Home

Kitap Aralarından Yanıbaşlarına

Leave a comment

12 yaşındaydım…Elimde ilk Yunan Mitoloji kitabım , üstelik Yunanistan’dan alınmış…Kitabın içerisinde birçok fotoğraf beni benden almıştı . Yıllar geçti ,yıllarla birlikte de birçok kitap…Gene içlerinde fotoğraflar . Bu sefer daha dikkatliydim , fotoğraf indeksini gözden geçirmemezlik yapmıyordum . Teker teker not ettim hangi eserin nerede sergilendiğini…

İlk Poseidon heykeli’nin fotoğrafı etkilemişti beni ,belki de Zeus’a aitti hala belli değil . Sonra Agamemnon’un Maskesi , Tanrıça Athena heykeli , Delphoi’deki arabacı ….Hepsi etkiliyordu ,hepsini görmek istiyordum…

2011 Nisan ayında Atina’da kuzenimin bana ‘Nereleri görmek istersin ? ‘ diye sorması üzerine oturup bir liste çıkardık..Bu liste içerisinde utandığımdan yazamadığım ama kuzenim tarafından eklenen Delphoi’de yer alıyordu .

Kitap aralarından yanıbaşlarına doğru ilk yolculuğumuz Atina’da  Arkeoloji Müzesi’nde başladı…Bu müzeyi baştan aşağı detaylı bir şekilde gezebilmek için 2 tam gün gerekir . Dolayısıyla hangi eser nerededir diye bir plan yaptık . Müze girişlerinden çok  kalem pillere para vermişimdir herhalde , şarjör gibi çantamda tutuyordum onları . Müze’nin sol koridorundan başladık yürümeye…

1-) Poseidon ( Belki de Zeus )  Heykeli : Bu heykeli ilk Haitalis Yayınevi’nden çıkmış olan ‘Greek Mythology and Religion ‘ başlıklı kitapta görmüştüm . Tek bir sayfada sadece baş kısmı gösteriliyordu . Etkilenmiştim , hala bu portreyi dövme yaptırmak isterim .

Poseidon 2mi3 Athens Archaeology

Erken Klasik Dönemi’n en önemli bronz heykelleri arasında gösterilen bu eser Artemission Burnu’nda bulunmuştur . Yapılış tarihi M.Ö.460 olarak belirtilmektedir…Heykelin sol kolu ileri doğru olup sağ kolu birşey fırlatmaya hazır şekilde yukarıdadır . Tabii sağ elinde tuttuğu cismin bulunamaması , bu cismin yıldırım veya trident (üç uçlu mızrak ) olduğunu düşündürmektedir . Heykelin hangi Tanrı’ya ait olduğunu da bu cisim belirleyecektir . Eğer yıldırım tutuyorsa Tanrı Zeus’a ait olacaktır .

Poseidon Dimitri Daravanoglu 2mi3

Bu heykel kendinden önceki dönemlerin aksine bir hareket halindedir ve anatomi çok iyi işlenmiştir . ‘Severe Style’ denilen stilin en iyi örneklerindendir . Heykeltraşlar , M.Ö.490 yılından ( Marathon Savaşı ) sonra bu stile yönlenmişlerdir ve Arkaik Stil’e son vermişlerdir.

Umarım bir gün heykelin elinde tuttuğu cisim bulunur ve bu önemli eser tam bir kimlik kazanır .

2- ) Aphrodite ve Pan Heykeli : Gene ‘Greek Mythology and Religion ‘ kitabından görüp etkilendiğim bir başka eser . Ergenliğe yeni yeni girdiğim bir dönemde Aphrodite ile tanışmam , kadın vücut hatları konusunda da kafamda bir kriter oluşturmuştu ( Aman müstehcen bulunmayalım ) …:)

Aphrodite Pan 2mi3 Athens

Bu heykel grubu M.Ö.100 yılına tarihlenmiştir ve Delos Adası’nda bulunmuştur . Görüldüğü gibi yarı keçi yarı insan Pan burada Tanrıça Aphrodite’e yaklaşmaya çalışmakta olup , Tanrıça kendisini sağ elinde tuttuğu sandalet ile korumaya çalışmaktadır . Ayrıca Tanrıça’nın sol omzunda duran Eros onu Pan’dan uzaklaştırmaya çalışmaktadır .

Annelerimizden de bildiğimiz üzere , kadınların -özellikle çocuklarını- terlikle tehdit etmesi eski bir gelenek olsa gerek 🙂

3- ) Antikythera Mekanizması : Antikythera Mekanizması , ilerleyen yaşlarımda ve artık Yunan Mitolojisi’nin yanı sıra Antik Yunan Tarihi ile de ilgilendiğim dönemde karşıma çıkan bir tarihi eser .  Bu mekanizmanın ilk fotoğraflarını E.Von Daniken’in ‘Tanrıların Arabaları’ isimli eserinde görmüştüm .

Antikythera Mechanism Dimitri

Sırrı hala çözülememiş olan bu mekanizma M.Ö.1. yüzyıla tarihlenmekle birlikte Antikythera gemi enkazında bulunmuştur . Bir astroloji hesap mekanizması olduğu düşünülmektedir . Ayın hareketlerine göre bir takvim oluşturduğu düşünülen özellikleri arasındadır . Bugün hala bu mekanizma üzerine araştırmalar sürmektedir . Aşağıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz üzere , nasıl bir mekanizma olduğuna dair bir kopyası yapılmıştır  .

Antikythera Mechanism 2mi3 reproduction Athens

Arkeolog arkadaşlarımızın pek sevmediği Erich von Daniken’in ‘Tanrıların Arabaları’ isimli eserinde ufakta olsa bu mekanizmadan bahsedilmiştir . Antikythera Mekanizması sırrını korurken , bu eseri yapan mucidin kim olduğunu bilememek çok üzücü .

İlgilenenler için : http://www.antikythera-mechanism.gr/

4- ) Agamemnon’un Maskesi : Yunan Mitolojisi ile ilgilenip Agamemnon’u tanımamanın imkanı yoktur . Agamemnon’un maskesiyle gene 12 yaşımda , ‘Greek Mythology and Religion’ kitabında karşılaşmıştım . Herkes mitoloji için gerçek değil derken , ‘ İşte Agamemnon’un Maskesi daha nasıl bir kanıt istiyorsunuz ? ‘ dercesine suratlarına bakıyordum . 2011 Nisan ayında Atina’ya gideceğim netleşince , bu sefer kesin görmem gerekenler listesine aldım bu eseri .

Bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum , Troya Savaşı zaten son çekilen filmiyle herkesin aklına kazındı . Her ne kadar benim gözümde yanlış bilgilendirse de insanları … Agamemnon , Troia şehrine savaş açan Miken Kralı , Helen’i elinden kaybeden Menelaos’un ağabeyi .

Agamemnon 2mi3 a Athens

Agamemnon’un Maskesi altından yapılmış olup , 1876 yılında efsanevi arkeolog (?) Heinrich Schliemann tarafından Mycenae kazılarında bulunmuştur . Schliemann , bir mezar içerisinde bulunan bedenin üzerinde bulduğu maskeyi görünce Agamemnon’un mezarını bulduğunu düşünmüştür . Dolayısıyla bu maske Agamemnon’un Maskesi olarak adlandırılmıştır . Yalnız şöyle bir durum söz konusudur : Bu maske M.Ö. 1550 – 1500 yıllarına tarihlenmiştir. Truva Savaşı’nın M.Ö.1185 yılında gerçekleşmiş olabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla bu maske Agamemnon’un yaşadığı dönemden çok daha öncesine aittir .

Agamemnon Mask  2mi3 Dimitri

Yukarıdaki fotoğrafta Mycenae’de , mezar içerisinde bulunmuş diğer eserler görülmektedir . Beni Schliemann kadar heyecanlandıran ve bir kanıt olarak gördüğüm Agamemnon Maskesi ile ilgili gerçeği öğrenince üzülmüştüm . Fakat tarihin  her geçen gün ortaya çıkarılan buluntularla değiştiğini düşünürsek daha bir çok şeye üzülüp sevineceğimiz  yadsınamaz .

Koskoca Arkeoloji Müzesi’nden beni etkileyenler sadece bu dört eser değildi  . Daha birçok eser var tabii ki , söylemesi ayıp müzeyi baştan sona gezdik . Yalnız kitap aralarında fotoğraflarını görüp de mutlaka görmek istediğim eserlerden 4 tanesi buradaydı . Diğer eserler için Pire Limanı’na doğru gidiyoruz . Pireaus ( Pire ) özellikle M.Ö.517 yılında önem kazanmıştır . Bugün pek iyi durumda olmayan antik bir tiyatroya sahiptir . Fakat Pire Limanı’nın en önemli arkeolojik buluntuları bronz heykelleridir .

5- ) Bronz Apollon Heykeli : Apollon , Yunan Mitolojisi’nin en önemli tanrılarından biridir . Anadolu topraklarında da büyük geçmişi olan bir Tanrı’dır . Günümüzde Apollon adına birçok tapınak bulunmuştur ve bu tapınaklar kehanet merkezi olarak işlev kazanmıştır . Açıkçası Yunan Mitolojisi’nde en zor çözdüğüm Tanrı’dır . Pire’de bulunan bronz Apollon heykelini ilk defa , yukarıda diğer eserlerde de adı geçen kitapta görmüştüm . İlgimi çekmişti çünkü farklıydı . Kouros tarzında yapılmıştı .

Apollon 2mi3 Pireaus

Peki ne demektir bu Kouros ? İlerleyen bölümlerde Delphoi’deki Kouros heykellerini de göreceğiz fakat açıklamak isterim ki Kouros Yunanca’da genç erkek anlamına gelmektedir . Fakat Arkaik Dönem’de o kadar çok Kouros heykeli yapılmıştır ki bu tarza ismini vermiştir . Pire’de bulunan Apollon heykeli de Kouros stilindedir . Muhtemelen elinde birşey tutuyordur fakat bulunamamıştır . Yay olduğu düşünülmektedir . Bu bronz heykel M.Ö.530 yılına tarihlendirilmiştir .

6- ) Bronz Athena Heykeli : Daha evvel bir kere görüp , nerede gördüğümü unuttuğum ve bir daha asla izine rastlayamadığım bronz Athena heykeline Pire Arkeoloji Müzesi’nde denk geldim . O anki mutluluğum ve şaşkınlığım kelimelerle ifade edilemez . Muhtemelen bir kartpostal da görmüşümdür . Tabii artık internette de karşılaşmak mümkün bu eserle .

Athena Pireaus 2mi3 Bronze

Bronz Athena heykeli M.Ö.4.yüzyılın sonlarına tarihlendirilmiştir . Tanrıça bu heykelde Dor tarzı bir peplos giymiştir , başlığında kendisiyle simgeleşmiş baykuşlar görülmektedir . Heykelin göğsünde Medusa kafası gösterilmiştir .

Athena Bronze Pireaus 2mi3

Heykelin gözleri ve el uzatışı o kadar inandırıcıdır ki , insan sanki kendisinden birşey istendiğini düşünür .

Pire Arkeoloji Müzesi daha bir çok önemli eseri bulundurmaktadır . Athena ve Apollon’un yanısıra Artemis’e ait bronz heykel de mevcuttur .

Müze gezimize bir iki gün ara verdikten sonra , listeme benim yazmaya utandığım fakat kuzenimin eklediği Delphoi’ye doğru yola çıktık . Burası Atina’dan arabayla yaklaşık 2-3 saatlik bir yol . İsteyemezdim açıkçası . Fakat gitmeseydim de içimde kalırdı . Bir çok görmek istediğim eserin yanısıra , o atmosferi yaşamak istiyordum .

Kitap aralarından yanıbaşlarına doğru giderken önce hangisini görmek istediğimi sıralayamıyordum . Ben düşünürken Kouros’lar karşıladı beni Delphoi Arkeoloji Müzesi’nde.

7- ) Kouros , Kleobis and Biton Heykelleri : Yunan Tarihi’yle ilgilenmeye başlayınca karşıma çıkmıştı bu iki kardeş . Kleobis ve Biton ; annelerini Hera Tapınağı’na götürmek üzere bir taht üzerinde yaklaşık 8 km boyunca taşıyan bu iki kardeşe Tanrıça’dan tanrılara layık birer ödül istenir …Tanrıça Hera ikisini de tapınak içerisinde uykularında öldürür , bu verilmiş en güzel en huzurlu ölümdür… Herodotos ‘Historai’ isimli eserinde , birinci kitapta Kroisos’u anlatırken bahseder bu iki kardeşten . ‘ Argoslular onların heykellerini yaptırdılar , üstün ve yüce kişiler sayarak Delphoi’ye sundular ‘ (Herodotos Kitap 1 , Bölüm 31 )

Kleobis Biton 2mi3 Delphoi

Bu iki kardeşin heykelleri 1893-1894 yıllarında bölgede yapılan kazılarda bulunmuştur . Açıkçası Herodotos’un anlattığı ,Delphoi’ye bağışlanan heykeller bunlar mıdır , bilemiyoruz . Henüz ortada tam bir kanıt yoktur .

Kouros 2mi3 first discovery

Yukarıdaki fotoğrafta bu heykellerin ilk bulunuşları görülmektedir . Nasıl bir heyecan kimbilir ? Umarım bir gün yaşayabilirim .

8- ) Naxosluların Sphinx Heykeli : Kadın suratlı , aslan vücutlu , kuş gibi bir göğsü ve kanatları olan varlık Sphinx …Oedipus Trajedisi’nde karşımıza çıkar bu yaratık . Bir kolon üstüne oturmuş gelen geçene şu soruyu sorar : Önce 4 bacaklı ,sonra 2 bacaklı ve en sonunda 3 bacaklı olan yaratık hangisidir ?

Yanlış cevap verenleri öldürür , soruyu sadece Oedipus doğru yanıtlar . Cevabı insandır bu bilmecenin . İnsan doğunca emekler , gençlik yıllarında iki ayağı üzerinde durabilmektedir . Yaşlanınca ise bir bastona ihtiyaç duyar .

Sphinx heykelini birçok yerde görmek mümkündür . Ama Delphoi’dekinin yeri bir başkadır . Bu heykel döneminde  yaklaşık 12 metre uzunluğunda ION başlıklı bir sütun üstünde oturmaktadır.

Sphinx Delphoi 2mi3

Naxosluların Sphinx heykeli M.Ö.560 yılına tarihlendirilmiştir . Delphoi’ye yapılan bağışlardan biridir . Delphoi Kehanet Merkezi , Antik Yunan Tarihi’nde büyük bir öneme sahiptir . Burası Tanrı Apollon’un yaşamış olduğu , yılan Python’u yendiği yerdir . Delphoi , bütün Yunan şehir devletlerinin hazinesini bağışlayıp sakladığı ,  savaşlardan muaf tutulan kutsal bir merkezdir .

9- ) Delphoi Arabacı Heykeli , Charioteer of Delphoi : Sadece Delphoi değil Yunanistan dediğimizde akla gelen eserlerden biri Arabacı heykeli . Bu heykel ile ilk hangi kitapta karşılaştım bilmiyorum , bugün hangi Yunan Sanat kitabına , hangi Yunanistan rehber kitabına el atsanız mutlaka karşılaşacağınız bir eserdir . Tıpkı ilk sırada Poseidon heykelinden bahsettiğimiz gibi ‘Severe Stili’nin en mükemmel örneklerinden biridir .Pythian oyunları sırasında  araba yarışlarında birinci gelmiş arabacının kendisini ve atlarını tanıttığı bir bronz heykel grubunun parçasıdır .

Charioteer 2mi3 Delphoi

Delphoi’e bulunan arabacı heykeli M.Ö.470 yılına tarihlendirilmiştir. Heykelin boyu yaklaşık 1.80 m’dir .

Charioteer 2mi3 Delphoi Head

Delphoi gibi bir antik kentin müzesinden 3 tane eserle söz etmek tabii ki çok yetersiz . Delphoi ziyaretimle ilgili detaylı bir yazı üzerinde çalışmaktayım . Neyse , Delphoi’den sonra Atina’ya döndüğümüzde birkaç gün tek başıma gezdim . ‘Cycladic Art Museum’ u , Kiklad eserlerini sergileyen ve Yunanistan’ın en önemli müzelerinden biri sayılan mekanı gezmek istiyordum . 2011 Mayıs ayı içerisinde İstanbul’da Sabancı Müzesi’nde de buradan eserler sergilenecektir .

10- ) Kiklad Adaları’ndan Kadın Heykeli : Gerçeği söylemek gerekirse Kikladlar ile geç tanıştım . Görüyordum kitaplarda , kartpostallarda ama ilgimi çekmiyordu . Heyecan uyandırmıyordu ben de . Taa ki eserlerin M.Ö.2800-2300 yılları arasında yapıldığını öğrenene kadar .

Kiklad Adaları’nda Erken Tunç Çağı’nda yaşamış halkın gizemi hala çözülememiştir . Yapılan kazılarda kadın tanrıça heykelleri bulunmuştur . Kikladlar’ın göç döneminde Anadolu’dan geldikleri de düşünülmektedir .

Cycladic Art 2mi3 Athens

Fotoğrafta görmüş olduğunuz heykel alışık olunan Kiklad heykellerinin aksine 1.40 m uzunluğundadır . M.Ö.2800-2300 arasına tarihlendirilmiştir . Bu heykelin bir büyüğü 1.49 m olup Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir . Kiklad heykelleri genelde daha küçük boylardadır . Fakat bu heykellerin muntazamlığı , o dönemde nasıl bir teknoloji ile yapıldıklarını sorgulamak ,  ister istemez Daniken’in sorularını oluşturuyor kafamda .

2011 Nisan ayında Atina’ya yaptığım gezi sonrası , kitap aralarında görüp de yanıbaşlarına kadar gidebildiğim eserlerden birkaç tanesini sıraladım sizlere . Sadece 10 tane esere mi ulaşabildim , tabii ki hayır …Antik Yunan ve Roma Kültürü satırlara kolay kolay sığdırılabilecek , sular seller gibi ezbere bilinebilecek bir kültür değil . Geniş ve kapsamlı araştırma gerektiren ve ilgilenenlerinin devamlı tekrar etmesi gereken bir kültür .

Bütün tarih ve arkeoloji sevenlerin kitap aralarından eserlerin yanıbaşlarına gidebilmeleri dileğiyle …..

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça :

1- )  Mavromataki M. , Greek Mythology and Religion , English Edition , HAİTALİS , Athens 1997

2- ) Herodotos , Tarih , Çev.Müntekim Ökmen ,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları , İstanbul 5.Basım  2008

3- )  Kokoris D. , Delphi The Archaelogical Site and Museum , English Edition , HAİTALİS , Athens 2008 

4- ) http://www.namuseum.gr/index-en.html

Advertisements

2mi3’nin Epidauros Notları

2 Comments

‘….Hayır Sokrates , Epidauros’tan , Asklepios şenliğinden geliyorum…

Böyle cevap veriyor İon  nereden geldiğini soran Sokrates’e , Platon’un kaleme aldığı yaklaşık M.Ö.390 yılında geçen diyalogda …

Epidauros…Peloponnes Yarımadası’nda bulunan , Antik Yunan’ın en önemli hastane-tapınak şifa merkezi . Adında şifa ve hastane geçer de Tanrı Asklepios’tan ayrı düşünülebilir mi hiç ? Tabii ki hayır…Zaten Asklepios’un burada doğduğuna inanılır , O’nun adından dolayı tapınak-hastaneye Asklepion adı verilir .

Bahsi geçmişken Asklepios kimdir ? Asklepios ,12 Olympos Tanrısı içerisinde yer almasa da Yunan Mitolojisi’nde önemli bir yere sahiptir . Doğumu üzerine farklı tradisyonlar olmasına rağmen  Apollon ile Tesalya Kralı Phlegyas’ın kızı Koronis’ten dünyaya geldiği bütün anlatılanlarda ortaktır . Koronis’in Asklepios’u Epidauros’taki Myrtion dağında doğurduğu rivayet edilir . Tabii Asklepios’un tıp üzerine gitmesinde en büyük rolü Kentauros Kheiron oynar . Çünkü Koronis’in Apollon’u aldatması üzerine Apollon Koronis’i öldürür ve Asklepios’u alarak büyütmek üzere Kheiron’a teslim eder . Asklepios ,Kheiron’dan öğrendikleri üzerine giderek tıp alanında gelişir hatta ölüleri diriltmeye başlar . Bu mucizelerinde  Athena’dan aldığı Medusa’nın kanı önemli bir rol oynar . Fakat ölüleri diriltmesi Zeus’un dikkatini çeker ve dünyanın dengesini bozduğu gerekçesiyle Asklepios’u yıldırımıyla çarparak öldürür ,  sonra da Yılancı Takım Yıldızı olarak gökyüzündeki yerini verir . Asklepios Anadolu topraklarında Lokman Hekim ile de özdeşleştirilir ve efsanesi Şahmeran’a kadar uzar . Asklepios and 2mi3 -Asklepios ve 2mi3 ,Epidauros Müzesi

Epidauros’un bir şifa merkezi olması Asklepios’tan öncesine dayanır . Yapılan araştırmalara göre 12 Tanrı inancının Antik Yunan üzerinde etkili olmasından  evvel Epidauros gene bir şifa , gene bir kült merkezidir . İ.Ö.16 y.y.’da Erken Miken Dönemi’nde burada Maleatas adına bir kült oluşmuştur . Maleatas şifa verdiğine inanılan özel bir insandır ve adına Kynortion dağında bir ibadet yeri yapılır . Zamanla 12 Tanrı inancı yerleşmeye başlayınca bu kült Apollon ile yer değişir . Fakat Maleatas ismi Apollon ile birlikte anılarak Apollon Maleatas olarak yerleşir . Daha sonra bu kült yerini Asklepios’a bırakır. Asklepion Epidauros 2mi3

Asklepion Kalıntıları , Epidauros

Epidauros’un bir şifa merkezi olarak etkin olduğu dönemde buraya gelenlerin uyması gereken birtakım kurallar vardır . Öncelikle gelenler buranın kutsal bir alan olduğunu unutmamalı ,kendilerini Tanrı Asklepios’a adamalı , temiz olmalıdır . Hatta tapınak alanı içerisinde bir kadının doğurması veya birinin ölmesi de yasaklanmıştır . Bu durumdaki kişiler alanın dışarısına çıkarılmıştır.

Asklepion’a girecek olanlar ,Kutsal Yol’dan geçerler ve Kutsal Çeşme’de temizlenerek arınırlar . Apollon ve Asklepios’a adanılan adaktan sonra içeri girebilirler . Şifa bulmak isteyenler alanda bulunan ‘Abato’ isimli kısımda bir gece uyurlar . Sonuç olarak Asklepios rüyalarına girerek onları iyileştirir veya iyileşmelerinin yolunu gösterir.

epidauros-map

 Epidauros Planı

Yapılan kazılarda bulunan tabletlerin bir kısmında Epidauros’ta gerçekleşen mucizelerin kaydı yeralmaktadır . Bunların birkaçından bahsedelim .

‘Dilsiz bir çocuk babası tarafından iyileşmesi ,konuşabilmesi , için tapınağa getirilir . Sunulan adaklar ve ayinler sonrasında tapınak rahibi çocuğun babasına dönerek  ‘tedavi masraflarını bir yıl içerisinde ödemeye söz veriyor musun? ‘ diye sorar . Aniden çocuk ‘söz veriyorum’ diye cevap verir.’

İkinci bir mucize ise çocuğu olmayan , Nikoboule adında bir kadın üzerinedir . Bu kadın buraya gelir ve Abato’da uyuduğu sırada rüyasına yılanıyla birlikte Asklepios gelir . Yılan kadınla yatar . O yıl içerisinde kadın iki oğlan doğurur.

Bunlar gibi daha birçok mucizeler kayıt altına alınmıştır.

Paganizm her ne kadar Hristiyanlıkla birlikte Yunanistan’da yok olsa da Epidauros’taki Asklepios kültü birkaç yüzyıl daha devam etmiştir.

Epidauros kentindeki Asklepion’un yanı sıra mimar Polykleitos’un yaptığı Tiyatro’da büyük önem taşır . İ.Ö.4. yy’da yapılmış olan bu tiyatro günümüze kadar mükemmel bir şekilde korunarak ulaşmıştır . Hatta Epidauros şenliklerinde halen etkin olarak kullanılmaktadır .

Epidauros Theater 2mi3

Epidauros Tiyatrosu

Epidauros Tiyatrosu döneminin özelliklerini en iyi yansıtan mimarilerden biridir . Sahne’nin tam ortasında bulunan daire şeklindeki mermerin üzerinden söylenen tek fısıltı bile en üst sıralardan rahatça duyulabilmektedir . İlk başta 34 sıra olarak düzenlenen tiyatro , Roma Dönemi’nde 21 sıra daha eklenerek genişletilmiştir . Tiyatro’nun planını aşağıdaki çizimde inceleyebilirsiniz .

Epidauros_Plan

Epidauros’un ismi  birçok önemli kitapta geçmektedir…Şansıma orayı ziyaret ettiğim sırada Plutarkhos’un ‘Yaşamlar XXI , Lysandros-Sulla ‘ eserini okuyordum …

Şöyle diyor Plutarkhos Sulla için : ‘Bundan başka , savaş için çok paraya gereksinimi olduğundan Yunanistan’ın dokunulması günah olan yerlerine bile el uzattı ,kimi zaman Epidauros’tan ,kimi zaman Olympia’dan en değerli ,en güzel kutsal armağanları getirtti….’

Platon’un , Plutarkhos’un , Pausanias’ın eserlerinde adını geçirdiği Epidauros üzerine ben de bir iki kelime söyleyebildiysem ne mutlu bana ….

( Nisan 2011 Yunanistan Gezisi Notlarımdan… )

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Dimitri Daravanoğlu

 Kaynakça :

1-) Platon , Ion Şiir Üzerine , Çev.Nihal Petek Boyacı , Kabalcı Kitabevi , İstanbul , Nisan 2011

2-) Charitonidou Angeliki , Epidaurus , Clio Editions

3-) Grimal P. , Mitoloji Sözlüğü , Çev.Sevgi Tamgüç , Sosyal Yayınlar , İstanbul ,1997

4-) Plutarkhos , Yaşamlar XXI , Çev.Ayşe Sarıgöllü -Nilüfer Gürsoy , Cumhuriyet Yayınları , 1999

5-) http://www.greatbuildings.com/buildings/Theater_at_Epidauros.html

6-) http://en.wikipedia.org/wiki/Epidaurus

2mi3’nin Ionia Gezisi Notları

Leave a comment

Bundan iki yıl evvel Pamphylia turuna gittiğimde rehberimizin bahsettiği Aphrodisias kenti çok ilgimi çekmişti…Tanrıça Aphrodite’e adanmış bir kent , bir Aphrodite Tapınağı , üstelik nüfusunun büyük bir çoğunluğu heykeltraş…Roma İmparatorluğu’na heykeltraş yetiştiren bir şehir . Üstelik rehberimizin dediğine göre bu kent savaşlardan muaf tutulurmuş , asker yetiştirilmezmiş burada…Etkilenmiştim açıkçası,görmeliydim bir an evvel.

2010 Kasım ayında uzun bir bayram tatilini yurtdışında geçiremeyeceğimizi farkedince rotamızı gene Anadolu’ya çevirdik…Aphrodisias’ı görelim istedik…Her ne kadar burası bir Karya kenti olsa  da bir tur şirketinin Ionia Turu programında adına rastladık…Güzergahımız belliydi…Önce Efes , ertesi gün Pamukkale Hierapolis , bir sonraki gün Aphrodisias ve en son Priene-Milet-Didim…

Bu gezimin notlarında Efes’e yer vermeyeceğim , çünkü gayet popüler bir antik kentimiz  ve her yıl bir dergiye konu olur…Tabii buluntular açısından önemi gözardı edilemez…Fakat Pompeii’den sonra  Efes çok harabe geldi bana…Hem pek iyi bakamamışız bu kente sanki…:(

Gelelim Aphrodisias’a…Burada  yürürken kent adeta yaşamaya başlıyor…Tetrapylon’a diyecek birşey bulamıyor insan…Bu arada sözü geçmişken bahsedelim  , nedir Tetrapylon ? Tetrapylon  4 kapı anlamına gelir… Bu yapının Aphrodite Tapınağı’na giden yolda önemli bir kapı olduğu düşünülmektedir…Tıpkı Efes’teki Celcius Kütüphanesi gibi Tetrapylon da Aphrodisias’ın simgesi haline gelmiştir…Fakat bu yapının ilerde Sebasteion ile rol değiştireceğini düşünüyorum…Sebasteion , Tanrıça Aphrodite ve Roma İmparatoru Julius Claudius ile ailesine adanmış bir tapınaktır…Peki neden ilerde Tetrapylon ile rol değiştireceğini düşünüyorum ? Bugün Aphrodisias ile ilgili rehberlere baktığınızda Sebasteion ile ilgili göreceğiniz görseller sadece sütunlu bir yoldan ibarettir.Oysa 2005 yılından sonra burada yepyeni bir yapı ortaya çıkarılmıştır ve gerçekten görülmeye değerdir.

Aphrodisias Sebasteion 2mi3– Sebasteion , Aphrodisias –

Sebasteion’un bugün Wikipedia’da yayımlanan görselinden eserin yeniden ortaya çıkarılmasında gelinen aşamayı  daha iyi anlayacaksınız.

Sebasteion Wikipedia Image– Sebasteion eski hal , Wikipedia görseli –

Aphrodisias’ın bir başka ilgi çekici yapısı Stadyum’dur.Otuzbin kişilik bu devasa yapının bir bölümü daha sonra yuvarlak içine alınarak çevrelenmiş ve arena olarak kullanılmıştır.

Aphrodisias Stadyum

– Stadyum , Aphrodisias –

Belirtmeden geçmek istemedim , Aphrodisias  antik kent ve müzesi ile son derece iyi korunmuş bir ören yeri.Müzedeki çalışanlara , eserlerin sergilenişlerine ,içerideki atmosfere hayran kaldım…Son derece modern ve insana tarihi sevdiren bir müze…O birçok kasvetli müzeden çok daha üstün.

Aphrodisias ile ilgili söylenecek çok şey var.Daha fazla bilgi edinmek için Kaynakça kısmındaki siteleri takip edebilirsiniz..Son olarak Tetrapylon’un bir fotoğrafını ve  heykeltraşların birkaç eserini sizlerle paylaşmak isterim.

Aphrodisias Tetrapylon 2mi3

-Tetrapylon , Aphrodisias –

Aphrodisias Heykel 2mi3

  

 

 

 

 

 

   Aphrodisias Heykel 2 2mi3

Priene – Miletos – Didyma  :

Ionia turumuzun en dikkat çeken üç ismi Priene , Miletos ve Didyma ( Didim ) .Ne yalan söyleyeyim özellikle Miletos’tan sonra Herodotos’un ‘Tarih’ eserini tekrar okuma kararı aldım…

Priene’nin deniz manzaralı Athena Tapınağı , Miletos Limanı’nda bir Tiyatro , Lade Deniz Savaşın’na adını veren Lade Adası…Peki neredeler şimdi ?

Priene’ye geldik ve tiyatrosunu ,agorasını gördükten sonra çıktık Athena Tapınağı’na…Şehrin en yüksek tepesine kurulmuş ,aşağısı uçurum ve mükemmel bir ova manzarası…Bir üstteki paragrafta deniz manzarası demiştim ,yanlış yazdığımı düşünmeyin : ) Neyse o konuya birazdan değineceğim , ama öncesinden Priene üzerine anlatacaklarım var.

2mi3 Priene Athena Temple

Priene , Büyük İskender’in Miletos kuşatması sırasında  kaldığı söylenen bir şehirdir.Açıkçası ben ne Arrianos’un  ‘İskender’in Seferi’ eserinde ne de Bosworth’un  ‘Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri’ eserinde böyle bir veriye erişemedim.Hatta Arrianos Miletos kuşatması ile ilgili olarak Kitap 1 Bölüm 18’de şöyle der : …Kendisi Ephesos’ta kalış süresini uzattı.Artemis’e bir kurban sundu ve bu arada bütün ordusuna savaş düzeninde ve tam teçhizatlı olarak bir geçit töreni yaptırdı.Ertesi gün kalan piyadeler,okçular,Agrianlar,Trakya süvarileri,kendi hassa birliği ve hassa askerlerinden diğer üç birlik ile yola çıkarak Miletos’a doğru yöneldi….‘ .. Fakat Priene’de kazılarda bulunan ve bugün British Museum’da sergilenen bir tablette İskender’in bu şehirde kaldığı ve Athena Tapınağı’nın yapımı için bağışta bulunduğu yazmaktadır.

Priene Athena Temple 2mi3

-Athena Tapınağı , Priene –

Priene Athena Tapınağı , Antik Dünya’nın yedi harikasından biri olan Mausoleum’un mimari Pythius tarafından yapılmıştır.Ayrıca o dönemde bu tapınağın içerisinde ,Atina’daki Parthenon Tapınağı’ndaki ile aynı özellikleri taşıyan , 7 metre yüksekliğinde bir Athena heykeli yer almaktadır.

Yukarıda British Museum’da sergilenen tableti görmektesiniz.Tabletin üstünde tam olarak ‘ Kral İskender bu tapınağı Athena Polias’a adamıştır ‘ yazmaktadır.Bir Büyük İskender hayranı olarak onun bulunduğu bir şehirde daha bulunmak beni gerçekten çok mutlu etti.

Priene’den sonra otobüsle kısa bir yolculuğun ardından Miletos’a ulaştık.Burada devasa bir tiyatro karşıladı bizleri.Miletos ile ilgili kaynak kitaplarda bu tiyatro limanın hemen yanındaki yamaçta bulunmakta olduğu söylenmektedir.İyi hoş ama burada deniz yok ki liman olsun….:) Fazla uzatmadan bu duruma açıklık getirelim….M.Ö.500 ve M.S.500 yılları arasında Ege Bölgesi’nde büyük bir coğrafi değişiklik meydana geldi.Büyük Menderes Irmağı’nın taşıdığı alüvyonlar her geçen yüzyıl daha da arttı ve bir zamanlar deniz olan alanı doldurarak Büyük Menderes Ovası’na dönüştürdü.Bu değişim coğrafya ile birlikte tarihi de şaşırttı tabii ki…Herodotos’un bahsettiği Lade Deniz Savaşı’na adını veren Lade adası ova üzerinde bir tepe şimdi.Günümüzdeki Bafa Gölü ise dönemin önemli körfezlerinden Latmos.

2mi3 Map Priene Miletos Latmos

Haritada Priene ile Miletos arasında bir körfez olduğunu görüyoruz.İnce mavi çizgi ile belirtilmiş sınır bölgenin günümüzdeki kara sınırı olup ‘BM’ harfleriyle belirtilen alan Büyük Menderes Ovası’dır.Alan M.Greaves’in ‘ Miletos : Bir Tarih ‘ başlıklı araştırma kitabında ,Büyük Menderes Irmağı’nın getirdiği alüvyonların  , M.Ö.500 civarında Priene önünü doldurduğu , M.Ö.100 ve M.S.100 yılları arasında Latmos Körfezi’ni Bafa Gölü’ne dönüştürdüğü ,bin yıl içerisinde 10-17 km ilerlediği belirtilmiştir.

2mi3 Bafa Miletos Priene Google Earth

Yukarıdaki GoogleEarth haritasından bölgenin günümüzdeki halini daha net görebilirsiniz.

Miletos antik kentinin, tiyatrosu ve hamamlarıyla görülmeye değer bir yer olduğunu düşünüyorum.Özellikle tiyatronun arkasında bulunan tünellerde gezmek bana bir an o dönemlerde bilet sırasına girdiğimi hissettirdi…:) 2mi3 Miletos AmphiTheater

-Miletos Tiyatrosu –

Miletos Tiyatro Tunelleri 2mi3

-Tüneller, Miletos Tiyatrosu-

Miletos’un ardından Didyma’ya doğru yola çıktık…Otobüsümüzün sol tarafında kutsal yolu görebiliyorduk…Kutsal Yol , Miletos ile Didyma Apollon Tapınağı’nı birleştiren bir yoldur…Didyma ,Yunanca’da ikiz anlamına gelmektedir ve bu Kutsal Yol ,ikiz kardeşler Apollon ile Artemis’in alanını birbirine bağlamaktadır.Bazı araştırmacılar ise buradaki Didyma’nın Anadolu dillerinden geldiğini söylerler.

Didim Apollon Tapınağı ,  çok önemli bir kehanet merkezidir…Zaten Apollon’un en büyük özelliklerinden birisinin kehanet olduğunu düşünürsek kendisine adanan tapınakların da kehanet merkezi olduğu kaçınılmazdır.En önemli Apollon kehanet merkezlerinden biri de Yunanistan’da Delphi’dedir.

Hani Türkiye turizm tanıtım reklamlarında devamlı gösterilen ,ortasından bir çatlak geçen Medusa kabartması vardır.İşte bu kabartma Didim Apollon Tapınağı’ndadır.Gerçeği söylemek gerekirse bu eserin daha büyük olduğunu düşünüyordum yakından  bakınca çok da önemli olmadığını düşündüm.Fakat tapınak gerçek anlamda bir mimari harikası.Büyüklüğü , sütunların yüksekliği ve sıklığı insana hakikaten kutsal bir mekanda olduğunu hissettiriyor.Her bir sütun kaidesi özenle işlenmiş , her biri mitolojik bir efsaneyi resmediyor.

Didyma Medusa Head 2mi3

-Medusa Kabartması , Didim-

Didyma bir antik kent değildir , Miletos’a bağlıdır ve sadece Apollon Tapınağı’nı barındırır.

Didyma Apollon Temple 2mi3

-Apollon Tapınağı, Didim-

Didim’den sonra otobüsümüz Bafa Gölü’ne de uğrayarak İstanbul’a dönüşe geçti.Sadece Aphrodisias için çıktığım bu turda Ionia bölgesini içime sindirerek bir kez daha Anadolu’nun karış karış gezilmesi ve incelenmesi gerektiğini anladım.Yaşadığımız topraklar , kültürleri , dinleri , bilimi etkilemiş ve insanlığın gelişimine büyük katkılarda bulunmuştur.Daha fazla sevilmeyi , korunmayı hakediyor.

Priene’de tanıştığım ve hala kentte yaşamaya devam eden bir dostumun fotoğrafını yazımı bitirirken paylaşmak isterim.Kendisi Priene Antik Tiyatro’nun üst basamaklarından birinin altında yaşıyor.

Priene Eski Dost 2mi3

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Yeşimminn ve Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-) Greaves M. Alan , Miletos Bir Tarih , Çev.Hüseyin Ç.Öztürk , Homer Kitabevi , İstanbul ,2003

2-)Bayhan Suzan , Priene Miletus Didyma , Keskin Colour , İstanbul , 2010

3-) Arrianos , İskender’in Seferi ,Çev.Furkan Akderin , Alfa Yayınevi , İstanbul , 2005

4-) www.aphrodisias.info

5-) www.didimli.com

Likya Gezisi : Amyntas’ın Mezarı

1 Comment

Telmessos…Likya Bölgesi’nde kurulmuş antik kentlerden biri…Bugün ki Fethiye…Otobüsle şehir merkezine giriyoruz ve bir anda herkes şaşırmış bir şekilde camdan dışarı bakıyor…Ne bu bizi selamlayan kayaların üstünde ?…Bir saniye..Üstünde değil , içinde…

İlk bakışta kayalara oyulmuş birer ev , sonrasında birer tapınak gibi gözükse de bu yapılar birer mezar…Aralarından bir tanesi diğerlerinden rahatça ayırt edilebiliyor…Kral Amyntas’ın Mezarı.

Kaya Mezarları Amyntas

-Amyntas’ın Mezarı-

 Fethiye günümüzde tarihinden çok tatil yöresi olma özelliğiyle ön plana çıkan bir ilçe…Ne yazık ki bugün Kaya Mezarları ve Telmessos hakkında , hakkettikleri kadar övgü ve bilgi paylaşılmamaktadır.Bunu düşünerek gezi notlarım arasından Amyntas’ın Mezarı’nı da paylaşmak istedim.

Öncelikle genel hatlarıyla kaya mezarlardan bahsedelim.Kaya Mezarları , toplum içerisinde yüksek statüye sahip kişiler için yapılmış anıt mezarlardır…Tapınak tipi ve Ev tipi olmak üzere çeşitlendirilir…Tapınak mezarlar , Tanrı Kral diye sıfatlandırılmış kişiler için , ölümlerinden sonra da tapınmak için yapılmıştır…Bu yapılar  kayalara , tepelerinden bellerinde iplerle aşağı sarkan ustalarca ve üstten başlamak kaydıyla oyulmuştur.Mezarın üstten oyularak başladığının en büyük kanıtı ise Kaunos’daki  (Dalyan ) yarım kalmış mezarlardır.

Kaunos

– Kaunos,Dalyan Kaya Mezarları , Tamamlanmamış Mezar –

Kaunos’ta bulunan Kaya Mezarları’nda da görmekteyiz ki , sütun ve duvar  işlemeleri sonradan değil aynı zamanda yapılmaktadır.

Kaya Mezarları , Anadolu’da birçok ilde farklı yapılarda bulunmaktadır. Eskişehir , Amasya , Çorum , Kastamonu Kaya Mezarları’na ev sahipliği yapan illerden sadece birkaçıdır.

Telmessos

Yukarıdaki fotoğrafta  Telmessos Kaya Mezarları görülmektedir.Yeşil  çerçeve içerisine alınmış olan yapı Kral Amyntas’ın mezarıdır.Mezarda bulunan tablette ‘Hermapias oğlu Amyntas’ yazması bu mezara bir aitlik kazandırmıştır.Kırmızı çerçeve içerisinde olan mezarlar gene tapınak tarzındadır fakat Amyntas’ın Mezarı’nın aşağısında olmasından ötürü statü sahibi kişilere ait olduğu düşünülmektedir.Siyah halkalar içerisinde ise ev tipi kaya mezarları görülmektedir.Ev tipi mezarların dış cephesine ahşap motifi verilmiştir.Bu mezarların ,krala yakın olmak isteyen zenginlere ve mezarları yapan ustalara ait olduğu düşünülmektedir.Ne yazık ki Amyntas’ın ki haricinde diğer mezarların kime ait olduğu bilinmemektedir.

Amyntas Mezarı’nın genel özelliklerini inceleyelim…Bu yapı M.Ö. IV.yüzyıla tarihlenmiştir.Tapınak tarzı kaya mezarıdır.12 metre yüksekliğinde olup , yukarıdan aşağı doğru oyulmuştur.Mezar girişinde bulunan iki sütun başlıklarından da görüldüğü üzere Ion tarzıdır.Bu sütunlar da kayalardan oyulmuştur.

Telmessos Amyntas – Amyntas Mezarı , Ion Stili Sütunlar –

Mezar odasının içi 3 kişiliktir.Kapıdan girildiğinde karşımıza ilk çıkan kaya yatak mezar sahibine , yanlarda duran ikisi ise ailesine aittir.Bu kaya yataklar adeta özel bir şekilde dizilmiştir.

Telmessos Amyntas

-Amyntas Mezar Odası , Kaya Yatak Başlığı –

Kaya yatak dizilimleri aşağıdaki gibidir.Birinin ayak kısmından diğerinin baş kısmı başlar.

Amyntas Mezar Ic Eskiz 2mi3

-Amyntas Mezar Odası,İç Dizilim-

Ünlü Fransız gezgin Charles Texier , Anadolu’yu gezerken Amyntas’ın Mezarı’na çıkmış ve burada bulunduğunun bir işareti olarak mezar kapısının sol üst köşesine imzasını bırakmıştır.Texier’in anlattıklarına göre Amyntas Mezarı’ndan aşağı bakıldığında Telmessos Antik Tiyatrosu ve Apollon Tapınağı rahatlıkla görülmektedir.Fethiye’de yaşanan depremlerden ötürü tiyatro büyük hasar görmüş , Apollon Tapınağı’na ait bir kalıntı da kalmamıştır.

Bana kalırsa  şu an kalıntısı bile olmayan Apollon Tapınağı döneminde önemli bir yere sahipti…Çünkü Likya Bölgesi yılın büyük bölümünü güneşli ve sıcak geçirdiği için Işık Ülkesi olarak adlandırılmaktaydı..Işık ve Güneş Tanrı Apollon ile özdeşleştirilmiş kavramlardır…Delos Adası’nda doğmuş olan Tanrı Apollon’un Likya Bölgesi’ni kendi ülkesi olarak seçtiği söylenir.

Texier Telmessos Amyntas  2mi3  – Amyntas Mezarı,TEXIER imzası –

 Amyntas Mezarı’nda Texier’den başka birçok kişinin de imzası bulunmakta…Cemil , Ayşe , Ahmet ,   Fatma…Ama maalesef  Texier kadar estetik değiller ve imza için kullandıkları mavi sprey boya son derece kötü… Umarım gün gelir insanımız tarihi eserler üzerine duygularını yazmaktan vazgeçerler…

2mi3 Amyntas Texier View Yesimminn

-Amyntas’ın Mezarı , Texier Bakışı –

Muhtemelen Charles Texier ile aynı noktada durdum ve aşağı baktım…Bir sürü derme çatma yapı gördüm …Telmessos Tiyatrosu’nu seçemedim bile …

Amyntas Telmessos 2mi3

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar: Yesimminn ve Dimitri Daravanoğlu

2mi3 The Great Pompeii’deydi…

8 Comments

Hani internette çoğu sitede karşımıza çıkar… ‘Sapkınların Sonu’ , ‘Tanrı’nın Yoldan Çıkmışlara Cezası’ , ‘Taş Kesen İnsanlar’  ….. Günümüze kadar ulaşmış en önemli Antik Kent olmasını bir kenara iterler , o dönemin mimarisini inceleyerek ders çıkarmaları gereken yerde , ‘Bakın , taş kesenlere ve ibret alın’ şeklinde yazılar yayınlarlar…Pompeii’den bahsediyorum , MS.79′da Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucu haritadan silinen fakat 18. yy’da gene ortaya çıkan kentten.

2010 Nisan ayı’nda İtalya’ya yaptığım gezide , Pompeii’ye uğramadan dönmek benim gibi bir adama yakışık kalmazdı….Böyle bir şehri gördükten sonra , hakkında birkaç cümle kurmamak ise büyük ayıp olurdu…Gelin sizlere elimden geldiğince Pompeii Anektodlarımı aktarayım…Kafalardaki o ‘Sapkınlar Ülkesi’ imajını silebilirsem ne mutlu bana…

MS.79 yılında Vezüv’ün külleri altında kalan Pompeii 1748 yılında tesadüf eseri tekrar ortaya çıkarılmıştır.Rivayete göre bir çoban bu bölgede koyunlarını otlatırken eski bir yüzük bulmuş , bunu devlete bildirmiş ve o zamandan beri kazılar sürmüştür.

Bilinenin aksine Pompeii ve halkı lavlar altında kalıp günümüze ulaşmamıştır.Zaten mantık olarak düşünülürse , patlayan bir yanardağdan çıkan lavlar önüne gelen herşeyi eritecek sıcaklıktadır.Araştırmalar göstermektedir ki ,Pompeii şehri MS.79 yılında ilk başta depremlerle sarsılır.Hasar gören Pompeii ,Roma’dan yardım ister ama zaten kıskanılacak bir zenginliğe sahip olduğu için beklediği yardımı göremez.Depremlerin ardından bir gün hava aniden kararır ve Vezüv patlayarak 10 km ötesini vurur.Patlamada kaçışlar başlar.Vezüv , süngerimsi bir yapıya sahip olan volkanik küller püskürtür.Solunum yoluyla genze kaçan bu küller tükürükle birleşerek sertleşir ve boğazı tıkayarak ölüme neden olur.İlk ölümler bu şekilde gerçekleşmiştir.Kurtulanlardan kimisi şehirden kaçar , kimisi bir daha olmayacağını düşünerek kalmaya devam eder , kimisi ise olası bir patlamada köleleri kaçmasın ve evlerinin yağmalanmasını önlesin diye onları zincirler.

Ve asıl korkunç darbe bir başka gece gerçekleşir.Vezüv’den 200 km hızla ve 600 C sıcaklıkta çıkan siyah duman geçtiği her noktada termal şok yaşatır ve her canlı saniyesinde yaşamını yitirir.Günlerce püsküren küller  şehrin üstünü kaplar ve Pompeii yerin 18 metre altında kalır.Trajik bir şekilde ölmüş insanların , o anki çırpınışlarıyla günümüze ulaşması bu termal şok ve üzerlerine aniden kaplanan küller yüzündendir.Peki bu insanlar kazıldıkları yerden bu şekilde mi çıkarılmışlardır ? Hayır.Kazılar esnasında bir çok bozulmamış ceset , sertleşmiş tabakanın içinde olduğu bilinmediğinden telef edilmiştir sadece kemik parçaları çıkarılmıştır.Ardından dedektörler geliştirilmiş ve bu tabakanın altı görüntülenmiştir.Arkeologlar dikkatli bir şekilde bu tabakaları yontarak , üzerlerine delikler açıp içine bir çeşit sıva döküp traşlayarak cesetleri ortaya çıkarmışlardır.Bugün Pompeii’de büyük bir bölüm kazılmak için teknolojinin gelişmesini beklemektedir.Kısacacı ünlü  ağlayan çocuk , hamile kadın , köpek ve daha bir çok korunmuş ceset toprak altından o şekilde çıkarılmamıştır,dikkatlice yontulmuştur hatta gerçek olduğunun kanıtlanması için bazı bölgelerinde kemikler ortaya çıkarılmıştır. (Ayrıca bknz.Giuseppe Fiorelli)

1 Pompeii İnsan

11 Pompeii Aglayan Cocuk

-Pompeii ,Ağlayan Çocuk-

Pompeii Felaketi kısaca bu şekilde gerçekleşmiştir.Onların felaketi ,bize geçmişe ışık tutan mükemmel bir kaynak olmuştur.

Pompeii’de Mimari,Teknoloji ve Yaşam :

Pompeii’de ilk yerleşmeler Yunan Kolonizasyon Dönemi’ne aittir.Gerçekten de şehrin birçok bölgesinde Yunan Mimarisi’nden kalıntılar görmek mümkündür.Pompeii bir liman kentidir.Gemiciler burada kumar oynar , genelevlere gider.Öte yandan şehir planlaması mükemmel yapılmış bir şehirdir.Öncelikle şehir denize doğru kurulmuştur ve rüzgarın yönü öyle hesaplanmıştır ki sokakları süpürmek diye bir durum söz konusu değildir.Ayrıca sokaklar balık sırtı şeklinde yapılmıştır böylece yağmur ve sel sonucu su altında kalmaları önlenmiştir.Ayrıca yer yer yaya geçitleri yapılmıştır.Yaya geçitleri yükseltiler şeklindedir böylelikle yağmur sırasında ayakların ıslanması minimuma indirilmiştir.

2 Pompeii Yaya Gecidi

-Pompeii,Yaya Gecidi-

Pompeii’de tuğla ve çimento kullanılmıştır.Bugün kullandığımız tuğla ve çimentoyla tamamen aynı yapıya sahip bu inşaat malzemesi şehrin büyük bir kısmında görülmektedir.

3 Pompeii Hukuk Binası

-Pompeii,Hukuk Binası-

Pompeii için harabe diyemeyiz çünkü şehir hala yaşanılacak haldedir.Tek kusuru yapıların çatısının olmamasıdır ki 18 m kül altında kalmış bir yapının bu ağırlığı taşıyamaması çok doğaldır.Tabii çatısı ile birlikte hiç bozulmamış yapılarda yok değildir.Örneğin ‘Zengin Evi’ ,çatısı ,kapısı odalarıyla ve odalarındaki duvar süslemeleriyle tam yaşanılacak haldedir.Dönemden kalma çeşmeler işlevini yitirmemiştir ve suları içilmektedir.

4 Pompeii Su Tesisatı  -Pompeii,Su Borusu-

Yukarıdaki fotoğrafta görülen kırık  su borusu 1950 yıllıktır.Bu şehirde iki katlı evler mevcuttur ve asma kat olarak çıkılmaktadır.

9 Pompeii Zengin Evi Duvar Resmi

-Pompeii,Zengin Evi,Duvar-

Pompeii’de çamaşırhane,fırın,kuru temizleme gibi işletmeler varolmuştur.Üstelik bu mekanlarda kullanılan aletler ,bizim çok alışık olduğumuz en azından babaannemizin kullandığı aletlerdendir.Örneğin kömürlü ütü , taş fırın… Şehirde her mekanın kapısında işlevini anlatan bir yazı ve bir resim bulunmaktadır.Fakat resimler adeta birer sanat eseridir.Bu resimler ve işlemeler buraya gelen yabancılar için düşünülmüştür.Pompeii genelevinde her odanın kapısına çizilmiş resimler ,gelen müşterinin tercihine göre seçim yapmasını sağlamaktadır.

5.1 Pompeii Kuru Temizleme   -Pompeii,Kuru Temizleme-

MS.70 yıllarında Pompeii’nin günümüzden tek farkı elektriğinin olmayışıdır.Ama o dönemde bu seviyeye gelmiş bir şehir , eğer bu felakete maruz kalmasaydı kesinlikle çok daha önce Ay’a çıkabilirdi.

6 Pompeii Genelev Çizimi

-Pompeii,Genelev Cizimlerinden-

Pompeii Felaketi’nin zamanı MS.79 yılının Ağustos ayı olarak belirtilmektedir.Tur esnasında öğrendiğim yeni bir bilgi bu tarihin MS.79 Eylül olarak değiştirildiği şeklindeydi.Nedeni ise günümüzde hala süren kazılarda 79 yılının Eylül ayına ait bir paranın burada bulunmasıdır.

Roma İmparatorluğu’nda gladyatör dövüşleri son derece önemlidir.Belirli merkezlerdeki okullarda gladyatörler yetiştirilir ve dövüştürülürlerdi.Pompeii’deki gladyatör okulu buranın da önemli bir merkez olduğunu göstermektedir.Ayrıca bu gladyatör okulunda yapılan kazılarda zengin kadınlara ait tokalar bulunmuştur.Bu da bazı kadınların buraya gelip gladyatörlerle birlikte olduğunu doğrulamaktadır.Zaten gladyatörler , o dönem genç kızların hayallerindeki erkeklerdir.Odalarının duvarlarına çizdikleri gladyatör resimleri birer poster niteliğindedir.

7 Pompeii Gladiator

-Pompeii,Gladyatör Çizimi-

Bu arada hazır ismi geçmişken gladyatörlerden bahsedeyim biraz.Gladyatör , gladio adı verilen kılıcı kullananlara verilen isimdir.Gladio kısa bir Roma kılıcıdır.Sanılanın aksine gladyatörler yağlı olurlar.Böylece aldıkları kılıç darbelerinde , bu yağlar kasları koruyarak büyük yaralanmaları önlerler.Ayrıca her gladyatörün bir tarzı vardır.Örneğin bir elinde trident bir diğer elinde ağ kullanan bir gladyatör balıkçıyı simgeler.

Ünlü gladyatör ve özgürlük savaşçısı Spartacus’un dövüştüğü ve isyanı başlattığı Capua şehri Pompeii’ye yakındır.Spartacus tarihi kayıtlara geçmiş gerçek bir şahsiyettir.Eutropius’un ‘Roma Tarihinin Özeti’ isimli kitabında başlattığı isyan ve yandaşlarının isimleri (Crixus,Oenomaus) birkaç cümleyle geçmektedir.Eutropius bu eserinde Roma Tarihi’ni yüceltmek istediği için ,Spartacus üzerinde detaylı durmaz.

Pompeii’de tapınaklar da son derece korunmuş durumdadır.Özellikle Apollon Tapınağı sunağı,güneş saati ve Apollon-Artemis heykelleriyle adeta ibadete açık gibidir.Apollon birçok özelliğinin yanısıra kehanet tanrısıdır.Apollon adına yapılmış tapınaklarda genellikle kehanetlerde bulunulur.Tarih kitaplarında adı sık geçen Delphi Kehanet Merkezi bir Apollon Tapınağı’dır.Ayrıca ülkemizde Ege Bölgesi’nde birçok yerde Apollon Tapınağı bulunmaktadır.Pompeii’deki Apollon Tapınağı ,Hukuk Binası ile karşı karşıyadır.Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim ,Pompeii turunda öğrendiğim bir başka bilgi , Yunan kahinler kurbanın bağırsaklarına bakarak , Roma kahinleri ise ciğerine bakarak kehanette bulunurlardı.

8 Pompeii Apollon Tapınağı

-Pompeii,Apollon Tapınağı-

Yazımın başında da belirttiğim gibi Pompeii felaketinin ,bu halkın sapkınlıklarının cezası olduğu söylenmektedir.Peki neye göre? Eşcinsellik , evet cinsel yaşamlarında eşcinselliğin rolü son derece fazlaydı.Zina , evet bu da kayıtlara göre çok sıklıkla gerçekleşiyordu…Peki günümüze göre değerlendirdiğimizde çok mu abarttılar da cezalandırıldılar…Açın televizyonu ve sadece öğle vakti bir kadın programı izleyin ya da girin YouTube’a ve Yalçın Çakır’ın programından kesitler izleyin…Açın akşam haberlerini tecavüz haberlerini ,çocuk pornocularını görün…Yakınımızda bir Vezüv olsa şimdiye kadar 50 kere patlamaz mıydı ?

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Son olarak ,Pompeii hakkında çıkan haberlerde devamlı gördüğümüz meşhur cesetle bir fotoğrafımı paylaşmaktan gurur duyarım

10 Pompeii Meshur Foto 2mi3

Mitolojik Rotalar : Bölüm 1- Jason ve Argonautlar

1 Comment

Yunan Mitolojisi’nde birçok kahramanlık öyküsü geçmektedir ve bu öykülerin büyük bir kısmı aynı temeller üstüne kurulmuştur : Gerçekleşmesi öngörülen bir kehanet , yerine getirilmesi gereken bir görev , zorlu bir yolculuk…

Zorlu bir yolculuk deyince akla ilk başta Odysseus gelir .Onun öyküsü biraz daha farklıdır,Troya Savaşı sonrası evine dönmek ister.Jason (İason)’un yolculuğunda ise bir kehanet ve görev vardır.Perseus’un hikayesinde yolculuk ön plana çıkmaz ama geniş bir alan dolaşılır.Aeneas ise Odysseus gibi Troya Savaşı sonucu yolculuğa çıkanlardandır fakat amacı yeni bir ülke kurmaktır.Bahsi geçen her yolculukta çok farklı duraklar karşımıza çıkmaktadır.

‘Mitolojik Rotalar’ başlıklı araştırmamda , bu yolculuklarda ismi geçen şehirlerin günümüz karşılıklarını ve bu yerlerin özelliklerini , karşılığı belli olmayan yerlerin ise olası lokasyonlarını inceleyerek bir yolculuk güzergahı , bir rehber , oluşturmak istedim.

Jason ve Argonautlar:

Altın  Post’un getirilmesi gibi imkansız görülen bir görevi ve ‘tek sandaletli bir adamın kralı öldüreceği’ kehaneti üzerine kurulmuş bu yolculuk hikayesinde Jason’a , Argonautlar adı verilen gemiciler eşlik etmektedir.Orpheus,Heracles,Peleus,Telamon gibi ayrıca bir hikayeleri ve önemi olan bu isimler de mürettebat içerisinde yer almaktadır.Argonautlar’ın kesin bir listesi yoktur , birçok yazar farklı listeler oluşturmuştur.

 

Jason ve Argonautlar , Yunanistan’dan Gürcistan’a doğru Marmara Denizi’nden ve Karadeniz kıyılarından geçerek gitmişler fakat dönüş yolunda başlarına gelen çeşitli felaketler nedeniyle İtalya’ya ,Libya’ya uğramak durumunda kalmışlardır.

Jason ve Argonautlar’ın Rotası:

 

  

ROTA 1: Iolkos-Thynias arası güzergah

1-) Tesalya – Pagasai : Yunanistan’ın Tesalya bölgesinde bulunan Pagasai limanı , Argo isimli geminin inşaa edildiği  yerdir.Geminin inşaatı Argos tarafından yapılmıştır.

2-) İolkos : Tamamlanan gemi yol çıkarılmak üzere İolkos’a getirilir.İolkos ile Pagasai arası çok kısa bir mesafedir.

3-) Lemnos , Limni Adası : Jason’ın yola çıktıktan sonraki ilk durağı Lemnos adasıdır.Limni demek bizim için daha tanıdık olabilir.Efsaneye göre , Jason ve Argonautlar buraya vardığında daha evvel kocalarını öldürmüş olan kadınlarla karşılaştılar.Bu kadınlarla çiftleştiler ve sonra buradan ayrıldılar.

Limni adası bugün Yunanistan’ın önemli turistik adalarından biridir.Doğasının yanısıra tarihi özellikleriyle de ön plana çıkmaktadır.Burada Kabeiroi’ye adanmış bir tapınak bulunmaktadır ve ayrıca Hephaestos’a da tapınılmaktadır.Efsaneye göre Zeus,Hephaestos’u Olympos’tan attıktan sonra Tanrı bu adaya düşmüş ve Limni kendisinin favori yeri olmuştur.Limni’nin volkanik yapısı bu şekilde ifade edilmiş ve dolayısıyla bu adada Hephaestos’a tapılmıştır.

Lemnos,Kabeiroi’ye adanan tapınak –

Bahsi geçmişken Kabeiroi’den bahsedelim.Kabeiroi (Kabeirler) , Samothrake (Semadirek)’de de tapınakları bulunan , gene Imbros’ta (Gökçeada) bir tapınağı bulunabileceği düşünülen , Herodotos’un da bahsettiği esrarengiz tanrılardır. Hephaestios  Kabeirler ile birlikte anılır,ataları ya da babaları olarak gösterilir.Bazı kaynaklarda Proteus’un kızı Cabeiro ile olan ilişkisinden Kabeirler’in oluştuğu söylenmektedir.Herodotos’a göre Kabeiroi Sırları Pelasglar’dan miras kalmıştır.

Ayrıca Limni adasında 1186 yılında Bizans İmparatoru Andronikos Komninos tarafından yaptırılmış bir kale de bulunmaktadır.

4-) Samothrake , Semadirek Adası : Jason ve arkadaşları,Limni Adası’ndan sonra Semadirek Adası’na yelken açmışlardır.Samothrake (Semadirek) yukarıda da bahsettiğimiz gibi bir Kabeirler Tapınağı’na sahiptir.Jason ve Argonautlar efsanesinin bazı anlatımlarına göre,Orpheus bu adada arkadaşlarına Gizemler’i öğretmiştir.

Samothrake,Tapınak-

Samothrake ,  Kabeirler’e tapan 3 önemli adadan biridir.Bu adada  , Axierus , Axiocersa , Axiocersus ve Casmilus isimleri daha sonra Kabeirler olarak açıklanacak ve tapınılacaktır.Sparta Kralı Lysander,Büyük İskender’in babası Makedonya Kralı II.Philip,Cornelius Piso ve Julius Caesar’ın kayınpederi buradaki tapınağı ziyaret etmiş önemli isimlerdir.

5-) Dolionların Ülkesi Kyzikos , Erdek :Semadirek Adası’ndan sonra Marmara Denizi’ne giren Jason, Dolionların Ülkesi’ne gelmiş ve Kral Kyzikos tarafından karşılanmıştır.Dolionlar bugünkü Kapıdağ Yarımadası’nda yaşamışlardır.Mitolojiye göre Kral Kyzikos tarafından kurulduğu düşünülen Kyzikos kenti bugün Erdek sınırları içerisinde yer almıştır.

Jason ve Argonautlar , Dolionlar Ülkesi’nde çok hoş karşılanmış , üstelik adlarına şölen bile düzenlenmiştir.Bu bölgeden ayrılmak üzere hareket eden gemi , gece fırtınaya yakalanmış ve tekrar Dolionların Ülkesi’ne gelmiştir.Ne Argonautlar aynı bölgeye geldiklerini düşünmüş , ne de Dolionlar onları tanımıştır bu sefer.Üstelik Argonautlar’ı korsan zannederek üzerlerine saldırmışlar ve büyük kayıplar vermişlerdir.Kral Kyzikos , Jason tarafından yanlışlıkla öldürülmüştür.Durumun farkına varılınca 3 gün yas tutulmuştur.Kyzikos’un karısı da intihar etmiştir.

Kyzikos,Three Beauties (3 Güzeller)-

Kyzikos’un içinde bulunduğu Kapıdağ Yarımadası doğal ve tarihi özellikleriyle öne çıkan bir bölgedir.Kyzikos Antik Kenti’nde Hadrian Tapınağı ve birçok önemli kalıntılar da görülmeye değerdir.

Özellikle Erdek rehberlerinde bu bölgede bulunan Ocaklar,Avşa ve Marmara Adası gibi Kapıdağ Yarımadası’nın uzantısında oluşmuş adalar son derece tavsiye edilmektedir.

6-) Mysia Kıyıları-Cius , Mudanya Limanı- Gemlik : Argonautlar’dan Heracles’in çektiği küreğin kırılması nedeniyle bu limanda durulmuştur.Yeni bir kürek yapmak üzere ormana giren Heracles,arkadaşı Hylas’ı da tatlı su bulmaya göndermiştir.Efsaneye göre Hylas,bir peri tarafından çok beğenilip kaçırılmıştır.Heracles ile Polyphemos , Hylas’ı kurtarmak için harekete geçmiştir fakat onlar da harekete geçen gemi tarafından burada unutulmuştur.Argonautlar gemide geriye dönüp dönmemeyi tartışırlarken bir deniz habercisi bu insanlarla zaten yollarını ayırmaları gerektiğini , Heracles’in görevlerinin başlayacağını ve Polyphemos’un da burada bir kent kuracağını bildirmiştir.

7-) Chalcedon , Kadıköy :  Ve Argonautlar Karadeniz’e açılmak üzere İstanbul Boğazı’na giriyorlar…

Bugün iki kıtayı birleştiren şehir olarak bildiğimiz İstanbul , bundan yıllar evvel pek de böyle bir özelliğe sahip değildi.Çünkü İstanbul’un iki yakası farklı bölgeler olarak ele alınmaktaydı.Chalcedon ve Byzantion…. Chalcedon yani Kadıköy , kolonizasyon döneminde Megaralılar’ın yerleştiği bir bölgedir.Tabii tarihi daha eskiye dayanmaktadır.Bugün Fikirtepe’de Kalkolitik Çağ’a (M.Ö. 5500-3500) ait kalıntılar bulunmaktadır.Megaralılar’dan evvel Fenikeliler bu bölgede etkin olarak ticaretle uğraşıyorlardı.Byzantion ise meşhur ‘Körler Ülkesi’nin Karşısı’ efsanesinden de anlaşıldığı üzere birkaç yıl sonra kurulmuştur.İki bölge de Megara kolonileri tarafından kurulmuştur.

Gelelim efsaneye…Jason ve Argonautlar Gemlik’te üç arkadaşlarını bıraktıktan sonra Chalcedon’da karaya çıktılar.Berbykler’in ülkesi olan geçen Chalcedon’da kral Amykos ile karşılaştılar.Amykos’un bir özelliği , ülkesine her gelenle dövüşmek istemesidir.Yumruk gücüyle ön plana çıkan Amykos Argonautlar’a karşı da aynı tutumu sergilemiştir.

 

Tabii Argonautlar , Amykos engelini de aşmışlardır.Zeus’un oğlu Polydeuces , Amykos’un karşısına geçip onu yenmiştir.Yukarıdaki resimde Kral Amykos’un cezalandırılması işlenmiştir.

Jason ve arkadaşlarının Kadıköy’de yaşadıkları bu kadardır.Bugün Kadıköy’de antik dönemlere ait gözle görülür kalıntılar yoktur.Fakat Argonautlar’ın buradan geçtiğini bilmek bile heyecan verici….

8 -) Salymdessos , Kıyıköy : Kadıköy’den hareket eden Argo , Colchis’e doğru yönelmişken aniden çıkan bir fırtına onları Trakya kıyılarında Salymdessos’a yani Kıyıköy’e atar. Burada Posedion’un oğlu , kehanet yeteneğine sahip fakat Tanrılar’ın birçok planını açıkladığı için kör edilerek cezalandırılan Phineus yaşamaktadır.Phineus sadece kör edilmekle kalmamış , her yemek yiyeceği sırada Harpy adı verilen yaratıkların başına salınmasıyla devamlı aç bırakılmıştır.Argonautlar Phineus’a yardım etmiş ve Karadeniz’e nasıl açılacakları konusunda yardım istemişlerdir.

Phineus ve Argonautlar-

Kıyıköy ,Trakya’da bulunan ve antik çağlardan bu yana bulunan bir yerleşim merkezidir.Salymdessos adı Herodotos Tarihi’nde de Strabon Geographica’da da geçmektedir.

Kıyıköy’de yamaç kayalığına oyulmuş Aya Nikola Manastırı ve şehir girişindeki Bizans dönemine ait kapı önemli  tarihi eserlerdir.

Salymdessos,Manastır-

9-) Symplegades  ,Kavaklar – Rumeli Feneri : Kıyıköy’de Phineus , Karadeniz’e açılmaları için geçmeleri gereken önemli bir engelden bahsetmişti: Symplegades , bir başka deyişle Çarpışan Kayalar…Efsaneye göre bu iki kaya ,arasından geçilmeye çalışıldığı takdirde aniden kapanıyor ve sonra yavaş yavaş tekrar açılıyordu.Fakat bu kayalar arasından bir kişi geçmeyi başardığı takdirde , büyü bozulacak ve kayalar bir daha asla kapanmayacaktı.

Peki nerededir bu Çarpışan Kayalar…? Halikarnas Balıkçısı , ‘Anadolu Efsaneleri’ isimli eserinde bu kayaların Kavaklarda olduğunu söylemiştir.Rumeli ve Anadolu Kavağı olmak üzere iki bölgeyi de ele almaktadır ….Halikarnas  Balıkçısı gene aynı eserinde Kavaklar’da eski bir tapınak olduğunu ve muhtemelen Poseidon ya da Io’ya ait olduğunu belirtmektedir.

Bazı kaynaklara göre Symplegadlar Rumeli Feneri’ndedir.Bana kalırsa bu kayaları tek bölgeye indirgemek yanlış olur.Sonuçta Symplegadlar İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açıldığı son duraktadır ve karşı karşıya iki kayadır.Bu yüzden Anadolu Feneri’ni de ele almak gerekir.Fakat aşağıdaki haritaya baktığımızda Kavaklar arası mesafenin daha dar olduğu ve dolayısıyla Symplegadlar’ın burada daha iyi konumlandırılabileceği görülmektedir.Halikarnas Balıkçısı’nın ‘Kavaklar’ şeklinde bölgelendirmesi göze ve kulağa çok daha mantıklı gelmektedir.

 

Jason ve Argonautlar bu kayalardan nasıl geçtiler? Çarpışan Kayalar kapanırken hızlı , açılırken yavaş hareket ediyorlardı.Tamamen açıldıktan sonra ise tekrar aralarından bir varlık geçmesi sonucu hızlıca kapanıyorlardı.Phineus’un gemicilere öğüdü ,bu kayaların arasından bir güvercin uçurmalarıydı.Güvercin bir kere geçtikten sonra kayaların açılması esnasında Argonautlar aradan geçmişlerdir.Aralarından bu kahramanların geçmesi ile  Symplegadlar bir daha kapanmamak üzere eski konumlarına dönmüşlerdir.

10-) Thynias , İğneada : Argonautlar , Symplegadlar’dan geçtikten sonra Thynias’a yani İğneada’ya geldiler.Burada Apollon göründü ve kahramanlar da O’na şükranlarını sundular.Burada Tanrı Apollon adına bir sunak yaptılar ve yolcuklarında yardım etmesi için kurbanlar adadılar.

İğneada çağlardan beri bir yerleşim bölgesidir.Bu bölgede yaşayan Trak kavimi Thyn’lerden dolayı adı Thynias olarak konulmuştur.

İğneada tarihi eser açısından zengin bir yer değildir fakat doğal güzellikleriyle ünlüdür.Dünya’daki 3 longoz’dan  (subasar ormanı) biri buradadır.

 

ROTA 2 : Thynias – Colchis Arası Güzergah

11-) Mariandynler’in Ülkesi , Karadeniz Ereğlisi –  Zonguldak :  Argonautlar’ın İğneada’dan sonraki durağı Zonguldak olmuştur.O dönem Mariandynler’in Ülkesi olarak bilinmekteydi bu topraklar ve Kral Lykos tarafından yönetilmekteydi.Kahramanlarımız bu topraklarda çok fazla bir şey yapmadılar fakat av sırasında iki arkadaşlarını kaybettiler.

Zonguldak-Karadeniz Ereğlisi bölgesi Cehennemağzı Mağaraları ile ünlüdür.Anlatılanlara göre Heracles , Ölüler Ülkesi’ne buradan girmiş ve Kerberos’u öldürüp yeryüzüne burada çıkarmıştır.Ereğli ismi  ‘Heraklia’dan gelmektedir.Ayrıca bu mağaralar kehanet merkezleri olarak da kullanılmıştır.

CehennemAğzı Mağarası,Karadeniz Ereğlisi-

12-) Sinope -Amazon Burnu-Chalybes , Sinop ve Amazonların Bölgesi : Apollonius bu efsanede bir maceranın yanısıra Anadolu sahil şeridinin güzelliklerini de gözler önüne sermiştir.Zonguldak’tan sonra Sinop’a gelen kahramanlarımız  Amazon Burnu’nu geçerek ,Chalybes’e yani Kızılırmak ile Trabzon arası bölgeye doğru hareket ettiler.

13-) Aretias , Ares’in Adası (Giresun Adası) : Colchis’e varmadan hemen önce karşılaştıkları son engel Aretias’ın kuşları oldu. Aretias , Ares’in adasıdır ve günümüzde Giresun Adası olarak geçer.Tarihi ve doğal derecede sit alanı ilan edilmiş olan Aretias günümüzde önemli bir kuş gözlem merkezidir.Karabatak ve martılar bu adada doğal olarak üremekte ve birçok göçmen kuş belirli dönemlerde bu adaya uğramaktadır.Bana ilginç gelen  Apollonius’un eserinde de bu adanın kuşlarıyla öne çıkmasıdır.

 

Aretias üzerinde sur,kule,manastır kalıntıları bulunmaktadır.Ayrıca Ares adına yapılmış bir tapınaktan da söz edilmektedir.

14-) Colchis , Gürcistan :  13 tane yerleşkenin ardından kahramanlarımız nihayet Colchis’e varmışlardır.Colchis bugünkü Gürcistan’dır.Bu ülkede Argonautlar’ın yaşadıklarını detaylarıyla anlatmayacağım.Özet olarak Jason Altın Post’u bulmuş ve bu bölge kralının kızı Medea’ya aşık olmuştur.Argonautlar gemiye Medea’yı da alarak dönüş yolunu tutmuşlardır.

Pagasai’den Colchis’e zorlu bir yolculuk yapan gemiciler iyisiyle kötüsüyle Marmara ve Karadeniz’in birçok önemli bölgesini görmüşlerdir.Kimbilir Altın Post üzerine yazılmış olan bu destan belki de bir ‘Anadolu Sahilleri Rehberi’ kitabıdır.Tabii bu rehber sadece Colchis’e gidiş için geçerlidir.Çünkü Apollonius eserinin geri kalan bölümünde bir iki aksilik yaratarak rotayı Avrupa sahillerine çevirmiştir.Mitolojik Rotalar’ın devamında Colchis’ten dönüşü inceleyelim.

 

ROTA 3 : Colchis – Rhone  Arası Güzergah

15-) Paphylagonia – Kızılırmak Sakarya arası Kuzey Anadolu : Colchis’ten kaçarak geri dönüş yoluna çıkan Argonautlar  bu bölgede bir süre beklemişlerdir.Argus’un gösterdiği üzere dönüş farklı bir rota üzerinden olacak ve buradan başlayacaktır.

16-) Ister , Tuna Nehri : Ister bugünkü Tuna Nehri’dir.Argonautlar dönüş yolunda Tuna Nehri üzerinden Adriyatik Denizi’ne varmayı düşünmüşlerdir.Bu nehir Avrupa’nın birçok önemli ülkesinden geçmektedir ve nehir taşımacılığına son derece uygundur.

17-) Eridanos , Po Nehri (?) : Ister’den sonra Argonautlar’ın yolculuğu içinden çıkılamaz bir hal almaktadır.Uğradıkları birçok yerin neresi olduğu hala kesinlik kazanmamıştır.

Argonautika’da bahsi geçen Eridanos’un Po Nehri olduğu söylenmektedir.Kahramanların Eridanus üzerinden Rhone’a vardıklarını göz önüne alırsak ROTA 3’teki tabloyu elde etmiş oluruz.Açıkçası Tuna Nehri üzerinden Adriyatik Denizi’ne açılmak ve Yunanistan’ı çevrelemek daha mantıklı gözükmektedir.Eridanos Nehri üzerine yapılan bir teori bu mantığı desteklemektedir.Antik çağlarda Atina’ya yakın bir nehrin Eridanos olduğu söylenmekte ve en son yapılan metro kazılarında ortaya çıkanlar bunu kuvvetlendirmektedir.Fakat biz gene Apollonius’un eserinin dışına çıkmayalım.

18-) Circe’nin Adası , Aeaea (?) : Büyücü Circe’nin Adası ,  bir başka mitolojik lokasyon belirsizliğidir ve ismi Aeaea olarak geçmektedir.Romalı yazarlar Circe’nin bir evinin , İtalya’nın batı ucunda , Roma’ya tahminen 100 km uzaklıktaki Mount Circeo’da olduğunu , arkeologlar ise Ponza Adası’ndaki bir mağarayı ‘Grotta della Maga Circe’  yani Circe’nin Adası olarak işaretlemişlerdir.Ortak karar ise  Circe’nin  yazın Mount Circeo’da kışın ise Ponza’da yaşadığı yönündedir.Rota 4’te bu bölüm belirsizlikten ötürü farklı renkte gösterilmiştir.

Grotta della Maga Circe, Ponza –

Aeaea adasının hangisi olduğu üzerine araştırmalar hala devam etmektedir.Paxos , Losinj  adaları da ihtimaller arasında gösterilmektedir.

Peki Argonautlar neden Aeaea’ya uğradılar? Colchis’ten kaçarken ,  Medea’nın kardeşi Absyrtos’un Jason tarafından öldürülmesi Zeus’u kızdırmıştı.Üstelik bu cinayete Medea’da ortaklık etmiş sayılırdı.Eridanos üzerinde ilerleyen Argonautlar’ı , Zeus’un kızgınlığı üzerine yolladığı bir fırtına rotadan saptırmıştır.Medea kardeş kanından arınmak ve belalardan korunmak amacıyla teyzesi olan Circe’ye uğramayı düşünmüştür.

Mount Circeo ,İtalya-

Argonautlar’ın dönüş yolu , Apollonius’un Odysseia’dan etkilendiğini açıkça göstermektedir.

 

ROTA 4 : Rhone – Iolkos  Arası Güzergah

19-)  Sirenler,Scylla,Charybdis,Planctae – Messina Boğazı : Messina Boğazı , Sicilya ile İtalya arasındaki dar boğazdır.Mitolojiye göre bu boğazın bir yakasında Scylla bir diğer yakasında Charybdis yaşamaktadır.Bu boğaz haricinde Planctae isimli , Symplegades benzeri kayalıklar vardır ve Sicilya yakınlarındadır.Planctae mevzusu mitolojideki bir başka belirsizliktir.Argonautika’da bu kayalıklardan da geçildiği bahsedilir ama bir açıklama yoktur.Öte yandan Odysseia’da , Odysseus’a bu kayalıklardan geçmesinin imkansız olduğu tek geçebilenin Argo olduğu söylenmiştir.Symplegadlar ile karıştırıldığını düşünülemez çünkü biri gidiş diğeri dönüş yolundadır.Özet olarak , Argo tıpkı Odysseus gibi ama O’ndan önce bu mekanlardan geçmiştir.

20-) Phaeacians,Scheria – Korfu Adası : Phaeacia , Homeros’un Odysseia’sında adı geçen , Odysseus’un Ithaca’ya varmadan önceki son durağıdır.Bu ada Korfu ile özdeşleştirilmektedir.Sebebine gelecek olursak ; Phaecia kralı Alkinoos , Odysseus’u Ithaca’ya götürmek üzere bir gemi ve mürettebat sağlamıştır.Bu gemi Odysseus’u bıraktıktan sonra Poseidon’un hışmına uğramış ve tam ülkesinin limanına yaklaşırken bir kayaya çevrilmiştir.Korfu Adası’nı incelediğimizde limanının tam karşısında bu tasvire uygun bir kaya bulunmaktadır ve öte yandan bu ada Ithaca’ya çok yakındır.Dolayısıyla Scheria (Phaeacia) ile Korfu’yu bir tutmak gayet mantıklıdır.

Korfu Adası Yunanistan’ın doğal güzelliklere sahip önemli bir adasıdır.Argonautlar bu adaya kadar gelmişler ve tekrar Colchislilerle karşılaşmışlardır.Fakat daha sonra Jason ile Medea’nın evliliği burada kutlanmıştır.

21-) Syrtes , Sirte-Libya : Korfu Adası’ndan ülkelerine dönmek üzere yola çıkan Argonautlar’ı bir başka fırtına bekliyordu.Bu fırtına onları Libya’da Sirte Körfezi’ne hatta körfez’in uzağındaki kumlara kadar sürüklemiştir.

22-) Tritonian Gölü , Chott El Djerid-Tunus: Tritonian Gölü’nün Tunus’taki Chott el Djerid gölü olduğu söylenmektedir.Bu göl Herodotos Tarihi’nde de anlatılmaktadır.Hatta Herodot Argonautlar ile ilgili olarak da  kitabına bir bölüm eklemiştir.

– Chott el Djerid , Tunus –

Syrtes Körfezi’nde kumlara gelen Argonautlar , Argo’yu omuzlarına alarak bu göle kadar taşımışlardır.Vardıklarında karşılarına Triton çıkmıştır ve onları denize kadar götürmüştür.Herodot’a göre ise , Triton onlardan gemideki üçayak sehpayı istemiş ve karşılığında denize çıkan yolu göstermiştir.Bir orakl (kahin) bu sehpayı , Argo gemicilerinden herhangi birinin torunu gün gelir bulur ve kaldırırsa o gün Tritonian Gölü’nün çevresinde yüz Yunan kentinin ortaya çıkacağını söyler.Bunun üzerine Libyalılar sehpayı saklarlar.

Chott el Djerid Gölü’nün hikayesi böyledir.Bu bölgede Star Wars serisinin bir bölümü de çekilmiştir.

23-) Girit : Ve kahramanlarımız nihayet ülkelerine yaklaşırlar.Triton’un yol göstermesi sayesinde denize çıkan Jason ve arkadaşlarının bir sonraki durağı Girit’tir.Girit  Yunanistan’ın en büyük adası olma özelliğine sahiptir.Avrupa Uygarlıkları içerisinde çok önemli bir yere sahip olan Minos Uygarlığı bu adada kurulmuştur ve yaklaşık M.Ö.3500  yıllarına denk gelmektedir.Knossos Sarayı günümüze dek ulaşmış önemli eserlerdendir.Sırrı hala çözülmemiş Phaistos Diski burada bulunmuştur.Girit hakkında söylenecek çok şey vardır ve ayrı bir araştırma gerektirir.

Argonautlar Girit’e geldiğinde adaya bekçilik yapan dev robot Talos ile karşılaştılar.Bu dev robot Hephaistos tarafından yapılmıştır ve içerisine özel bir yaşam sıvısı konulmuştur.Talos ile mücadele eden gemi mürettebatı , bu sıvıyı farkedince dev robotu yenebilmiştir.

Girit Adası bir çok önemli mitolojik olaya sahne olmuştur.Örneğin Theseus boğa kafalı Minotaur’u burada yenmiştir.Zeus , Europe ile bu adada birlikte olmuştur.

– Knossos Sarayı , Girit –

24-) Anaphe , Anafi Adası : Argonautlar’ın ülkelerine gelmeden önceki son durakları Anaphe.Burası Kikladlar içerisinde yer alan küçük bir adadır.Tarihi  hakkında çok bir şey söylenmemektedir.Bilinenler adanın bir dönem Minos egemenliğinde bir dönem de Fenikeliler’in elinde olduğudur.Milattan önce 9.yüzyılda Dorlar burada da yaşamıştır.Adanın isminin Argonautika’da geçmesi buranın önemini arttırmıştır.

Anafi’de bulunan gövdeler –

Anafi’den sonra Jason ve Argonautlar ,altın post ile birlikte yola çıktıkları nokta olan Pagasai’ye geri dönmüşlerdir.Apollonius hikayesini burada bitirmektedir.Daha sonraları bu hikayenin devamı niteliğinde trajediler yazılacak ve olaylar genişletilecektir.

Bu araştırmadaki amaç , adını sık duyduğumuz bir efsanenin rotasını çıkarmak ve bu rota içerisinde ülkemizde yer alan yerleri önemle belirtmektir.Ege Denizi’nde ve Anadolu’da birçok yerleşke vardır ki bunların birçoğunda tarihi ve turistik açıdan dikkat çekicek bir kalıntı , bir eser yoktur.Öte yandan , gene bu mekanların adının geçtiği bir çok efsane vardır.Açıkçası bugün Kavaklar’a gittiğimizde önemli bir yapı göremeyeceğiz.Kadıköy’e geçtiğimizde bizi ilk karşılayan gene Haydarpaşa Garı olacaktır.Fakat buradan Jason ve Argonautlar’ın geçtiğini bilmek bile hoş olacaktır.

Yazan: Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-) Apollonius Rhodius,Argonautika,The Loeb Classical Library

2-) Homeros,Odysseia,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,21.Basım 2008

3-) Herodotos,Tarih,Çev.Müntekim Ökmen,Türkiye İş Bankası Kültür Yay.,İstanbul,5.Basım 2008

4-) Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

5-)Strabon , Geographika,Çev.Prof.Dr.Adnan Pekman,Arkeoloji ve Sanat Yay.,İstanbul ,2005

6-)Halikarnas Balıkçısı,Anadolu Efsaneleri,Bilgi Yayınları,İstanbul 2008

7-) http://www.lemnos-island.com/

8 -) http://ancient-greece.org/

9 -) http://home.gwu.edu/~cigdem/erdek.html

10-) http://mimoza.marmara.edu.tr/~ugur/sayi1/argonautlar_sayi1.htm

11-) http://www.samothraki.gr/civi/samothraki_history.php (Yunanca)

12-) http://www.in2greece.com/english/places/summer/islands/anafi.htm

13-) http://bulancaklilar.azbuz.ekolay.net/readArticle.jsp?objectID=5000000005911080

•·         Google Earth üzerinden rota çizimleri Dimitri Daravanoğlu’na aittir.

             

Orestes:Trajedisi ve Kemikleri

Leave a comment

Arkadia’da Tegea.Bir ova.İki rüzgar eser orada:

Uğursuz ve değişmez bir yasadır bu.

Yumruğa karşı yumruk;eziyet üstüne eziyet.

Orestes oradadır,canlı tohumlarla dolu toprak

Örtüyor onu.Al onu,kent senin olacaktır.

Pythia (Herodotos-Tarih I.67)

Tegea’yı ele geçirmek isteyen Lakedaimonlular ,Delphoi’de bulunan Apollon  kahinlerine danıştıklarında ,kahin Pythia’dan aldıkları cevap üstteki dizelerde saklıydı.Agamemnon oğlu Orestes’in kemiklerine sahip olan halk diğerine üstün olacaktı.

 

-Pythia-

Delphoi’deki Apollon Tapınağı ,Antik Yunan Tarihi’nde çok büyük bir öneme sahip bir kehanet ,bilicilik merkezidir.Antik Yunan Çağı’nda yaşamış bütün krallar ,bu kehanet merkezine danışmadan ne sefere çıkarlardı ne de hareket ederlerdi.Delphoi Apollon Tapınağı kahinlerinin doğru kehanetleri ile krallar bu merkeze birçok değerli hediyeler göndermişlerdir.Bu hediyelerden birtanesi de bugün SultanAhmet Meydanı’nda bulunan Yılanlı Sütun’dur.

Araştırmamızın başında ‘Lakedaimonlular’ diye bir soyun adı geçti.Bu isim konuyla detaylı olarak ilgilenmeyenler için yabancı kalabilir.Günümüzde bu soy Spartalılar’la eş tutulmaktadır oysa Herodotos bu ikisini ayırmaktadır.

Gelelim araştırmamızın asıl konusuna.Troya Savaşı’nın galip kralı Agamemnon ,ülkesine döndüğünde karısı Klytaimnestra’nın aşığı Aigisthos tarafından öldürülür.Homeros Odysseia’sında bahseder bu ölümden ,masa başında öldürülmüştür Agamemnon alçakça bir düzenle.Bu cinayetin ardından Aigisthos Mykenai’de 7 yıl  hüküm sürer ve ardından Agamemnon’un oğlu Orestes (Ὀρέστης) tarafından öldürülür.Orestes ismi ilk olarak İlyada destanında geçer.IX.Bölüm 143.mısrada ,Agamemnon Achilles’in savaşması için bulunduğu teklifte ,savaş sonrası damadı olması durumunda onu Orestes’e denk tutacağını söyler.Böylelikle Orestes ismi ilk defa bir destan içerisinde geçmiş olur,belki de ilerleyen zamanlarda onun önemini vurgulamak için Homeros’un başvurduğu bir yöntemdir bu.(Odysseus’un koçun altına saklanması detayı gibi bknz. http://www.2mi3.com/antik-yunan-ve-roma-mitolojitarih/ilyada-ve-odysseiadan-bir-detay.html )

Dönersek bir gün yeryüzünün memesi Argos’a

damadım olsun benim o.

Orestes‘e denk sayacağım onu,

bolluk içinde büyüyen oğluma,gözümün bebeğine.

Agamemnon (Homeros-İlyada (IX.141-144))

Odysseia XI.Bölüm’den anlaşıldığı üzere ,Agamemnon Orestes’in yetişkin halini göremeden ölmüştür.Odysseus’un Ölüler Ülkesi’nde Agamemnon’la olan diyaloğunda bu durum net bir şekilde görülmektedir.Üstelik Odysseus’un ülkesine bir dilenci kılığında girmesini aklına sokan Agamemnon’un ta kendisidir.

Oysa benim karım bırakmadı oğlumu göreyim,

Öldürdü beni oğlumu göremeden.

Bir şey daha diyeyim sana bak,iyice kafana koy,

Çok gizli yanaştır gemini sevgili baba toprağına,

Görünme kimseye sakın,güven olmaz kadın soyuna.

Agamemnon (Homeros-Odysseia (XI.452-456))

Bu dizelerin devamında Orestes’in yaşayıp yaşamadığını ,yaşıyorsa neler yaptığını Odysseus’a sormuş ama bir cevap alamamıştır.

 

-Agamemnon’un Mezarı (Mykenai)-

Orestes’in hikayesi genellikle tragedyalar içinde geçer.Efsaneye göre,Agamemnon’un öldürülüşünden sonra Orestes ülkesinden kaçar ve ardından öldüğü haberi yayılır.Aigisthos rahat bir şekilde Mykenai’de hüküm sürmektedir.İntikam alacağı günü bekleyen Orestes ,kız kardeşi Elektra’ya ölmediğini ispat eder.Birçok trajedide bu ispat farklı şekillerde gerçekleşir.Örneğin Aiskhylos’un anlattığı gibi Agamemnon’un mezarına bırakılan bir tutam saç ve Elektra’nın bu saçtan kardeşinin yaşadığını anlaması veya Euripides’in yaşlı bir adam aracılığıyla ispatlaması ve Sophokles’in Agamemnon’a ait bir yüzük vasıtasıyla…Bu karşılaşmalar sonrasında Orestes,Aigisthos’u ve annesi Klytaimnestra’yı öldürür.

Annesini öldürmenin verdiği pişmanlıkla Orestes çılgına döner.Ya da mitolojik bir dille anlatacak olursak Erinyler Orestes’in başına üşüşür.

 

-Orestes ve Erinyler-

Homeros,her ne kadar Aigisthos’un Orestes tarafından öldürüldüğünü belirtse de Klytaimnestra’nın sonu hakkında pek bir şey söylememektedir.Pierre Grimal’in Mitoloji Sözlüğü’nde bahsettiği gibi ‘şair, Klytaimnestra’nın oğlu tarafından öldürülmesinden habersiz gibi görünmektedir’ der.

Orestes Mykenai’nin yanısıra Argos’ta ve Menelaos’un halefi olarak Sparta’da hüküm sürmüştür.Öldüğünde 90 yaşında olduğu söylenmekle birlikte mezarı Tegea’da gösterilmektedir.

Gelelim araştırmamıza başladığımız dizelere.Pythia’nın söylediği bu kehanet üzerine,Lakedaimonlular aramadık yer bırakmamışlardır ve bulamamışlardır.Günlerden bir gün Likhas isimli biri rastlantı sonucu Tegea’daki mezarı  bir demirci dükkanında bulmuştur.Rivayet’e göre demirci,Likhas’a bir kuyu açmak isterken yedi dirsek boyunda bir tabut bulduğunu içinde bu boyda birinin olabileceğine inanmadığı için tabutu açıp ölüyü gördüğünü söylemiştir.Bunun üzerine Likhas kehaneti kafasında yorumlamış ve şu sonuca varmıştır:

Arkadia’da Tegea.Bir ova.İki rüzgar eser orada: (Demircinin iki körüğü iki rüzgarı simgelemektedir)

Uğursuz ve değişmez bir yasadır bu.

Yumruğa karşı yumruk;eziyet üstüne eziyet.(Örs ve çekiç karşılıklı iki çarpışma ve dövülen demir eziyetten doğan eziyet)

Orestes oradadır,canlı tohumlarla dolu toprak

Örtüyor onu.Al onu,kent senin olacaktır.

Likhas’ın bu dizeleri yorumlamasında bir ayrıntı gizlidir ve Herodotos’da bunu belirtmiştir:Demirin bulunuşu insanoğlu için bahtsızlıktır,demirin dövülmesi bir eziyet,dövülmesi ile ortaya çıkan ürün ayrı bir eziyettir.

Sonuç olarak,Likhas’a kemikleri bulduğuna kimse inanmamıştır fakat sonradan tekrar Tegea’ya gelen Likhas demirciyle anlaşıp tabutu almış ve Lakedaimonlar’a teslim edip itibarını kurtarmıştır.Bu zamandan beri iki halk arasında üstünlük her zaman Lakedaimonlular’dadır.

Agamemnon ve Menelaos ile olan bağı Orestes’i bir Lakedaimonlu yapmaktadır. Özellikle Orestes’in adının geçmesinin bir nedeni de büyük ihtimalle bu bağdır.Bu kehanette ve gerçekleşen olayda Orestes’in kemiklerine bağlı olarak mistik bir güç aramamak gerekir.Orestes’in Lakedaimon köküne ve bir Akha olmasına bağlı olarak Dor,Arkadia ayrımından uzaklaşılıp ,Peloponnes Yarımadası’nda Sparta merkezli bir birlik sağlanması istenmiş olabilir.Profesor Paul Cartledge’ın ‘Sparta and Lakonia:a regional history,1300-362 BC.’  Adlı eserinde ,konu ile ilgili bölüm şu şekilde anlatılmıştır:’Orestes’in (belki de onun oğlu Teisamenos’un)kemiklerinin geri alınması ,Sparta’nın agresif politik tutumundan barış içinde yaşamaya yönelik bir tutuma ,köle etmek yerine diplomatik boyun eğdirme sistemine  geçtiğini göstermiş ve vurgulamıştır.Böylece Spartalılar yaptıkları propagandada Peloponnes’in geçmiş Akha kökenli krallarının yasal varisi olduklarını vurgulamış ve kendilerini Yunanistan’ın gerçek şampiyonları olarak gösterebilmişlerdir.’

‘As the recovery of Orestes’ bones from Tegea,and perhaps also those of his son Teisamenos  from Achaia (Paus.7.1.3),this symbolized and emphasized the shift in Spartan policy from aggression to peaceful coexistence,from ‘Helotization’ to diplomatic subordination.The Spartans could now give preponderant emphasis in their propaganda to their claim to be the legitimate successors to the ‘Achaen ‘ rulers of the Peloponnese and even represent themselves as champions of all Hellas.’

Paul Cartledge-Sparta and Lakonia,syf.120

Herodotos’un bu efsaneyi işlemesinin sebebi ise Lidya Kralı Kroisos’a Delphoili kahinler tarafından söylenen bir başka kehanetin açıklanmasıdır.Herodotos,mitoloji ile tarihi harmanlayarak kendini sıkmadan okutan bir eser ortaya koymuştur.Bu eserde yazan birçok olayın sırrı her geçen gün çözülmektedir.Kayıp Pers Ordusu bu sırlardan biridir ve geçtiğimiz günlerde çözülmüştür.Homeros ile Herodotos’un eserlerini ciddi bir şekilde inceleyip araştırma yapanların büyük kısmı bilinmeyenleri ortaya çıkarmışlardır.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-) Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

2-) Homeros,Odysseia,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,21.Basım 2008

3-) Herodotos,Tarih,Çev.Müntekim Ökmen,Türkiye İş Bankası Kültür Yay.,İstanbul,5.Basım 2008

4-) Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

5-) Malkin I.,Myth and Territory in The Spartan Mediterranean,Cambridge,1994

6-)Cartledge P.,Sparta and Lakonia:a regional history 1300-362 BC.,Routledge,1979

 

Older Entries Newer Entries

%d bloggers like this: