Topal Tanrı’ya Tapınak : Hephaisteion

…Topal olduğu kesindi. Ama çirkin olduğu için mi, yoksa babasına karşı annesine savunduğu için mi … Bilemiyoruz.

Tanrı kavramı çağlar geçtikçe mükemmelliğe doğru erişirken, Olympos’un 12 Tanrısı arasında öyle biri vardı ki, hem çirkin hem topal : Hephaistos ( Hφαιστος ). Fakat bu iki özelliğine rağmen, 12ler arasında en sevilenlerden biri diyebiliriz kendisine. Ateşin, demirciliğin, taş işçiliğinin, heykelciliğin tanrısı… Her önemli mitolojik olayda karşınıza illa ki bir kere çıkar Hephaistos. Achilles’in zırhını o yapmıştır, Hermes’in başlığını, Medusa’nın kesik başını ünlü zırh Aegis’e o işlemiştir, Olympos’taki tüm tahtları o yapmıştır.

Hephaistos
                       Hephaistos

Continue reading “Topal Tanrı’ya Tapınak : Hephaisteion”

Nice, Cannes ve Monaco’da bir 2mi3

8 Eylül 2013 tarihinde evlenerek hayatımda yepyeni bir dönem başlattım. Eh malum yaşım nerdeyse 30, üniversite, askerlik, iş derken evliliğin kapıları da yavaş yavaş açılmaya başlamıştı.

Doğal olarak, evliliği takiben gerçekleştirilen, İngilizce ‘Honeymoon’, birebir Türkçe çevirisiyle ‘Balayı‘ denilen periyoda girmiş bulunduk. Sırt çantalı, bol yürüyüşlü, antik kentli, müzeli gezileri seven bir çift olarak, seyahatimizin adının ‘Balayı’ olması bizi engellemedi tabii ki 🙂

Düğünden önce hazırlığı yapılan bir gezi olan ‘Balayı’ için birçok yer düşünmüştük fakat en son Nice, Cannes ve Monaco olarak bir Güney Fransa turu gerçekleştirmek istedik. Tur şirketlerinin sıkıcı gezi programları, 50 kişiyi bir otobüse bindirip, inin fotoğraf çekin hadi binin, inin yemek yiyin 20 dk mola gibi dumur edici durumlarından ötürü, hiç birine bağlı kalmaksızın biletlerimizi skyscanner.com’dan, otelimizi booking.com’dan ayarlayarak 10 Eylül 2013’ü beklemeye başladık.

Güney Fransa, Antik Roma ve Yunan Kültürü & Tarihi açısından pek uygun bir yer değil öncelikle. Biraz eşelemek lazım tarih kitaplarını ve gezi haritalarını. Eşeledikçe aslında tarihi açıdan köklü bir yer olduğu ortaya çıkıyor fakat kalıntılar açısından pek iştah kabartmıyor. Fakat mükemmel bir Avrupa Şehri deneyimi yaşıyorsunuz buraları gezmekle. Bloğuma, Antik Yunan ve Roma ile ilgili birşeyler okumak için girenler hemen burada terketmesin lütfen çünkü yazımın ilerleyen kısımlarında Cimiez antik kentini, Sainte Marguarite adasından bahsedeceğim 🙂

Nice : Cimiez, Matisse

Güney Fransa’nın en gözde mekanı, Promenade Des Anglais ile birlikte upuzun bir sahile sahip tam bir keyif mekanı diyebilirim Nice için. Şehir yaşam ve keyif için kurulmuş adeta.  Böyle bir denize ve doğaya sahip olup da ucundan kıyısından Yunanlar’la bir bağı olmaz mı derken, Nice’in İ.Ö. 350 yılında Yunanlılar tarafından, bölgedeki Liguryalılar’a karşı kazanılmış bir zafer sonrası kurulduğu ve şehire Zafer Tanrıçası Nikaia ( Nike ) ‘ ın adı verildiği teorisini öğreniyoruz.

Continue reading “Nice, Cannes ve Monaco’da bir 2mi3”

Capua, Thermopylae ve GEZİ PARKI

2mi3.com olarak blogum, Leonidas’ın meşhur ‘ΜΟΛΩΝ ΛΑΒΕ’ sözüyle açılmıştır…Yani ‘ Gel ve Kendin Al ‘ … Biraz daha açacak olursak, Pers Kralı Xerxes’in 300 tane Spartalı askere silahlarını, özgürlüğünü teslim etmesi teklifine karşı Spartalı’nın verdiği cevap…

M.Ö. 480 yılı…Hesaplamak zor değil, 2013+480 = 2493 yıl geçmiş üzerinden… Özgürlük, canlının doğasındadır..Ağaç özgürdür kökü ektiğiniz yerde durmaz..Kuş özgürdür hep aynı yuvada durmaz…İnsan özgürdür karışılmaz…Bu özgürlük kavramı ‘Ben senin hakkını yerim, kendi hakkımı yedirmem’ demek değildir… İnsan karşısındakinin özgürlüğüne saygı duydukça özgür kalır… Bu Leonidas’tan önce de böyleydi, ondan sonra da böyle…Yani tarihi bile İ.Ö, İ.S gibi ayırabiliriz ama Özgürlüğü asla…

Continue reading “Capua, Thermopylae ve GEZİ PARKI”

Dubrovnik, Rölikler ve 2mi3…

‘ ..Aslında 2012’deki en önemli gezi Dubrovnik’e yapılmıştı, anlamı benim için büyüktür…’2012’de bahsedilmeyenler ‘ olarak yazmam yakışık kalmazdı…’

Dubrovnik…Ragusa….Thesaurum Mundi….

Zaman boyutu üzerinde geçmişe doğru bir yolculuk…Gözümüzü açtık ve Orta Çağ’dayız…

Sene 1991, Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılışı ve İç Savaş. Hala anlamış değilim, Adriyatik’in İncisi’ni nasıl hırpaladılar o kadar. Hani kaza sonucu bir patlama olur tamam…Göz göre göre bombalanmış bir anıt şehir : Dubrovnik . Neyseki UNESCO’nun da katkılarıyla 2005 yılında tekrar eski görüntüsüne kavuşmuş. 2012 yılında da gidip görelim dedik 🙂

Continue reading “Dubrovnik, Rölikler ve 2mi3…”

2012’de Bahsedilmeyenler : Tayvan-Taipei ve Atina

Beni 2mi3.com’dan takip edenler sadece Avrupa ile ilgilendiğimi düşünmüş olabilirler. Oysa yakından tanıyanlar Uzakdoğu sevdamı iyi bilirler.

Artık çocukken izlediğim çizgi filmlerden midir, yoksa kanımda mı var bilmiyorum ama küçük yaşlardan beri Uzakdoğu’ya karşı aşırı bir ilgim var. He sanmayın ki bu ilgi, tıpkı Yunanistan ve İtalya merakım gibi Tarih ve Mitoloji içeriyor. Hatta gerçekçi olmak gerekirse Uzakdoğu ile ilgili olarak pek bilgi birikimim yok. Fakat bilinmeyenin çekiciliği işte, adeta başka bir gezegen gibi gelmiştir Uzakdoğu. En kısa zamanda inançları ve mitolojileri ile ilgili araştırmalara başlayacağım.

Tabii Uzakdoğu’ya gitmek için ya iyi bir maddi birikim ya da sizi gönderecek bir şirket gerekiyor. Şu an Aydınlatma sektöründe çalışıyorum ve LED dediğimizde akla ilk önce Çin geliyor. Çin’e gitmedim ama gene Çin’den ayrılmış bir ada ülkesi Tayvan’a gönderildim. Kısa bir turdu ve rüya gibi geçti 🙂

İş seyahatlarinde fazla gezemezsiniz, gün içerisinde toplantılar, ziyaretler gerçekleşir, size de sadece akşamlar kalır. Uyumaktansa gezmeyi tercih ettim tabii ki.

2012 Kasım sonu Aralık başıydı. Hong Kong aktarmalı 18 saat bir uçuşun ardından Taipei’ye indik. Taksi’ye bindikten sonra çevremde görüp anladığım tek simgenin rakamlar olduğunu farkettim. Tabelalar, reklamlar hep Çince. Kimbilir neler anlatıyor fakat ben sadece çizgiler görüyorum. İnsanlar pek İngilizce bilmiyor. Continue reading “2012’de Bahsedilmeyenler : Tayvan-Taipei ve Atina”

Dalış ve Tarih Günlükleri : Kaş, Datça, Kıbrıs

En son Haziran’da yazmışım. 4 ay geçmiş üzerinden…Boş mu geçti, pek zannetmiyorum…

Daha evvel bahsettiğim gibi en son 1* Dalıcı Eğitimi’ne gidiyordum. Alnımızın akıyla aldık sertifikamızı, dalış defterimizi. Zaten ne olduysa ondan sonra olmaya başladı. Kısa Aktif Seyahatler… Hani belki birçok insana normal gelebilir ama bence çılgıncaydı. Kaş’ta 27 saat geçirmek için 36 saat yolda gitmek, bir haftasonunu Kıbrıs’ta geçirmek. Datça tatili…İş gezileri.

Ankara’ya 2 haftada bir gidiyorum, Taksim gibi birşey oldu artık. Çinliler’i dolaştırdım Antalya ve İzmir’de…Neyse.

Kaş – Datça – Kıbrıs

Kaş (11-12 Ağustos 2012)

Daha evvel Kaş’a gitmiştim, bahsetmiştim de. Duymuşsunuzdur, Kaş Türkiye’nin dalış cenneti. Her giden neredeyse bir deneme dalışı yapar merakından. Bende yapmıştım geçen yaz gittiğimde. Sertifikaları aldıktan sonra 4 arkadaş dedik gidelim Kaş’a. İyi de iş güç nasıl olacak. Dalış’tan sonra uçağa binmek de yasak. Otobüsle gitmek en mantıklısı diye düşündük. Akşam 8’de kalkan otobüs bizi öğlen 1’e doğru Kaş’a bıraktı. Otele bile yerleşemeden dalış teknesinde bulduk kendimizi. Hop iki dalış ayak üstü. Gelmişken Kaş’a akşam 10’da uyumak olmaz dedik ve biraz sabahladık. Pazar günü sabah 9’da gene dalış teknesindeydik. İki dalış da o gün yapıldı. Camel Reef ( Deve Resifi ) çok etkiledi beni. Suyun 20 metre altında bir kaya oluşumu ve yandan baktığınızda oturan bir deve görüyorsunuz. İki tane dev orfoz sizi karşılıyor aşağı iner inmez. Uçak Batığı’na daldık en son. Zannetmeyin ki düşmüş denize öyle kalmış. Eski bir kargo uçağını dalış keyfini ve turizmini arttırması ve bir resif oluşması için denize indirmişler. Yapma bir olay ama keyifliydi. Suratımda maske ve regülatör ile uçağın kapısından içeri girdiğimde, sanki ekipmanı çıkarsam içeride nefes alabileceğim hissine kapıldım. Yok öyle birşey tabii.

Kas Scuba Dive Team

Özet olarak Kaş’ta 27 saat kalmak, 4 dalış ve gidiş dönüş 36 saate yakın bir otobüs yolculuğu.

Datça : Biraz Tarih Biraz Dalış (18-22 Ağustos 2012)

‘…Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası’na bırakır. ‘ demiş Strabon 2000 yıl önce. Denizi,doğası,havası ile bir cennet. Açıkçası Dünya’da çok yer var bu şekilde.Ama Knidos… Eşi olmayan bir liman kenti. Ege ile Akdeniz’in tam birleştiği noktada bir antik kent. Afrodit Tapınağı, Apollon Tapınağı, Korinth Tapınağı, Güneş Saati ve orjinali bulunamamış olsa da Dünya’daki ilk çıplak Tanrıça heykeli: Knidos Afroditi.

Continue reading “Dalış ve Tarih Günlükleri : Kaş, Datça, Kıbrıs”

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Kartal ve Güvercin

‘….Toplamış gözlerini Saturnia kaplamış sevdiği bir kuşun tüylerini yıldız yıldız ışıyan kuyruğunu….’

Ovidius, Dönüşümler I.722

Kuşlar…Günümüzde pencerelerimizin önüne konan , arabamızın üstüne pisleyen ,vapurdan simit atıp izlediğimiz kanatlı canlılar. Belki birkaç cinsi bize hala birşeyler ifade ediyordur ( bknz. Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga ) fakat diğer birçok kuş türü sadece uçup gidiyor gözümüzün önünden. Öte yandan bir dönem Tanrılar’ın zafer işareti olan Kartal sadece bir belgesel kuşu bizim için . Hera’nın simgesi , Argos’un gözlerini kuyruğunda taşıyan Tavus Kuşu’nu görmeye de pek alışık değiliz .

Daha evvel araştırmaya başladığım kuşların Yunan Mitolojisi’ndeki rolüne , Kartal ve Güvercin ile devam edeceğim .

 Yunan Mitolojisi’nde Kartal :

Aetos Dios theoi 2mi3

Aetos Dios ya da Aetos Dias …En anlaşılır haliyle Zeus’un Kartalı . Sadece Yunan Mitolojisi’nde değil Yunan Tarihi’nde sık sık karşılaşırız kartallarla . Özellikle savaş sahnelerinde . Gökte bir kartal gözükür ve işte o an Zeus’un işareti anlamına gelir bu kuş . Gittiği yöne , konduğu yere göre kehanetler düzenlenir hemen . Ama netice kesindir , zafer . Peki Zeus neden Kartal ile özdeşleşmiştir ? Sebebi aslında açık , kartal da tıpkı Zeus gibi göklerin hakimidir .

Continue reading “Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Kartal ve Güvercin”

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga

‘Hellenler’in bir deniz zaferi umuduna kapılmalarını sağlayan en önemli sebep ilahi bir işaretti.Bir kartal İskender’in gemisinin kıç güvertesine konmuştu.’

Arrianos , Alexandrou Anabasis Bl.18

İnsanoğlu geçmişte inandığı Tanrılar’ın büyük bir kısmını göklerde aramıştır . Kimi zaman Onlar’ı bir dağın bulutlarla gizlenmiş tepesine oturtmuş , kimi zaman göğün birçok kattan oluştuğunu düşünerek en üst kata yerleştirmişlerdir . Göklerde aradıkları Tanrılar’ına , gene göklere yükselen kuşlarla ulaşmaya çalışmış olacaklar ki , Yunan Mitolojisi’nde ve Tarihi’nde birçok simgesel kuşlardan bahsedilmektedir. Baykuş , Kartal , Şahin , Güvercin…  Hepsi neredeyse birçok Tanrı ile ayrı ayrı özdeşleşmiş ve sonrasında başka kültürleri de etkilemiştir.

Yunan Mitolojisi’nde kuşlarla özdeşleşen Tanrılar hakkında bilgiler Homeros ve Hesiodos’un eserlerinde verilmeye başlamış , Ovidius’un Dönüşümleri’nde detaylandırılmıştır . Ayrıca Arrianos , Ksenophon gibi Antik Yunan Çağ yazarları ilahi semboller olarak kuşlardan bahsetmişlerdir .

Yunan Mitolojisi’nde Baykuş :

owleye athena 2mi3

Baykuşlar , her ne kadar Yunanistan’da bilgelik anlamı taşısa da birçok yerde uğursuzluk ve ölüm getiren anlamı da taşımaktadır . Bir dönem cadılarla birlikte de bu hayvanın adı anılmıştır . Peki Yunan Mitolojisi’ne nasıl girmiştir baykuş ?

Continue reading “Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga”

Malatya’da bir 2mi3 ve Arslantepe Höyüğü

6 ay ortalarda yoktum . Önce bir 15 gün Amasya’da , ardından geri kalan sürede Malatya’da kaldım . Keyfi değil tabii , askerlik vazifesinden dolayı… Askere gitmeden yazmıştım buraya gene , gideceğim yerde tarihi yerleri gezeceğim , döndüğüm zaman paylaşacağım diye . Anlatmaya başlayayım ufak ufak .

İlk 15 gün Amasya’da olmama rağmen , Amasya’yı sadece ilkgün teslim olana kadar gezebildim . Amasya Kral Mezarları’nı gördün mü diye soracak olursanız , zaten şehrin ortasındaki tepenin üstüne kazılı oldukları için görmemenin imkansız olduğunu söyleyebilirim . Acemilik diye tabir edilen dönemde hiç dışarı çıkılmadığı için Amasya hakkında detaya giremeyeceğim .

27 Ağustos 2011 günü akşam saatlerinde Malatya’ya ulaştım . Birgün yol iznimin vermiş olduğu imkanla ,bir akşam burada kaldım . Tabii bu süre zarfında Malatya’da nereler gezilebilir diye ufak ufak araştırmalar yapıyordum . Hayallerimden biri olan Nemrut Dağı’na bu kadar yakın olup bir o kadar da uzak olmak açıkçası koymuştu . Enteresandır ki Adıyaman diye bildiğimiz Nemrut Dağı’nı Malatya’da da çok sahipleniyorlar. İki il arasında kalıyormuş meğer , pek paylaşılamıyor anladığım kadarıyla . Nemrut Dağı’nı gözden çıkardıktan sonra başka yerlere odaklandım. Arslantepe Höyüğü , BattalGazi görmem gereken yerler arasındaydı , üstelik bu kadar içlerindeyken . Ama tabii askerlik bu ; bir çarşı izniniz var sabahtan akşama kadar . Yok güzel kahvaltı edelim , yok internet cafeye gidelim , hadi öğle yemeği derken bitiveriyordu . Neyseki Arkeoloji Müzesi gayet şehir içindeydi .

Arkeoloji Müzesi’ne ilk kez beni teee Malatyalar’a kadar ziyarete gelen Yesimminn ile birlikte gittik . Küçük bir müze olmasına rağmen içerisinde heyecan verici eserler bulunmaktaydı .Arslantepe’den çıkarılan mühürler , çivi yazıları , mozaikler , mezar . Bu kadar adı geçmişken Arslantepe Höyüğü’nü anlatmaya başlayayım . Bu höyük M.Ö.5000 yıllarından M.Ö.712 yılına kadar aktif bir şehir olarak varlığı sürdüren , İtalyan Arkeolog Prof.Dr.Marcella Frangipane’nin deyimiyle Anadolu’daki ilk medeniyettir . Gene Frangipane’nin iddia ettiği üzere bilinen ilk medeniyet Mezopotamya’da değil Anadolu’dadır .

Malatya Muze Muhurler

Malatya Arkeoloji Müzesi – Arslantepe Mühürleri  

Continue reading “Malatya’da bir 2mi3 ve Arslantepe Höyüğü”

Kaş : Tarih , Doğa ve Macera

Antiphellos … Bir Likya hayranı olarak Kaş’a hala Antiphellos demem bana buranın önemini daha da vurguluyor . Çünkü Antiphellos’tan önce Phellos vardı . Yukarıda , Çukurbağ Köyü dolaylarında …. Sadece bir limandı Antiphellos . Fakat ne olduysa bölgeden elde edilen sedir ağacı ve sünger ticareti bu limanı zenginleştirmiş , Phellos gerilemiş ve Antiphellos gelişmiş bir şehir halini almıştır . O dönemin etkisini yaşıyoruz belki de hala . Antiphellos’la daha çok ilgileniyoruz .

Hiçbir tura bağlı kalmaksızın bu yaz kendi gezimizi kendimiz düzenleyelim ve tarihin yanı sıra biraz da macera katalım dedik , 23 Haziran sabahı Kaş’a geldik . Her ne kadar Telmessos’daki ( Fethiye ) kadar etkileyici olmasa da tepelerin üzerine oyulmuş ufak kaya mezarları selamladı bizi . Bir haftalık turumuza artık başlayabilirdik .

Birinci Gün : Tiyatro ve Uzunçarşı

Otogar’da indikten sonra ilk durağımız , aracılığıyla pansiyonumuzu ayarladığımız ve beraber aktivitelerimizi gerçekleştireceğimiz Bougainville Travel oldu . Kısa bir tanışmanın ardından hiç beklemediğimiz bir güzelliğe ve şirinliğe sahip olan Gülşen Pansiyon’a yerleştik . Ne yalan  söyleyeyim Kaş’taki pansiyonlardan sonra denize sıfır tatil köylerini daha da gereksiz buldum . Neyse , biraz denize girdikten sonra Kaş turuna başlamak üzere dışarı çıktık .

Antiphellos Antik Tiyatrosu kaldığımız yere 2 dk yürüme mesafesinde olduğundan ilk önce oraya gittik . Hem Yaşar Yılmaz’ın incelemelerine hem de benim gözlemlerime göre Antiphellos Tiyatro’su tek kademeli olup , 26 oturma sırasından oluşmaktadır . Yaklaşık 2800 kişilik bir kapasiteye sahiptir. M.Ö. 1. yüzyıla tarihlendirilmiştir ve M.S. 2.yüzyılda onarılmıştır. Bana kalırsa bu tiyatronun en güzel yanı manzarasıdır . En üst basamaklarda oturduğunuz takdirde bütün Kaş’ı yukarıdan görmekle birlikte Meis’i ve yarımadaları izleyebilirsiniz . Ayrıca tekne ile Kaş’a yaklaşırken tiyatronun açık görüntüsü de bir başka güzellik katmaktadır .

Antiphellos Tiyatro 2mi3

-Antiphellos Tiyatro-

Tiyatro’dan çıktıktan sonra merkeze doğru yürüdük . Uzunçarşı Caddesi’nin cumbalı evlerini ve cadde sonundaki Kral Lahdi’ni çok merak ediyordum . Zaten Kaş deyince aklıma bir Kral lahdi  bir de Simena’daki deniz içerisinde kalmış lahid aklıma geliyordu .

Uzunçarşı Caddesi tur acenteleriyle ,hediyelikçilerle dolu bir cadde . Fakat cadde bitimindeki Kral Lahdi burayı ölümsüzleştiriyor . Bu lahid M.Ö. 4. yüzyıla tarihlendirilmiştir . Tek bir blok taştan oyulmuştur . İki katlıdır . Lahdin ters sandal şeklinde olan üst kısmında sağlı sollu ikişer adet aslan başı bulunmaktadır . Ayrıca lahdin bir tarafında 8 sıra halinde Likya dilinde yazılmış bir yazıt bulunmaktadır . Bu lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir  fakat ihtişamından olsa gerek halk tarafından Kral Lahdi olarak adlandırılmıştır .

Antiphellos Lahid 2mi3 Kas

 Antiphellos Lahid Yazıt 2mi3

-Kral Lahdi ve  Yazıt-

Likya’da kaya mezarları ve ev tipi mezarların yanı sıra tıpkı Kral Lahdi’nde olduğu gibi ters sandal biçimli lahidlerden çok fazla bulunmaktadır . Bu tarz Likyalılar’ın inançları doğrultusunda oluşmuştur . İnanca göre kıyamet gününde dünya ters dönecek ve her yer su altında kalacaktır . İşte o zaman bu lahidler ters dönerek bir sandala dönüşecek ve içerisindeki kişiyi yok olmaktan koruyacaktır .

İkinci Gün : Hellenistik Mabed ve Likya Yolu

Antiphellos , Dünya’nın en önemli yürüyüş rotalarından biri olan Likya Yolu’nun üzerinde bulunmaktaydı . Bu yol Fethiye’den Antalya’ya 509 km’lik bir yol olmakla birlikte yaklaşık bir ay içinde bitirilebilmektedir . Likya Yolu’nda yer yer tarihi yapılarla ve doğal güzelliklerle karşılaşılmaktadır . Kaş turumuzun ikinci gününde Kaş’tan Limanağzı’na kadar olan 4 km’lik Likya Yolu’nda yürümek istedik . Açıkçası Limanağzı’ndan Kaş’a dönen teknelere güveniyorduk . Tabii bu teknelerin dönüş saatini bilmiyorduk .

Öğlen saatinin zararlı güneşinden kaçmak için saat 2 gibi pansiyondan ayrıldık ve başladık yürümeye . Hemen yolumuzun üzerinde bulunan Helenistik Mabed’i ziyaret ettik . Açıkçası Kaş’a gelirken böyle bir yapı ile karşılaşacağımı bilmiyordum . İlk bakışda muntazam kesilmiş taşlarıyla arkadan çok haşmetli gözükse de yapının iç kısmının çalılık ve ağaç dolu olması bizi biraz üzdü . Açıkçası mabed hakkında da çok fazla bilgiye sahip değiliz .

Antiphellos Hellenistik Mabed 2mi3 Kas

-Hellenistik Mabed-

Likya Yolu’nda ilerlerken ilk durağımız Büyük Çakıl plajı oldu . Burada kendimizi yüzmeye biraz fazla kaptırdık , plajdan ayrıldığımızda saat beş buçuğa geliyordu . Plaj çalışanlarından Limanağzı’ndaki son teknelerin 18:30’da hareket ettiğini öğrensek de bu yol üzerinde yürümemizi engellemedi .

2mi3 Lycian Road Antiphellos

-Likya Yolu ve 2mi3-

Likya Yolu üzerinde yer yer tabelalar olmasına rağmen asıl işaretlere kayaların ve ağaçların üzerinde rastlıyoruz . Bu kayaların veya ağaç gövdelerinin üzerinde kırmızı-beyaz iki şerit varsa doğru yoldasınız demektir fakat ‘X’ görüyorsanız ters giden bir şeyler vardır . Şeritleri takip ederek araba yolunun sonuna geldik ve karşımıza tepelerinden üzerindeki ormanların içerisinde bulunan patika çıktı . Merak ediyorduk yolun geri kalan kısmını , öte yandan çekiniyorduk da geri dönebilecek miyiz diye . Derken karşımıza bir teyze çıktı . Kendisi bütün sıcak kanlılığıyla bizle sohbet ettikten sonra , her ne kadar çok yorgun görünsede bizimle Likya Yolu’nu yürüyeceğini söyledi . Artık bir rehberimiz vardı . Yıldız Teyze önderliğinde ilerliyorduk , kendisi bize kestirme yolları gösteriyordu . Ara ara çekindik fakat kırmızı-beyaz şeritler her şeyin yolunda gittiğini gösteriyordu . Biz şehir çocuklarının görüpte anlayamadığı izlerin yaban domuzlarına ait olduğunu öğrendiğimizde ise biraz şaşırdık . Yıldız Teyze ile ‘Deve İneceği ‘ denen dar yola yakın bir yere kadar yürüdük . Ardından geri dönüşün zor olacağını düşünüp hep beraber geri döndük . Tahminen 509 km’lik Likya Yolu’nun 2 km’lik kısmını yürümüş olduk . Karşılığında sohbet dışında hiçbirşey beklemeyen Yıldız Teyze’ye de buradan selamlar .

Likya Yolu Serit ve Golge 2mi3

Likya Yolu Şeritleri , Gölge Yesimmin ve 2mi3 –

Bu arada belirtmek isterim ki Likya Yolu 1999 yılında Kate Clow adında bir bayan tarafından hizmete açılmıştır .

Üçüncü Gün : Kanyon Geçişi

İki gün tarih ve keşif dolu geçtikten sonra , bugün doğaya karşı ilk mücadelemiz olan Kanyon Geçişi’ni gerçekleştirecektik . Açıkçası ben heyecanlıydım . Yesimminn daha sakindi bana göre . Daha evvel kanyon görmüştük …Saklıkent Kanyonu’nun turistik kısmında epey yürümüştük . Fakat Kanyon Geçişi yürüşten daha farklı bir şey olmalıydı .

Bougainville Travel ekibi , Kıbrıs Kanyonu’nu seçmişti . Burası birgün de tamamlanabilen bir kanyondu . Saklıkent’i geçmek için 2 gün gerekliymiş . Kıbrıs Kanyonu’nun güzel yanı bakir olmasıydı bana göre . Turizme açık bir kanyon değildi burası , sadece doğa sporları için kullanılıyordu . Dolayısıyla saflığını hala koruyordu .

Suların henüz yükselmemesinden dolayı kanyonun ortasından girdik . Önce 7-8 metre , ardından 50 metre ve en son 15 uzunluğunda üç yerden ipler yardımıyla aşağı indik . Bu turun en üzücü yanı , beraberimizde fotoğraf makinemizin olmayışıydı . Gerçeği yanımızda olsaydı da tur sonunda bozulmuş olacakdı . Eğer böyle bir tura katılacaksanız , su geçirmez ve dayanıklı bir fotoğraf makinesini yanınızda götürmenizi tavsiye ederim .

Kanyon’un tam içine girdikten sonra kısa bir yemek molası verdik , ardından başladık yürümeye . Sonlara doğru bir çok doğal havuzdan geçmek , bir çok dar alana tırmanmak zorunda kaldık . İlk başında tedirgin olduğum bu geçişin sonunda çok cesaretlenmiştim . Askerden döndükten sonra Saklıkent Geçişi’ni yapmayı kafama koydum .

Açıkçası televizyondan bu tarz doğa sporlarıyla uğraşanları gördüğümde bir anlam veremiyordum . Ne anladıklarını merak ediyordum . Denemeden anlaşılmıyormuş . Bence herkesin bir kere yaşaması gereken bir deneyim . 50 metre yükseklikte , belinizden bir iple bağlı  yere paralel olarak aşağı inmek , adeta düz duvarda yürümek mükemmel bir duygu . Tabii o sırada akla Dağcı , 127 Saat , Cehenneme Bir Adım gibi filmler gelmiyor değil  🙂

Kanyonun sonlarına doğru derin yerlerde eğlenmek için birkaç kez suya atladık. Bu yaşıma kadar suya atlamayı pek sevmezdim , resmen karakterim değişti .

 Gün sonunda kendimi yenilenmiş ve daha güçlü hissettim . Askerden sonra bu doğa sporuyla daha fazla ilgileneceğime dair söz verdim kendime . Üstelik artık dağ bayır tırmanırken adımımı daha cesur atıyorum .

Tavsiye ettikleri kadar varmış .

Dördüncü Gün : Kaya Mezarları , Sarnıç  ve Limanağzı

26 Haziran Pazar gününe denk gelen tatilimin dördüncü günü , Meis’ten Kaş’a yüzme yarışı vardı . Az yol değil , yaklaşık 7.5 km … Yesimminn özellikle izlemek istedi çünkü bir ekip Düşler Akademisi’ni temsil ediyordu . Ben biraz izledikten sonra Kaya Mezarlarını görmek istedim . Aslında turun ikinci günü bir iki tanesine bakmıştık ama daha yukarıdakileri merak ediyordum . Üstelik tırmanmaktan korkmuyordum artık . Yüzme yarışları devam ederken , kayalara oyulmuş mezarları gezdim .

Daha evvel bahsettiğim Fethiye’deki Amyntas Mezarı’na göre bakarsak bu mezarların daha normal bir hayat yaşamış insanlara ait olduğu anlaşılmaktadır . Zaten Amyntas’ın mezarı ‘Tapınak Mezar’ olarak geçmektedir ve en yüksekte yer almaktadır .  Kaş’ta bulunan kaya mezarlarının bir kısmı kare şeklinde kesilmiş ,bir kısmına gene sandalımsı bir şekil verilmiş . Likya döneminde insanlar ölen yakınlarını kendilerine yakın olmaları açısından oturdukları yerlere yakın gömmüşlerdir . Bu kaya mezarlara bakınca aklıma gene Daniken’in teorileri gelmedi değil . Kaya’nın o kadar muntazam oyulup , işlenip içerisinin bir oda gibi ayarlanması o dönemin aletleriyle hala mantığa sığmıyor . Biri öldükten sonra kısa sürede böyle bir mezar açamayacaklarını göz önünde bulundurursak , muhtemelen ölmeden mezarlarını yaptırıyorlardır ( Tamamen şahsi görüşümdür ) .

Likya Kaya Mezar 2mi3

-Likya Kaya Mezarı-

Kaya Mezarları’ndan dönerken sahilde bir cafe içerisinde yer alan antik sarnıç gözüme takıldı . Cafe içerisinde yer alsada gidip görmek serbestti . Belki de böyle bir alan içerisinde olması daha iyi olmuştur . Bu sarnıç M.Ö.5. yüzyıla tarihlendirilmiştir . İlk başta su depolamak amacıyla yapılmış olsa da , daha sonraları şarap , zeytinyağı , sebze muhafaza etmek için kullanılmıştır . Hakikaten sarnıcın içine girdiğiniz de Kaş’ın sıcağından uzaklaşmış oluyorsunuz . Bu sarnıç içerisinde o dönemden korunagelmiş küpleri görmek mümkündür .

Antiphellos Sarnıc 2mi3

-Likya Tipi Sarnıç-

Dördüncü günün son kısmını Limanağzı’nda geçirmek istedik . Fakat bu sefer yürüyerek değil , Kaş’tan tekne ile geçtik . Limanağzı , ne kadar dalga olursa olsun sakinliğini hiç bozmayan bir koy . Koyu içine alan tepelerin üzerinde gene kaya mezarlarını görmek mümkün . Üstelik tamamlanamadığını düşündüğüm mezarlar da vardı . Likya Yolu’nu tersten yürümek isteyenler için gene kırmızı beyaz işaretler vardı kayaların üzerinde . Biraz çıkmayı denesem de , önümden geçen bir yılan , ayaklarımdaki sandaletlerden dolayı beni engelledi .

Limanagzi Antiphellos 2mi3

-Limanağzı-

Beşinci Gün : Dalış

Kanyon Geçişi’nden sonra ‘Kaş’a gittik ama yapmadık’ demeye insanların utandığı dalış programını gerçekleştirmek istedik . Eğitimli dalgıç olmadığımız için deneme dalışına katıldık. Muhtemelen deneme dalışı olduğu için Kanyon Geçişi kadar heyecanlı değildi fakat huzur vericiydi . Star Wars’ta uçakların uzay boşluğundan bir gezegene inerken yaşadığı renkliliği hissettim . Önce bir mavilik , ardından bulanıklık ve sonunda yepyeni bir dünya . Farklı yer şekilleri , renkleri , bitkileri ve sakinleriyle bambaşka bir dünya . Tüpten soluduğum oksijen ciğerlerimi temizledi sanki . Dışarıda olduğumdan daha rahat nefes alıyordum . Anlatılamayan bir duygu bence . Trompet balıklarıyla göz göze gelmek , balık sürülerinin arasına karışmak . İyi çekilmiş 3D bir film gibiydi .

Dalışımızı Limanağzı açıklarında gerçekleştirdik . Bizden önce dalan profesyonellerin çıktıktan sonra anlattıkları , ‘Acaba ben neler göreceğim ? ‘ sorusunu getiriyordu akıllara . Keşke daha gençken eğitimini alsaydım İstanbul’da diye geçirdim içimden . Neyseki hala geç değil .

Altıncı Gün : Deniz Kanosu ile Batık Şehir , Tershane Koyu , Simena

Kaş’ta tekne turlarının programı Fethiye’dekiler kadar kapsamlı değil . Fethiye’de 12 Adalar Turu başlı başına bir tatil . Kaş’ta tekneler Kekova’ya , Simena ve Tershane Koyu’na uğruyorlar ve birer saatlik yüzme molaları veriyorlar . Öte yandan Batık Şehir’de teknelerin durması , yüzmek ve dalmak yasak . Tekne turunun içimize sinmemesi bizi başka bir etkinliğe yöneltti . Aynı rota üzerinde deniz kanosu yapmak … Turumuz Üçağız’dan başlayıp sırasıyla Tershane Koyu , Batık Şehir ve Simena rotası ile devam edecekti …

Üçağız’dan kanolarımıza binerken fark ettik ki , Show Tv ekibinden arkadaşlar da bizimle birlikte , üstelik çekim yapıyorlar . Bir şeyler olacak gibi geliyordu bana …Denize ilk açıldığımızda hava yumuşak ve dalga yoktu . Tershane Koyu’na rahat bir şekilde vardık .

Tershane Koyu , adından anlaşılabildiği üzere , döneminde küçük çaplı gemilerin yapıldığı , onarıldığı bir koy . Kara üzerinde yapılara ait kalıntılar hala mevcut . Bu kalıntılar Bizans Dönemi’ne denk geliyor. Ne yazık ki yapılara dair açıklamalar yazmıyor hiçbir yerde . Sadece tahmin yürütebiliyorsunuz . Aşağıdaki fotoğrafta alanda bir kilise olduğu söyleniyor .

Tershane Koyu Kekova 2mi3

-Tershane Koyu , Kekova –

Tershane Koyu’ndan hareketle Batık Şehir üzerinden geçerek Simena’ya doğru gidiyoruz . Batık Şehir’de suyun altında kalan kısımları canlandırmak çok zor fakat adanın kenarlarında görülen ve denizin içine doğru gidenyollar hakikaten insanı etkiliyor . Batık Kent ,  M.Ö.5.yüzyıla tarihlendirilmiştir . 

Batık şehri daha iyi gözlemlemek için ya cam tabanlı tekneler ya da dalış tercih edilebilir . İnternetteki görsellerden eskiden dalışa izin verildiği anlaşılıyor fakat artık söz konusu bile değil . Umarım profesyoneller tarafından Batık Kent iyi bir durumda ziyarete açılır .

Deniz Kanosu ile yaptığımız tur esnasında sadece mola yerlerinde fotoğraf çekebildik . Çantalarımız eskort teknenin içerisinde yer alıyordu . Fotoğraf makinelerimizi kano içerisine almak istediysek de , rehberlerimiz pek tavsiye etmedi . Dolayısıyla batık şehri fotoğraflayamadık . Fakat fotoğraflayabilseydim de yayınlayamayacaktım . Simena rotası üzerinde dalgalar yüzünden kanomuzun ters döndüğünü öğrendiğinizde bana hak vereceksiniz . Nasıl olduysa bir anda havanın bozulması ve denizin aşırı dalgalanması alaboraya neden oldu . Güneş gözlüklerimiz Akdeniz’in derinliklerinde . Alaboradan sonra kanolarımızın çok fazla su almış olması nedeniyle , Simena’ya kadar eskort tekne ile gittik . Simena’dan sonra da kano turu hava şartlarından dolayı iptal edildi .

Kekova Deniz Lahid 2mi3

-Simena , Lahid –

Simena , ‘Türkiye’nin Güzellikleri’ listesinde fotoğrafını mutlaka gördüğümüz , deniz içerisindeki lahdin olduğu ada . Tıpkı ‘ Didim Medusa’sı’ gibi bir simge olmuş artık bu lahid . Lahidin yanına gelmeden önce kaleye çıkıyoruz .  Simena , Likya kıyı kentlerinden biri olup M.Ö.4.yüzyıla tarihlendirilmiştir . Kentin adından ilk Pilinus bahsetmiştir . Ören yeri girişindeki açıklamaya göre Simena ; Aperlai , Apollonia ve İsinda ile birlikte bir federasyon oluşturmuş ve Likya Birliği’nde Aperlai tarafından temsil ediliyordu .

Simena Kalesi , Ortaçağ’da kullanılmıştır . Rodos Şövalyeleri tarafından yapılmıştır .  Kale içerisinde bir tapınağın kalıntıları bulunmaktadır . Ayrıca gene kale içerisinde bulunan 300 kişilik tiyatro Likya bölgesinin en küçük tiyatrosu ünvanına sahiptir . Simena’nın günümüzdeki ismi Kaleköy’dür .

Simena Kale 2mi3

Yedinci Gün : Patara

İstanbul’a dönmeden bir önceki gün Likya’nın en önemli kenti Patara’yı görmezsek ayıp edeceğimizi düşündük . Patara çok güzel bir liman kenti olmasının yanı sıra , Likya Birliği’nin başkentliğini yapmıştır . Birlik içerisinde üç oy hakkına sahip altı kentten biridir . Gene Büyük İskender’in Patara’yı kuşattığını bilmek , daha evvel olduğu gibi  İskender Dönemi’nde adı geçen kentleri ziyaretimde yaşadığım gururu yaşattı .

Patara’nın ismi her ne kadar bilinse de , Patara Antik Kenti yeni yeni günışığına çıkıyor . Açıkçası ziyaretimiz sırasında özenli bir çalışma devam ediyordu . Antik Meclis Binası ( Bouleuterion )  restore ediliyor ve daha bir çok yapı ortaya çıkarılıyordu . Çalışmalar o kadar yeni ki , ören yeri içerisindeki müze mağazasında Patara ile ilgili henüz hiçbir kaynak yoktu .

Patara’ya vardığımızda antik kentin kapısında inip plaja kadar yürümeyi tercih ettik . Böylece kenti de yürüye yürüye gezmiş olacaktık . Kentin içlerine doğru kazı çalışmalarının sürdüğünü gördüm . O anda dünyam değişti . Yıllardır aktif bir arkeoloji kazı alanı içerisinde bulunmak istediğimi söyleyip dururdum . O aktif kazının içerisindeydim , üstelik girilmez tabelasını da geçmiştim . Tepelerinde durup onları seyrediyordum . Taa ki bir arkadaşın gelip çıkmamı rica etmesine kadar . Kendisine çok heveslendiğimi söyledim . Fark ettiğini söyledi gülerek . O değil de , benim korktuğum umarım Tanrı aktif kazı içerisinde bulunma isteğimi bu şekilde gerçekleştirmemiştir . Benim demek istediğim bu değildi  🙂

2mi3 Kazi Alani Patara

-Kazi Alaninda Bir Kaçak : 2mi3 –

Patara eski bir kenttir . Herodotos’un ‘Tarih’ başlıklı eserinde , Kitap 1 Bölüm 182’de  bu kentten bahseder  .

‘…Lykia’daki Patara’da da aynı şeyi yaparlar, tanrının gelip kaldığı zamanlar için;çünkü bu kentte orakle her zaman danışılmaz; tanrı geldiği zamanlar, büyük rahibe de her gece onunla beraber tapınağa kapanır .’

Herodotos bu anlattıklarında , Patara’daki tapınma sisteminin Mısır ve Sümer ile olan benzerliklerine değinmiştir .

Patara’da günümüzden dörtbin yıl öncesine kadar yaşam olduğu bulgularla belgelenmiştir . Ayrıca ilk çağda Patara , Yunanistan’daki Delphoi’den bile daha zengin bir bilicilik merkezine sahip olup , Likya belgelerinin saklandığı bir arşiv merkezidir.

Patara Antik Kenti’ni gezerken en çok dikkatimi çeken yapılar Tiyatro , Tak ve Meclis Binası oldu . Antik Tiyatro’nun büyüklüğü büyüleyiciydi . Araştırmacılara göre bu tiyatro Helenistik Dönem’de yapılmış olup Roma Dönemi’nde de geliştirilmiştir . Tiyatronun ,  bir tepeye yaslı olması , oturma yerleriyle sahne binasının birbirinden ayrı konumlandırılması ve orta yarım yuvarlağa girişin tonoz örtüyle örtülmemesi Hellenistik özelliklerini göstermektedir.

Tiyatro’nun Roma Dönemi’nde şekillendirilmesinde Gladyatör Dövüşleri de etkili olmuştur .

Patara Tiyatro 2mi3

Patara Tiyatro a 2mi3

-Patara , Antik Tiyatro –

Patara Antik Kenti’nde yol üstünde bulunan Antik Tak ,  M.S.100 yıllarında Likya-Pamfilya valisi Mettius Modestus tarafından yapılmıştır. Tak’ın üzerindeki heykel boşluklarına bakıldığında döneminde ne kadar ihtişamlı olduğu göz önünde canlandırılabilir .

Patara Tak 2mi3

-Patara , Zafer Takı-

Tahmin ediyorum ki , beş yıl sonra Patara Antik Kenti’nin büyük bir kısmı ayağa kaldırılacak ve kent ilgi çekici bir hal alacak . Aphrodisias gibi , Patara’da gezilebilir bir antik kent halini alacak . Meclis Binası’ndaki restorasyon çalışmaları bunu gösteriyor gibiydi .

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim . Daha evvel Priene’de karşılaştığım eski arkadaşım beni burada da takip ediyormuş 🙂

Patara Arkadasim Kertenkele 2mi3

-Arkadaşım Kertenkele Takipte –

Belirtmek gerekir ki , St.Nicholas olarak da bilinen Noel Baba’nın  Patara’da doğduğu söylencesi , Havari Paul’un Roma’ya giderken Patara’dan gemiye binmesi bu şehri Hristiyanlık açısından önemli bir merkez haline getirmektedir.

Her ne kadar Patara Plajı’nın güzelliğini Kaş halkından duymuş olsak da , o güzelliği rüzgar ve dalgalar yüzünden yaşayamadık . Plaj’da biraz dolaştıktan sonra Kaş’a dönmeye karar verdik . Minibüse yetişme telaşı ile Antik Deniz Feneri’ne bakmaya gidemedim . Minibüse yetişmekten bahsetsem de , kıraathanede pişpirik atan minibüs şoförü sayesinde otostopla dönmek zorunda kaldık . Pişpirik amcayı gayet güzel pişirmiş ki amca pişkin pişkin minibüsü kaçırdınız diyebildi .

Sonuç olarak Kaş :

Kaş tatili , yaptığım en iyi tatiller içerisinde yer almayı başardı . Pamfilya Turu kadar , Antik Kentlere doymasam da , doğa sporları Kaş’ı mükemmel bir tatil merkezi haline getirdi benim için . Hani ‘Seneye tekrar gelelim’ dedik .

Doğa sporlarıyla uğraşmayan , tarihi de pek sevmeyen insanlar için biraz sıkıcı bir yer olabilir.  Fakat Antalya’da bir tatil köyüne gideceğinize , Kaş’a gelip denize sıfır bir pansiyonda kalmanızı tavsiye ederim  .

Kaş’ın tarihi açıdan daha ilgi çekici olabilmesi için biraz daha araştırılması gerektiğini düşünüyorum . Mesela Kaya Mezarları insanların daha ilgisini çekecek şekilde temizlenebilir ve tabelalarla yönlendirilebilir . Bu mezarların niye bu şekilde yapıldığı belirtilebilir . Helenistik Mabed biraz daha koruma altına alınabilir . Likya Yolu’nda yürüyüşe teşvik etmek açısından ulaşım saatleri genişletilebilir . Gerçeği burada Kaş’a konuşuyorum ama Kaş’ın kültürel değerlere gösterdiği ilgi İstanbul’a göre çok daha üst seviyede .  

Kısacası , Kanyon Geçişi’yle , Dalışı’yla , Kano Turu’yla , tarihiyle Kaş’ı herkese tavsiye ederim .

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yesimmin ve 2mi3

Kaynakça :

1-) Yılmaz Yaşar , Anadolu Antik Tiyatroları , YEM Yayınevi , İstanbul , 2.Baskı , Nisan 2010

2-) Herodotos , Tarih , Çev.Müntekim Ökmen ,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları , İstanbul 5.Basım 2008

3-) http://www.pataraexcavations.com/

4-) http://www.definegizemi.com/antik-kentler/ege/mugla/Patara.htm