece bir belgesel kuşu bizim için . Hera’nın simgesi , Argos’un gözlerini kuyruğunda taşıyan Tavus Kuşu’nu görmeye de pek alışık değiliz .

Daha evvel araştırmaya başladığım kuşların Yunan Mitolojisi’ndeki rolüne , Kartal ve Güvercin ile devam edeceğim .

 Yunan Mitolojisi’nde Kartal :

Aetos Dios theoi 2mi3

Aetos Dios ya da Aetos Dias …En anlaşılır haliyle Zeus’un Kartalı . Sadece Yunan Mitolojisi’nde değil Yunan Tarihi’nde sık sık karşılaşırız kartallarla . Özellikle savaş sahnelerinde . Gökte bir kartal gözükür ve işte o an Zeus’un işareti anlamına gelir bu kuş . Gittiği yöne , konduğu yere göre kehanetler düzenlenir hemen . Ama netice kesindir , zafer . Peki Zeus neden Kartal ile özdeşleşmiştir ? Sebebi aslında açık , kartal da tıpkı Zeus gibi göklerin hakimidir .

Continue reading “Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Kartal ve Güvercin”

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga

‘Hellenler’in bir deniz zaferi umuduna kapılmalarını sağlayan en önemli sebep ilahi bir işaretti.Bir kartal İskender’in gemisinin kıç güvertesine konmuştu.’

Arrianos , Alexandrou Anabasis Bl.18

İnsanoğlu geçmişte inandığı Tanrılar’ın büyük bir kısmını göklerde aramıştır . Kimi zaman Onlar’ı bir dağın bulutlarla gizlenmiş tepesine oturtmuş , kimi zaman göğün birçok kattan oluştuğunu düşünerek en üst kata yerleştirmişlerdir . Göklerde aradıkları Tanrılar’ına , gene göklere yükselen kuşlarla ulaşmaya çalışmış olacaklar ki , Yunan Mitolojisi’nde ve Tarihi’nde birçok simgesel kuşlardan bahsedilmektedir. Baykuş , Kartal , Şahin , Güvercin…  Hepsi neredeyse birçok Tanrı ile ayrı ayrı özdeşleşmiş ve sonrasında başka kültürleri de etkilemiştir.

Yunan Mitolojisi’nde kuşlarla özdeşleşen Tanrılar hakkında bilgiler Homeros ve Hesiodos’un eserlerinde verilmeye başlamış , Ovidius’un Dönüşümleri’nde detaylandırılmıştır . Ayrıca Arrianos , Ksenophon gibi Antik Yunan Çağ yazarları ilahi semboller olarak kuşlardan bahsetmişlerdir .

Yunan Mitolojisi’nde Baykuş :

owleye athena 2mi3

Baykuşlar , her ne kadar Yunanistan’da bilgelik anlamı taşısa da birçok yerde uğursuzluk ve ölüm getiren anlamı da taşımaktadır . Bir dönem cadılarla birlikte de bu hayvanın adı anılmıştır . Peki Yunan Mitolojisi’ne nasıl girmiştir baykuş ?

Continue reading “Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga”

Malatya’da bir 2mi3 ve Arslantepe Höyüğü

6 ay ortalarda yoktum . Önce bir 15 gün Amasya’da , ardından geri kalan sürede Malatya’da kaldım . Keyfi değil tabii , askerlik vazifesinden dolayı… Askere gitmeden yazmıştım buraya gene , gideceğim yerde tarihi yerleri gezeceğim , döndüğüm zaman paylaşacağım diye . Anlatmaya başlayayım ufak ufak .

İlk 15 gün Amasya’da olmama rağmen , Amasya’yı sadece ilkgün teslim olana kadar gezebildim . Amasya Kral Mezarları’nı gördün mü diye soracak olursanız , zaten şehrin ortasındaki tepenin üstüne kazılı oldukları için görmemenin imkansız olduğunu söyleyebilirim . Acemilik diye tabir edilen dönemde hiç dışarı çıkılmadığı için Amasya hakkında detaya giremeyeceğim .

27 Ağustos 2011 günü akşam saatlerinde Malatya’ya ulaştım . Birgün yol iznimin vermiş olduğu imkanla ,bir akşam burada kaldım . Tabii bu süre zarfında Malatya’da nereler gezilebilir diye ufak ufak araştırmalar yapıyordum . Hayallerimden biri olan Nemrut Dağı’na bu kadar yakın olup bir o kadar da uzak olmak açıkçası koymuştu . Enteresandır ki Adıyaman diye bildiğimiz Nemrut Dağı’nı Malatya’da da çok sahipleniyorlar. İki il arasında kalıyormuş meğer , pek paylaşılamıyor anladığım kadarıyla . Nemrut Dağı’nı gözden çıkardıktan sonra başka yerlere odaklandım. Arslantepe Höyüğü , BattalGazi görmem gereken yerler arasındaydı , üstelik bu kadar içlerindeyken . Ama tabii askerlik bu ; bir çarşı izniniz var sabahtan akşama kadar . Yok güzel kahvaltı edelim , yok internet cafeye gidelim , hadi öğle yemeği derken bitiveriyordu . Neyseki Arkeoloji Müzesi gayet şehir içindeydi .

Arkeoloji Müzesi’ne ilk kez beni teee Malatyalar’a kadar ziyarete gelen Yesimminn ile birlikte gittik . Küçük bir müze olmasına rağmen içerisinde heyecan verici eserler bulunmaktaydı .Arslantepe’den çıkarılan mühürler , çivi yazıları , mozaikler , mezar . Bu kadar adı geçmişken Arslantepe Höyüğü’nü anlatmaya başlayayım . Bu höyük M.Ö.5000 yıllarından M.Ö.712 yılına kadar aktif bir şehir olarak varlığı sürdüren , İtalyan Arkeolog Prof.Dr.Marcella Frangipane’nin deyimiyle Anadolu’daki ilk medeniyettir . Gene Frangipane’nin iddia ettiği üzere bilinen ilk medeniyet Mezopotamya’da değil Anadolu’dadır .

Malatya Muze Muhurler

Malatya Arkeoloji Müzesi – Arslantepe Mühürleri  

Continue reading “Malatya’da bir 2mi3 ve Arslantepe Höyüğü”

Rock’n Coke 2011 Günlükleri

Rockncoke 2011 Program Poster 2mi3

2 yıl aradan sonra Rock’n Coke’un tekrar gerçekleşecek olması , askere gitmeden yapmam gerekenler listesine üçüncü sıradan girmişti . İlk bakışta gruplar geçen senelere nazaran çok cezbetmemişti . Tahminlerim gene yanlış çıkmıştı . Pearl Jam , Ac/Dc , David Bowie , Kiss gibi isimler beklerken gene çok farklı bir program ile gelmişti Rock’n Coke 2011  . Fakat şöyle de bir durum var , ne kadar talep olursa olsun bir grup eğer turnede değilse festivale getirmek kolay değil . Mesela şu an sadece Amerika’da turne yapan KISS’İ nasıl tek gün Türkiye’ye getirebiliriz . Dolayısıyla organizatörlere hak vermeye başladım .

Aslına bakarsanız Limp Bizkit 16-17 yaşlarımda hayatımı şekillendiren bir grup olmuştu . Fakat son 5 yıldır dinlemiyordum . Motörhead’in efsaneliğine laf edemem . Küçük yaşlarda Rock müziği sevmem de etkisi olan iki şarkısı vardı : Overkill ve Ace of Spades . Fakat bana asıl Motörhead’i sevdiren Metallica’nın çaldığı şarkılarıydı . Travis headliner olabilecek bir grup değildi gözümde . Skunk Anansie ise geçtiğimiz yıllarda Skin’i canlı izlememden dolayı heyecanlandırmıyordu beni .

Konsere , Düşler Akademisi’nin standından görevli olarak girdim . Öğlen saatlerinde insanlara Düşler Akademisi’nin işleyişini , projenin güzelliğini anlatıp Social Inclusion Band konseri hakkında da bilgi verdikten sonra , akşam saatlerinde konser alanına doğru geçiş yaptık .

İlk günün programı Duman , Motörhead ve Limp Bizkit şeklindeydi . Açıkçası Duman’ı daha evvel çok izlediğim için konseri Motörhead’de yer kapmak için kullandım . Tabii o kadar bekledikten sonra Motörhead’de pogo sınır çizgisinde olmak konser boyunca Sparta savunma tekniklerini uygulamama neden oldu 🙂

Motörhead’in sahne duruşu hakikaten ağır abiler gibi . Yılların karizmasını konuşturuyor adamlar . Hemen aşağıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz gibi Lemmy gerçek bir Rockstar .

Motörhead Lemmy Rockncoke 2011 2mi3

Motörhead’in çaldığı şarkılar , kendilerini yıllarca bekleyenleri tatmin etmiştir diye düşünüyorum . Fakat şahsen şunu farkettim ki klasik Metal konseri formatından sıkılmışım . Davul soloları artık aynı geliyor . Şarkı aralarında seyirciyle olan diyaloglar çok sıradan . Bunları neden mi söylüyorum ? Çünkü Motörhead üstüne Limp Bizkit izledim .

Limp Bizkit sahneye çıkmadan önce arabamıza doğru gidiyorduk . Hatta bir an kararsız kaldık konseri izlesek mi diye . Herhalde öyle bir şey yapsaydım çok pişman olurdum . Son dakika kararı ile konser alanına gittik hızlıca . Sahneyi daha rahat görmek açısından arkalarda durduk ve bir anda 11 sene gençleşerek 16 yaşına döndük  🙂 Şarkı sözleri teker teker akla geliyor , hardcore usülü headbang yapılıyor , bağırılıyor … İnanamıyordum kendime .

Limp Bizkit Rockncoke 2011 2mi3

Limp Bizkit’in sadece festivale değil seneye damga vurmasındaki iki büyük etken var bana göre : İletişim ve Görsellik . Öncelikle arkadaki ışıklı ‘Limp Bizkit’ yazısı ve Wes Borland görselliği arttırırken , Fred Durst’un ‘Güzel kızları omuzlara alın da görelim ‘ demesi , yeni albümden şarkı istenmemesini gayet doğal karşılayıp eskilerden gitmesi ,seyircilerin arasına karışması , DJ Lethal’ın şarkı aralarında tanıdık melodileri girmesi , hepsi mükemmel bir bütünlük içerisinde harika bir gece yaşattı . 2008 Metallica Konseri’nden sonra izlediğim en iyi konserdi sanırım .

Limp Bizkit Rockncoke 2011 2mi3 (2)

Slipknot’ın Sonisphere ve Limp Bizkit’in Rock’nCoke performansı bana kalırsa 2011 yılı içerisinde ilk 5e girmeye değer . Bir konsere Iron Maiden veya Motörhead  izlemek için gidip , uzun yıllardır dinlemediğiniz Slipknot’a , Limp Bizkit’e hayran kalıyorsanız adamların hakkını yememek gerekir .

Limp Bizkit Wes Rockncoke 2011 2mi3

Bu kadar konuştuktan sonra Rock’n Coke ‘ a geri dönelim . Yukarıdaki fotoğrafta Wes Borland’ı görüyoruz . Kendisini en net su içerken yakalayabildim . Sahnede yerinde durmamasından ötürü bir türlü netleyemediğim  bu gitarist arkadaşımızın bir sürü bulanık fotoğrafı da elimde bulunmakta . Kendisini su içerken gördüğüm an hem fotoğrafını çekebileceğim için , hem de o an canlı bir varlık olduğuna inandığım için son derece mutluydum .

Limp Bizkit konserinden sonra suratımdaki aptallaşmış sırıtmanın iki gün sürmesi ve boyun ağrılarının bu yazıyı yazarken hala sürmesi geriye kalanlar oldu . Kaçıranlar otursun ve üzülsün .

Konser akşamı , çadırların güneş enerji panellerini andırırcasına ortalıkta ve dip dibe olmasından dolayı arabada kalmayı tercih ettik . Sanırım doğru bir karar verdik çünkü pazar günü sıcaktan dolayı sabahın altısında uyanmış insanlar gördük . Pazar günü Social Inclusion Band konseri vardı . Etkileyiciydi . Coca Cola Zero sahnesini geçtim , ana sahnede yer alan bazı gruplara göre çok daha etkileyiciydiler . Hani anasahnede Kurban ağzına mikrofon sokup şov yaptığını zannederken , Social Inclusion Band , Black Magic Woman , The Wall gibi efsane şarkıları kendi tarzlarıyla çalıyordu .

Social Inclusion Band’den sonra Skunk Anansie’ye kadar bekledik . İyi ki de beklemişiz , Skunk Anansie bütün enerjimizi çekicek türden bir sahne performansı sergiledi . Yazımın başında Skunk Anansie’yi , daha evvel Skin’i gördüğüm için pek önemsemediğimi söylemiştim fakat sahnede Cass ve Ace’i de görünce bu fikrim değişti . Cass hakikaten çok karizmatik bir bassçı . Sahne duruşu , imajı zorlama değil . Buyurun hemen aşağıdaki fotoğrafa görün kendisini .

Skunk Anansie Cass Rockncoke 2011 2mi3

Skin ile Skunk Anansie izlemenin arasında ufak bir fark olduğunu bu konserden sonra söyleyebilirim . En azından kadın bu arkadaşlarıyla daha mutlu geldi gözüme 🙂

Skunk Anansie Skin Rockncoke 2011 yesimmin

Yukarıdaki fotoğrafta , Yesimminn’in kamerasına gülümsemiş Skin’i görebilirsiniz .

Skunk Anansie’den sonra adını ilk defa duyduğum , müzik altyapısı olarak saygımı kazanmış ama Rock’nCoke’da ne işi var diye hala düşündüğüm Paolo Nutini’yi en önden izledik . Tabii hayranlığımızdan değil , hemen sonrasındaki Travis’i rahat izlemek için . Travis’de pogo olmaz , headbang olmaz … 🙂  Travis nedense bana MFÖ’yü andırıyor . En azından sahnede öyle duruyorlar . Kötü demiyorum aman yanlış anlaşılmasın . Virüs kapmamış şarkı sözleri , temiz duygularla çalınan gitarlar insanı etkilemiyor değil . Ayrıca Francis Healy’nin konser sırasında söyledikleri insanı keyiflendiriyor . Özellikle gitarist Andy Dunlop’ın birayı fondiplerken gitar çalması üzerine onu Edge’e benzetmesi ve sonrasında belki de bu yüzden U2 olamadıklarını söylemesi gayet sempatikti . Travis bir U2 değil , çünkü U2’dan daha iyi 🙂 U2 üzerine çok ağır sözlerim var burdan söylemeyeceğim . Gene Francis’in şarkı sırasında devamlı mikrofonunun sesini açmalarını işaret etmesi , görevli arkadaşın bunu anlamaması ve adeta şarkı sözü gibi ‘This means Mic Up ‘ demesi ciddi anlamda Travis’i daha da sevdirdi .

Travis Rockncoke 2011 2mi3

Travis’ten sonra sahne alacak olan Moby’yi , yakın bir arkadaşım konsere gelmeyecek olsaydı izlemeyecektik . Açıkçası Moby kültürüm yoktur benim . Tamam şarkılarını bilirim ,zaten duymamış olmak zordur . Fakat sahnesini bilmiyordum kendisinin . Performansından sonra saygımı kazandılar . Vokaliyle , kemancısıyla , davulcusuyla böyle bir grup beklemiyordum . Rock’nCoke 2011 böyle bitmeliymiş gerçekten .

Genel olarak bakarsak Rock’n Coke 2011’e damgasını vuran Limp Bizkit oldu . Motörhead bir daha Türkiye’ye gelmez diye düşünürsek görmek iyi oldu . Paolo Nutini bir caz festivaline gelsin daha iyi olur . Skunk Anansie her festivale gelebilir başımızın üstünde yeri var . Moby’yi en azından bir kere canlı görmek gerekirmiş bunu öğrenmiş oldum . Travis candır ama headliner olacak kadar değil .

Tamamen kişisel düşüncelerimi kapsayan Rock’n Coke 2011 Günlükleri’mi burada sonlandırmış bulunuyorum . Umarım bir sonraki festival hayalini kurduğum gruplardan en azından birini içerir . Pearl Jam gelsin artık …..Ayrıca bunu belirtmeden geçmeyeceğim , umarım bir sonraki festivale gelirken iğrenç tuvaletleri kullanmamak için gene ilaç almak zorunda kalmam ….

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar  : 2mi3 ve Yesimminn