Home

Girit Notları : Phaistos, Knossos, Kazancakis

1 Comment

‘ Δεν ελπίζω τίποτα. Δε φοβούμαι τίποτα. Είμαι λέφτερος…’

‘ Hiçbir şey ummuyorum. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Özgürüm….’

Nikos Kazancakis

Girit… Bir ada, ama bir adadan fazlası. Yunanistan’a ait, ama Yunanistan’dan fazlası. İnsanı ise bir insandan çok çok fazlası. Yıllardır merak ediyordum, Akdeniz’in bu aykırı çocuğunu. Aykırı diyorum çünkü adeta kendini ayırmış ve Akdeniz’in ortasında ne Türkiye’ye, ne Yunanistan’a ne de Mısır’a yakın tutmuş kendini. Ben sizden farklıyım demiş çevresine, ‘ sizden etkileneceğim fakat sizi de çok etkileyeceğim’ demiş yıllarca sanki. Avrupa’nın ilk ve en önemli uygarlıklarından birine, Minos Uygarlığı’na, ev sahipliği yapmış,  Sir Arthur Evans’ı Knossos Sarayı ile şaşırtmış, 1908 yılında bulunan Phaistos Diski ile gizemini korumuş. Theseus, Minotaur, Daedalos ve Ikaros ile Yunan Mitolojisi’ne zenginlik katmış. Usta yazar Nikos Kazancakis ile milyonları etkilemiş. Roma İmparatorluğu, Doğu Roma İmparatorluğu, Abbasiler, Venedikliler ve Osmanlı’nın en önemli topraklarından biri olmuş. İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından işgal edilmiş. Kısacası tarihin her dönemini yaşamış ve her dönem dünyaya birşeyler katmış.

crete_map

Girit – Crete

1993 yılında, babamın bir akşam eve gelirken yanında getirdiği bir kitapla başladı aslında Girit’e olan ilgim. Kitabın üzerinde tek başına dans eden bir adam, kravatını açmış, sağ eline ceketini almış fırlatacakmış gibi tutuyor. Tabii o zaman okumam olduğu halde bazı  kitapların sadece kapaklarına bakıyorum. Kafamın içinde adamın dansettiği müzik çalıyor… Daha sonra bu dans eden adamın Zorba olduğunu ve kitabın onu anlattığını öğrendim.  Kafam karışıyordu baktıkça, Zorba dans ediyor… İyi de Zorba kötülük yapan kişi demek değil miydi? 9 yaşımın verdiği bir saflık olsa gerek, kötülerin dans edemeyeceğini mi düşünüyordum, artık neyse… Aradan yıllar geçti ve bu kitabı hiçbir baskı altında kalmadan, kütüphanemizden alıp okudum. Zorba’nın aslında Yunanca ‘ Her günü Yaşa‘  anlamına geldiği öğrendim, tıpkı Alexis Zorba’nın yaptığı gibi…Bu kitabın ardından, Kazancakis artık benim için en büyük yazar ve  Girit benim için en görülmesi gereken yer olmuştu. Mitoloji’ye olan ilgimin de katlanmasıyla Girit’e gitmediğim her gün benim için bir geç kalmışlığa dönüşmüştü.

Ve nihayet 2016 Temmuz ayında Girit ziyaretimizi gerçekleştirebildik. Şanslıydık, çünkü bizi en son 5 yaşımda gördüğüm ve elimde sadece tek bir fotoğrafımızın olduğu Maria teyzem ağırlayacaktı, hiç görmediğimiz akrabalarımızla tanışacaktık…

Girit çok büyük bir ada ve tek bir ziyarette  tüm önemli yerlerin gezilmesi neredeyse imkansız. Dolayısıyla biz de adanın merkezine ve doğu tarafına yoğunlaştık. Knossos Sarayı’nı, Arkeoloji Müzesi’ni, Heraklion’u, Malia ve Agios Nikolaos’u gezilecekler listemize ekledik.

Heraklion Arkeoloji Müzesi : Minotaur, Yılanlı Tanrıça ve Phaistos Diski

Girit, Mitoloji ve Arkeoloji deyince şüphesiz akla birçok şey gelir : Minotaur, Theseus, Daedalos, Ikaros, Phaistos Diski, Yılanlı Tanrıça, Knossos, Labirent…Durum böyle olunca Heraklion Arkeoloji Müzesi’nde tam birgün geçirdik.

Minotaur heykellerinden Yılanlı Tanrıça heykellerine, Phaistos Diski’nden Knossos Sarayı duvar çizimlerine, farklı mezar yapılarından kılıçlara kadar birçok eseri inceleme fırsatımız oldu. Bunların yanısıra Girit’in birçok  antik kentinden çıkarılmış eserleri de gördük.

Minotaur :

Minos Uygarlığı döneminde Boğa, çizimlerde, seramik sanatında,  heykelcilikte o kadar  çok yer bulmaktadır ki artık Minos’un bir simgesi haline gelmiştir. Tıpkı eski Anadolu halklarında olduğu gibi, burada da verimlilik, doğurganlıkla ilişkili olduğu düşünülmektedir. ‘Minotaur’ kelimesini incelediğimizde, ‘taurus’ kelimesinin boğa anlamına geldiğini gözönünde bulundurarak, ismin ‘Minos’un Boğası’ anlamına geldiği görülecektir.

Minotaur - Crete

Head of Minotaur – Crete

Yunan Mitolojisi’ne göre, Girit Kralı Minos hüküm hakkının kendinde olduğunu kardeşlerine göstermek için Poseidon’dan bir mucize olarak  kendisine beyaz bir boğa göndermesini istemiş. Poseidon, beyaz boğayı kendisine kurban edilmesi şartıyla göndermiş fakat Minos beyaz boğayı öldürmeye kıyamamış ve yerine başka bir boğa kurban etmiştir. Bu duruma sinirlenen Poseidon, Aphrodite ile işbirliği yapıp Minos’un karısı Pasiphae’yi boğaya aşık etmiş, ve bu aşkın meyvası olarak Minotaur doğmuştur. Minotaur, Yunan Mitolojisi’nde adı geçen mucit Daedalos tarafından inşaa edilmiş bir labirente kapatılmıştır. Daedalos, ismine aşina olduğumuz Ikaros’un babasıdır, hani şu balmumu ile yapıştırılmış kanatlarıyla güneşe doğru uçmaya çalışan Ikaros’un…

Bull-Leaping from Knossos

Bull-Leaping from Knossos

Tabii Minotaur günümüze daha çok, boğa başlı insan vücutlu bir yaratık olarak ulaşmıştır.  Çocukken ben de bir masal gibi okurdum, Theseus’un Girit’e gelip, labirentte Minotaur’u öldürmesini, ardından Atina’ya dönerken beyaz yelkenler yerine siyah yelkenleri gererek babası Aegeos”un ölümüne sebep olmasını… Verilen politik mesajı görmezdim o dönem. Sonradan anlamıştım ki, aslında Theseus’un bu serüveni Minos Uygarlığı’nın yıkılıp Girit’in Atina’ya bağlanmasını anlatırmış.

Knossos’ta bulunan ‘boğa üstünden atlayan adam’ çizimleri, Minos döneminde bunun bir spor, bir gösteri olarak gerçekleştirildiğine de kanıt oluşturmaktadır.

More

Advertisements

Malta Notları : Hagar Qim & Mnajdra

Leave a comment

‘…Biraz geçmişe gidelim şimdi. Öyle M.Ö. 500’e ya da 1500’e değil, daha geçmişe. M.Ö. 3000 ? Biraz daha geriye, M.Ö.3600. Orada durun. ‘

Konumuza girmeden önce bir bakalım, kimler varmış, ne olmuş bu yıllarda…? Mümkün oldukça tanıdık olaylardan bahsetmeye çalışacağım.

  • M.Ö. 3200 : Sümerliler yazıyı ilk kez kullandı.
  • M.Ö. 3200 : Yunanistan’da Kiklad Uygarlığı başladı. ( Henüz Achilles, Hector ortada yok )
  • M.Ö. 3200 : İlk Mısır Hanedanlığı kuruldu.
  • M.Ö. 3100 : Stonehenge ( İngiltere )  inşaa edildi.
  • M.Ö. 2700 : Girit’te Minos Uygarlığı başladı.
  • M.Ö. 2600 : İlk Mısır piramidi inşaa edildi. ( Djoser )
  • M.Ö. 2500 : Mamutların Soyu tükendi.
BC3500_Europe

BC3500

Yukarıdaki haritada, M.Ö. 3500 yıllarında Dünya üzerindeki dağılımı görmektesiniz. Keşfedilmemiş birçok toprak, az insan, temiz hava… Neyse konuyu dağıtmadan, gene aynı dönemde Avrupa ve Anadolu ve Orta Doğu’daki  durumu da gösterelim.

Europe_BC3500

Europe_BC3500

Avrupa’ya baktığımızda bu dönemde, Balkanlar’da ve Güney Avrupa’da tarım, Orta Avrupa’da tarım ve hayvancılık, Kuzey Avrupa’da tarım, balıkçılık, hayvancılık, avcılık ve daha kuzeyde avcılık ve toplayıcılık görülmektedir.

Middle_East_BC3500

Middle_East_BC3500

Gene bu dönemde, Anadolu’da tarım ve Orta Doğu’da tarım ve hayvancılık görülmektedir. Açıkçası bu yazıyı yazarken, Anadolu hakkında fazla detaya girmek istemedim. Çünkü, M.Ö. 7000’li yıllara tarihlenmiş Çatalhöyük ve gizemi henüz çözülememiş M.Ö.9600 yıllarına tarihlenen Göbeklitepe’ye baktığımızda, tarih dersini baştan almamız gerekebilir.

M.Ö. 3500 yılının neye benzediğini zihinlerde canlandırabildiğimi varsayarak, Malta Adası’na geçiyoruz şimdi. Bir önceki yazımda da bahsetmiştim, 316 km²’lik bir ada burası ama üzerinde yaşananlar gerçekten araştırılmaya değer.

More

Malta Notları : St.Paul ve St.Agatha Katakompları

Leave a comment

Malta…Akdeniz’in ortasında, Sicilya’nın hemen altında, küçük ölçekli bir haritada göremeyeceğiniz ama tarihte büyük öneme sahip bir takım ada, bir ülke. Taş Devri insanlarına, Romalılar’a, Araplar’a, Normanlar’a, St.John Şövalyeleri’ne, Fransızlar’a, İngilizler’e ev sahipliği yapmış olan bu 316 km²’lik ada, ayrıca Osmanlı Kuşatması’nı atlatmış ve yıllar sonra da İkinci Dünya Savaşı’na büyük direniş göstermiştir.

Gene bir yaz mevsimine doğru, nereye gidelim diye düşünürken, Malta’yı görmeye karar verdik. Beş günlük seyahat süresince adanın bir çok önemli doğal ve tarihi noktasına gittik. Hepsini tek bir yazıda yazmak, küçük bir kitap oluşturacağı için bölüm bölüm anlatmaya karar verdim.

Malta Notları’nın ilk bölümü  St.Paul ve St.Agatha Katakompları…

More

2mi3 Viking Topraklarında : İsveç

Leave a comment

2014 Ekim ayı…Beyaz yakanın dört gözle beklediği bir tatil dönemi gelmişti ve bunu fırsat bilerek uzak bir yere gitmeye karar vermiştik. Çok yakın arkadaşlarımızı görecek olmanın mutluluğun yanısıra, farklı bir kültüre de tanıklık edecek olmak heyecanlandırıyordu. İsveç’e gidiyorduk, Viking Toprakları’na…

Farklı bir coğrafya, farklı bir tarih, farklı bir kültür… Soğuk olmasından çekinmiyor değildik, ama nedense İsveç soğuk iken güzeldir diye bir düşünce vardı kafamda. Nedense yazın gitmektense, kışın gezmeyi istiyordum.

To Sweden - Airplane, 2mi3

To Sweden – Airplane, 2mi3

Uppsala ve Stockholm’u görebilecektik. İki şehir gezecek olmak ayrı bir sevinç hali yaratıyordu üstümüzde. Gezimizin ilk günü arkadaşlarımızı görmenin sevinciyle evde geçti. Ertesi gün Uppsala’yı keşfetmeye başladık.

More

Chios : Bir Yunan Adası’ndan Fazlası..

Leave a comment

‘…Bu çatışmalar süresince Miletoslular, Ionialılar’dan Khios dışında bir yardım görmemişlerdir. Khios, Miletoslular’ı tutmakla buna benzer bir hizmetin karşılığını ödemiş oluyordu.’ 

Tarih, Herodotos ( İ.Ö.484-İ.Ö.430-420 )

‘…Athena’nın oturur durumda pek çok tahtadan yapılmış heykeli vardır.Örneğin Phokaia, Massalia, Roma, Khios ve diğer bir çok yerde olduğu gibi.’

Geographika, Strabon ( İ.Ö.64 – İ.S.24 )

Chios, Khios, Xios, ya da bizim bildiğimiz adıyla Sakız Adası… Herodotos, günümüzden yaklaşık 2500 yıl evvel bahsetmiş, Coğrafyacı Strabon ise 2000 yıl evvel. Her ne kadar küçük bir ada gibi gözükse de adı dikkat çekici kaynaklarda geçecek kadar önemli.

Chios Map

Chios Map

Geçtiğimiz günlerde öğrendim ki babamın dedesinin dedesi Chios’tan göç etmiş İstanbul’a. Vaftiz annem zaten oradan. Anlayacağınız bağlarım var Chios ile tıpkı Imbros’la olduğu gibi. Durum böyle olunca Çeşme’ye tatile gitmişken gidip görmek istedim. Günübirlik bir ziyaretin yetmeyeceğini biliyordum, fakat gene de önemli yerlerini gezebildim.

More

Nice, Cannes ve Monaco’da bir 2mi3

Leave a comment

8 Eylül 2013 tarihinde evlenerek hayatımda yepyeni bir dönem başlattım. Eh malum yaşım nerdeyse 30, üniversite, askerlik, iş derken evliliğin kapıları da yavaş yavaş açılmaya başlamıştı.

Doğal olarak, evliliği takiben gerçekleştirilen, İngilizce ‘Honeymoon’, birebir Türkçe çevirisiyle ‘Balayı‘ denilen periyoda girmiş bulunduk. Sırt çantalı, bol yürüyüşlü, antik kentli, müzeli gezileri seven bir çift olarak, seyahatimizin adının ‘Balayı’ olması bizi engellemedi tabii ki 🙂

Düğünden önce hazırlığı yapılan bir gezi olan ‘Balayı’ için birçok yer düşünmüştük fakat en son Nice, Cannes ve Monaco olarak bir Güney Fransa turu gerçekleştirmek istedik. Tur şirketlerinin sıkıcı gezi programları, 50 kişiyi bir otobüse bindirip, inin fotoğraf çekin hadi binin, inin yemek yiyin 20 dk mola gibi dumur edici durumlarından ötürü, hiç birine bağlı kalmaksızın biletlerimizi skyscanner.com’dan, otelimizi booking.com’dan ayarlayarak 10 Eylül 2013’ü beklemeye başladık.

Güney Fransa, Antik Roma ve Yunan Kültürü & Tarihi açısından pek uygun bir yer değil öncelikle. Biraz eşelemek lazım tarih kitaplarını ve gezi haritalarını. Eşeledikçe aslında tarihi açıdan köklü bir yer olduğu ortaya çıkıyor fakat kalıntılar açısından pek iştah kabartmıyor. Fakat mükemmel bir Avrupa Şehri deneyimi yaşıyorsunuz buraları gezmekle. Bloğuma, Antik Yunan ve Roma ile ilgili birşeyler okumak için girenler hemen burada terketmesin lütfen çünkü yazımın ilerleyen kısımlarında Cimiez antik kentini, Sainte Marguarite adasından bahsedeceğim 🙂

Nice : Cimiez, Matisse

Güney Fransa’nın en gözde mekanı, Promenade Des Anglais ile birlikte upuzun bir sahile sahip tam bir keyif mekanı diyebilirim Nice için. Şehir yaşam ve keyif için kurulmuş adeta.  Böyle bir denize ve doğaya sahip olup da ucundan kıyısından Yunanlar’la bir bağı olmaz mı derken, Nice’in İ.Ö. 350 yılında Yunanlılar tarafından, bölgedeki Liguryalılar’a karşı kazanılmış bir zafer sonrası kurulduğu ve şehire Zafer Tanrıçası Nikaia ( Nike ) ‘ ın adı verildiği teorisini öğreniyoruz.

More

Dubrovnik, Rölikler ve 2mi3…

1 Comment

‘ ..Aslında 2012’deki en önemli gezi Dubrovnik’e yapılmıştı, anlamı benim için büyüktür…’2012’de bahsedilmeyenler ‘ olarak yazmam yakışık kalmazdı…’

Dubrovnik…Ragusa….Thesaurum Mundi….

Zaman boyutu üzerinde geçmişe doğru bir yolculuk…Gözümüzü açtık ve Orta Çağ’dayız…

Sene 1991, Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılışı ve İç Savaş. Hala anlamış değilim, Adriyatik’in İncisi’ni nasıl hırpaladılar o kadar. Hani kaza sonucu bir patlama olur tamam…Göz göre göre bombalanmış bir anıt şehir : Dubrovnik . Neyseki UNESCO’nun da katkılarıyla 2005 yılında tekrar eski görüntüsüne kavuşmuş. 2012 yılında da gidip görelim dedik 🙂

More

Older Entries

%d bloggers like this: