Girit Notları : Phaistos, Knossos, Kazancakis

‘ Δεν ελπίζω τίποτα. Δε φοβούμαι τίποτα. Είμαι λέφτερος…’

‘ Hiçbir şey ummuyorum. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Özgürüm….’

Nikos Kazancakis

Girit… Bir ada, ama bir adadan fazlası. Yunanistan’a ait, ama Yunanistan’dan fazlası. İnsanı ise bir insandan çok çok fazlası. Yıllardır merak ediyordum, Akdeniz’in bu aykırı çocuğunu. Aykırı diyorum çünkü adeta kendini ayırmış ve Akdeniz’in ortasında ne Türkiye’ye, ne Yunanistan’a ne de Mısır’a yakın tutmuş kendini. Ben sizden farklıyım demiş çevresine, ‘ sizden etkileneceğim fakat sizi de çok etkileyeceğim’ demiş yıllarca sanki. Avrupa’nın ilk ve en önemli uygarlıklarından birine, Minos Uygarlığı’na, ev sahipliği yapmış,  Sir Arthur Evans’ı Knossos Sarayı ile şaşırtmış, 1908 yılında bulunan Phaistos Diski ile gizemini korumuş. Theseus, Minotaur, Daedalos ve Ikaros ile Yunan Mitolojisi’ne zenginlik katmış. Usta yazar Nikos Kazancakis ile milyonları etkilemiş. Roma İmparatorluğu, Doğu Roma İmparatorluğu, Abbasiler, Venedikliler ve Osmanlı’nın en önemli topraklarından biri olmuş. İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından işgal edilmiş. Kısacası tarihin her dönemini yaşamış ve her dönem dünyaya birşeyler katmış.

crete_map
Girit – Crete

1993 yılında, babamın bir akşam eve gelirken yanında getirdiği bir kitapla başladı aslında Girit’e olan ilgim. Kitabın üzerinde tek başına dans eden bir adam, kravatını açmış, sağ eline ceketini almış fırlatacakmış gibi tutuyor. Tabii o zaman okumam olduğu halde bazı  kitapların sadece kapaklarına bakıyorum. Kafamın içinde adamın dansettiği müzik çalıyor… Daha sonra bu dans eden adamın Zorba olduğunu ve kitabın onu anlattığını öğrendim.  Kafam karışıyordu baktıkça, Zorba dans ediyor… İyi de Zorba kötülük yapan kişi demek değil miydi? 9 yaşımın verdiği bir saflık olsa gerek, kötülerin dans edemeyeceğini mi düşünüyordum, artık neyse… Aradan yıllar geçti ve bu kitabı hiçbir baskı altında kalmadan, kütüphanemizden alıp okudum. Zorba’nın aslında Yunanca ‘ Her günü Yaşa‘  anlamına geldiği öğrendim, tıpkı Alexis Zorba’nın yaptığı gibi…Bu kitabın ardından, Kazancakis artık benim için en büyük yazar ve  Girit benim için en görülmesi gereken yer olmuştu. Mitoloji’ye olan ilgimin de katlanmasıyla Girit’e gitmediğim her gün benim için bir geç kalmışlığa dönüşmüştü.

Ve nihayet 2016 Temmuz ayında Girit ziyaretimizi gerçekleştirebildik. Şanslıydık, çünkü bizi en son 5 yaşımda gördüğüm ve elimde sadece tek bir fotoğrafımızın olduğu Maria teyzem ağırlayacaktı, hiç görmediğimiz akrabalarımızla tanışacaktık…

Girit çok büyük bir ada ve tek bir ziyarette  tüm önemli yerlerin gezilmesi neredeyse imkansız. Dolayısıyla biz de adanın merkezine ve doğu tarafına yoğunlaştık. Knossos Sarayı’nı, Arkeoloji Müzesi’ni, Heraklion’u, Malia ve Agios Nikolaos’u gezilecekler listemize ekledik.

Heraklion Arkeoloji Müzesi : Minotaur, Yılanlı Tanrıça ve Phaistos Diski

Girit, Mitoloji ve Arkeoloji deyince şüphesiz akla birçok şey gelir : Minotaur, Theseus, Daedalos, Ikaros, Phaistos Diski, Yılanlı Tanrıça, Knossos, Labirent…Durum böyle olunca Heraklion Arkeoloji Müzesi’nde tam birgün geçirdik.

Minotaur heykellerinden Yılanlı Tanrıça heykellerine, Phaistos Diski’nden Knossos Sarayı duvar çizimlerine, farklı mezar yapılarından kılıçlara kadar birçok eseri inceleme fırsatımız oldu. Bunların yanısıra Girit’in birçok  antik kentinden çıkarılmış eserleri de gördük.

Minotaur :

Minos Uygarlığı döneminde Boğa, çizimlerde, seramik sanatında,  heykelcilikte o kadar  çok yer bulmaktadır ki artık Minos’un bir simgesi haline gelmiştir. Tıpkı eski Anadolu halklarında olduğu gibi, burada da verimlilik, doğurganlıkla ilişkili olduğu düşünülmektedir. ‘Minotaur’ kelimesini incelediğimizde, ‘taurus’ kelimesinin boğa anlamına geldiğini gözönünde bulundurarak, ismin ‘Minos’un Boğası’ anlamına geldiği görülecektir.

Minotaur - Crete
Head of Minotaur – Crete

Yunan Mitolojisi’ne göre, Girit Kralı Minos hüküm hakkının kendinde olduğunu kardeşlerine göstermek için Poseidon’dan bir mucize olarak  kendisine beyaz bir boğa göndermesini istemiş. Poseidon, beyaz boğayı kendisine kurban edilmesi şartıyla göndermiş fakat Minos beyaz boğayı öldürmeye kıyamamış ve yerine başka bir boğa kurban etmiştir. Bu duruma sinirlenen Poseidon, Aphrodite ile işbirliği yapıp Minos’un karısı Pasiphae’yi boğaya aşık etmiş, ve bu aşkın meyvası olarak Minotaur doğmuştur. Minotaur, Yunan Mitolojisi’nde adı geçen mucit Daedalos tarafından inşaa edilmiş bir labirente kapatılmıştır. Daedalos, ismine aşina olduğumuz Ikaros’un babasıdır, hani şu balmumu ile yapıştırılmış kanatlarıyla güneşe doğru uçmaya çalışan Ikaros’un…

Bull-Leaping from Knossos
Bull-Leaping from Knossos

Tabii Minotaur günümüze daha çok, boğa başlı insan vücutlu bir yaratık olarak ulaşmıştır.  Çocukken ben de bir masal gibi okurdum, Theseus’un Girit’e gelip, labirentte Minotaur’u öldürmesini, ardından Atina’ya dönerken beyaz yelkenler yerine siyah yelkenleri gererek babası Aegeos”un ölümüne sebep olmasını… Verilen politik mesajı görmezdim o dönem. Sonradan anlamıştım ki, aslında Theseus’un bu serüveni Minos Uygarlığı’nın yıkılıp Girit’in Atina’ya bağlanmasını anlatırmış.

Knossos’ta bulunan ‘boğa üstünden atlayan adam’ çizimleri, Minos döneminde bunun bir spor, bir gösteri olarak gerçekleştirildiğine de kanıt oluşturmaktadır.

Continue reading “Girit Notları : Phaistos, Knossos, Kazancakis”

Theia Euryphaessa Üzerine Bir İnceleme

‘…Sonra sarmaşıp kucaklaşıp Uranos’la, Doğurdu derin anaforlu Okeanus’u ve Koios’u, Hyperion’u, Iapetos’u, Theia, Rheia, Themis ve Mnemosyne’yi…’

Hesiodos, Theogonia, 133

‘…Theia koca Güneş’i doğurdu, Sonra parlak Ay’ı ve Şafak tanrıçayı,  yerdeki insanlar, gökteki tanrılar için parlayan. Theia Hyperion’la birleşip doğurdu onları…’

Hesiodos, Theogonia, 372

Anlatırken Tanrılar’ın Doğuşu’nu Hesiodos, böyle yer vermişti Theia’ya. Uranos ile Ge’nin kızı Theia Euryphaessa. Bir Titan’dı o da, Tanrılardan evvel var olan.

Θεία Εὐρυφάεσσα, εὐρύς (eurys): kök ve kaynak, φάος (phaos): ışık

Θεία, Theia…Bunun anlamı için yazının devamını okumalısınız.

Güneş’in, Ay’ın, Şafak’ın annesi olarak, aydınlığın, parlaklığın kaynağı oldu Theia.

Theia, Helios - Pergamon Altar
              Pergamon Altar – Helios & Rheia

Continue reading “Theia Euryphaessa Üzerine Bir İnceleme”

Chios : Bir Yunan Adası’ndan Fazlası..

‘…Bu çatışmalar süresince Miletoslular, Ionialılar’dan Khios dışında bir yardım görmemişlerdir. Khios, Miletoslular’ı tutmakla buna benzer bir hizmetin karşılığını ödemiş oluyordu.’ 

Tarih, Herodotos ( İ.Ö.484-İ.Ö.430-420 )

‘…Athena’nın oturur durumda pek çok tahtadan yapılmış heykeli vardır.Örneğin Phokaia, Massalia, Roma, Khios ve diğer bir çok yerde olduğu gibi.’

Geographika, Strabon ( İ.Ö.64 – İ.S.24 )

Chios, Khios, Xios, ya da bizim bildiğimiz adıyla Sakız Adası… Herodotos, günümüzden yaklaşık 2500 yıl evvel bahsetmiş, Coğrafyacı Strabon ise 2000 yıl evvel. Her ne kadar küçük bir ada gibi gözükse de adı dikkat çekici kaynaklarda geçecek kadar önemli.

Chios Map
Chios Map

Geçtiğimiz günlerde öğrendim ki babamın dedesinin dedesi Chios’tan göç etmiş İstanbul’a. Vaftiz annem zaten oradan. Anlayacağınız bağlarım var Chios ile tıpkı Imbros’la olduğu gibi. Durum böyle olunca Çeşme’ye tatile gitmişken gidip görmek istedim. Günübirlik bir ziyaretin yetmeyeceğini biliyordum, fakat gene de önemli yerlerini gezebildim.

Continue reading “Chios : Bir Yunan Adası’ndan Fazlası..”

Antik Yunan Tarihi Kronolojisi

Açıkçası uzun zamandır, hem kendime hem ilgililere kaynak olması açısından bir Antik Yunan Tarihi Kronolojisi oluşturmak istiyordum. Özellikle Coursera desteğiyle Wesleyan Üniversitesi’nden online olarak aldığım ‘The Ancient Greeks’ eğitiminden sonra bu isteğim pekişti. Fakat, bunu bir liste olarak mı yoksa düz yazı şeklinde mi yayımlasam diye düşünüyordum. Ardından www.ancient-greece.org adresindeki ‘Greece Timeline’ bölümünü Türkçeleştirip, bunu düzyazıya dökerek paylaşmaya karar verdim.

Antik Yunan Tarihi, çağlardan beri her medeniyetten insanın ilgisini çekmiş, birçok Avrupa ulusunu etkileyip, örnek olmuştur. Günümüzde, hala bu medeniyet üzerine kitaplar yazılmakta, filmler çekilmektedir. ‘300’ isimli film, Kral Leonidas’ı iyice tanıtmış ve bu medeniyete olan ilgiyi arttırmıştır. Peki, Antik Yunan Medeniyeti nasıl başladı ve nasıl son buldu ? Bu kronoloji çalışmasında sizlere sırayla, olaylarda fazla detaya girmeden Antik Yunan Medeniyeti’ni anlatmaya çalışacağım.

M.Ö. 8000 – M.Ö. 1300 : Mezolitik Çağ’dan Truva Savaşı’na

Continue reading “Antik Yunan Tarihi Kronolojisi”

Topal Tanrı’ya Tapınak : Hephaisteion

…Topal olduğu kesindi. Ama çirkin olduğu için mi, yoksa babasına karşı annesine savunduğu için mi … Bilemiyoruz.

Tanrı kavramı çağlar geçtikçe mükemmelliğe doğru erişirken, Olympos’un 12 Tanrısı arasında öyle biri vardı ki, hem çirkin hem topal : Hephaistos ( Hφαιστος ). Fakat bu iki özelliğine rağmen, 12ler arasında en sevilenlerden biri diyebiliriz kendisine. Ateşin, demirciliğin, taş işçiliğinin, heykelciliğin tanrısı… Her önemli mitolojik olayda karşınıza illa ki bir kere çıkar Hephaistos. Achilles’in zırhını o yapmıştır, Hermes’in başlığını, Medusa’nın kesik başını ünlü zırh Aegis’e o işlemiştir, Olympos’taki tüm tahtları o yapmıştır.

Hephaistos
                       Hephaistos

Continue reading “Topal Tanrı’ya Tapınak : Hephaisteion”

Nice, Cannes ve Monaco’da bir 2mi3

8 Eylül 2013 tarihinde evlenerek hayatımda yepyeni bir dönem başlattım. Eh malum yaşım nerdeyse 30, üniversite, askerlik, iş derken evliliğin kapıları da yavaş yavaş açılmaya başlamıştı.

Doğal olarak, evliliği takiben gerçekleştirilen, İngilizce ‘Honeymoon’, birebir Türkçe çevirisiyle ‘Balayı‘ denilen periyoda girmiş bulunduk. Sırt çantalı, bol yürüyüşlü, antik kentli, müzeli gezileri seven bir çift olarak, seyahatimizin adının ‘Balayı’ olması bizi engellemedi tabii ki 🙂

Düğünden önce hazırlığı yapılan bir gezi olan ‘Balayı’ için birçok yer düşünmüştük fakat en son Nice, Cannes ve Monaco olarak bir Güney Fransa turu gerçekleştirmek istedik. Tur şirketlerinin sıkıcı gezi programları, 50 kişiyi bir otobüse bindirip, inin fotoğraf çekin hadi binin, inin yemek yiyin 20 dk mola gibi dumur edici durumlarından ötürü, hiç birine bağlı kalmaksızın biletlerimizi skyscanner.com’dan, otelimizi booking.com’dan ayarlayarak 10 Eylül 2013’ü beklemeye başladık.

Güney Fransa, Antik Roma ve Yunan Kültürü & Tarihi açısından pek uygun bir yer değil öncelikle. Biraz eşelemek lazım tarih kitaplarını ve gezi haritalarını. Eşeledikçe aslında tarihi açıdan köklü bir yer olduğu ortaya çıkıyor fakat kalıntılar açısından pek iştah kabartmıyor. Fakat mükemmel bir Avrupa Şehri deneyimi yaşıyorsunuz buraları gezmekle. Bloğuma, Antik Yunan ve Roma ile ilgili birşeyler okumak için girenler hemen burada terketmesin lütfen çünkü yazımın ilerleyen kısımlarında Cimiez antik kentini, Sainte Marguarite adasından bahsedeceğim 🙂

Nice : Cimiez, Matisse

Güney Fransa’nın en gözde mekanı, Promenade Des Anglais ile birlikte upuzun bir sahile sahip tam bir keyif mekanı diyebilirim Nice için. Şehir yaşam ve keyif için kurulmuş adeta.  Böyle bir denize ve doğaya sahip olup da ucundan kıyısından Yunanlar’la bir bağı olmaz mı derken, Nice’in İ.Ö. 350 yılında Yunanlılar tarafından, bölgedeki Liguryalılar’a karşı kazanılmış bir zafer sonrası kurulduğu ve şehire Zafer Tanrıçası Nikaia ( Nike ) ‘ ın adı verildiği teorisini öğreniyoruz.

Continue reading “Nice, Cannes ve Monaco’da bir 2mi3”

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Kartal ve Güvercin

‘….Toplamış gözlerini Saturnia kaplamış sevdiği bir kuşun tüylerini yıldız yıldız ışıyan kuyruğunu….’

Ovidius, Dönüşümler I.722

Kuşlar…Günümüzde pencerelerimizin önüne konan , arabamızın üstüne pisleyen ,vapurdan simit atıp izlediğimiz kanatlı canlılar. Belki birkaç cinsi bize hala birşeyler ifade ediyordur ( bknz. Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga ) fakat diğer birçok kuş türü sadece uçup gidiyor gözümüzün önünden. Öte yandan bir dönem Tanrılar’ın zafer işareti olan Kartal sadece bir belgesel kuşu bizim için . Hera’nın simgesi , Argos’un gözlerini kuyruğunda taşıyan Tavus Kuşu’nu görmeye de pek alışık değiliz .

Daha evvel araştırmaya başladığım kuşların Yunan Mitolojisi’ndeki rolüne , Kartal ve Güvercin ile devam edeceğim .

 Yunan Mitolojisi’nde Kartal :

Aetos Dios theoi 2mi3

Aetos Dios ya da Aetos Dias …En anlaşılır haliyle Zeus’un Kartalı . Sadece Yunan Mitolojisi’nde değil Yunan Tarihi’nde sık sık karşılaşırız kartallarla . Özellikle savaş sahnelerinde . Gökte bir kartal gözükür ve işte o an Zeus’un işareti anlamına gelir bu kuş . Gittiği yöne , konduğu yere göre kehanetler düzenlenir hemen . Ama netice kesindir , zafer . Peki Zeus neden Kartal ile özdeşleşmiştir ? Sebebi aslında açık , kartal da tıpkı Zeus gibi göklerin hakimidir .

Continue reading “Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Kartal ve Güvercin”

Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga

‘Hellenler’in bir deniz zaferi umuduna kapılmalarını sağlayan en önemli sebep ilahi bir işaretti.Bir kartal İskender’in gemisinin kıç güvertesine konmuştu.’

Arrianos , Alexandrou Anabasis Bl.18

İnsanoğlu geçmişte inandığı Tanrılar’ın büyük bir kısmını göklerde aramıştır . Kimi zaman Onlar’ı bir dağın bulutlarla gizlenmiş tepesine oturtmuş , kimi zaman göğün birçok kattan oluştuğunu düşünerek en üst kata yerleştirmişlerdir . Göklerde aradıkları Tanrılar’ına , gene göklere yükselen kuşlarla ulaşmaya çalışmış olacaklar ki , Yunan Mitolojisi’nde ve Tarihi’nde birçok simgesel kuşlardan bahsedilmektedir. Baykuş , Kartal , Şahin , Güvercin…  Hepsi neredeyse birçok Tanrı ile ayrı ayrı özdeşleşmiş ve sonrasında başka kültürleri de etkilemiştir.

Yunan Mitolojisi’nde kuşlarla özdeşleşen Tanrılar hakkında bilgiler Homeros ve Hesiodos’un eserlerinde verilmeye başlamış , Ovidius’un Dönüşümleri’nde detaylandırılmıştır . Ayrıca Arrianos , Ksenophon gibi Antik Yunan Çağ yazarları ilahi semboller olarak kuşlardan bahsetmişlerdir .

Yunan Mitolojisi’nde Baykuş :

owleye athena 2mi3

Baykuşlar , her ne kadar Yunanistan’da bilgelik anlamı taşısa da birçok yerde uğursuzluk ve ölüm getiren anlamı da taşımaktadır . Bir dönem cadılarla birlikte de bu hayvanın adı anılmıştır . Peki Yunan Mitolojisi’ne nasıl girmiştir baykuş ?

Continue reading “Yunan Mitolojisi’nde Kuşlar : Baykuş ve Karga”

Kitap Aralarından Yanıbaşlarına

12 yaşındaydım…Elimde ilk Yunan Mitoloji kitabım , üstelik Yunanistan’dan alınmış…Kitabın içerisinde birçok fotoğraf beni benden almıştı . Yıllar geçti ,yıllarla birlikte de birçok kitap…Gene içlerinde fotoğraflar . Bu sefer daha dikkatliydim , fotoğraf indeksini gözden geçirmemezlik yapmıyordum . Teker teker not ettim hangi eserin nerede sergilendiğini…

İlk Poseidon heykeli’nin fotoğrafı etkilemişti beni ,belki de Zeus’a aitti hala belli değil . Sonra Agamemnon’un Maskesi , Tanrıça Athena heykeli , Delphoi’deki arabacı ….Hepsi etkiliyordu ,hepsini görmek istiyordum…

2011 Nisan ayında Atina’da kuzenimin bana ‘Nereleri görmek istersin ? ‘ diye sorması üzerine oturup bir liste çıkardık..Bu liste içerisinde utandığımdan yazamadığım ama kuzenim tarafından eklenen Delphoi’de yer alıyordu .

Kitap aralarından yanıbaşlarına doğru ilk yolculuğumuz Atina’da  Arkeoloji Müzesi’nde başladı…Bu müzeyi baştan aşağı detaylı bir şekilde gezebilmek için 2 tam gün gerekir . Dolayısıyla hangi eser nerededir diye bir plan yaptık . Müze girişlerinden çok  kalem pillere para vermişimdir herhalde , şarjör gibi çantamda tutuyordum onları . Müze’nin sol koridorundan başladık yürümeye…

1-) Poseidon ( Belki de Zeus )  Heykeli : Bu heykeli ilk Haitalis Yayınevi’nden çıkmış olan ‘Greek Mythology and Religion ‘ başlıklı kitapta görmüştüm . Tek bir sayfada sadece baş kısmı gösteriliyordu . Etkilenmiştim , hala bu portreyi dövme yaptırmak isterim .

Poseidon 2mi3 Athens Archaeology

Erken Klasik Dönemi’n en önemli bronz heykelleri arasında gösterilen bu eser Artemission Burnu’nda bulunmuştur . Yapılış tarihi M.Ö.460 olarak belirtilmektedir…Heykelin sol kolu ileri doğru olup sağ kolu birşey fırlatmaya hazır şekilde yukarıdadır . Tabii sağ elinde tuttuğu cismin bulunamaması , bu cismin yıldırım veya trident (üç uçlu mızrak ) olduğunu düşündürmektedir . Heykelin hangi Tanrı’ya ait olduğunu da bu cisim belirleyecektir . Eğer yıldırım tutuyorsa Tanrı Zeus’a ait olacaktır .

Poseidon Dimitri Daravanoglu 2mi3

Bu heykel kendinden önceki dönemlerin aksine bir hareket halindedir ve anatomi çok iyi işlenmiştir . ‘Severe Style’ denilen stilin en iyi örneklerindendir . Heykeltraşlar , M.Ö.490 yılından ( Marathon Savaşı ) sonra bu stile yönlenmişlerdir ve Arkaik Stil’e son vermişlerdir.

Umarım bir gün heykelin elinde tuttuğu cisim bulunur ve bu önemli eser tam bir kimlik kazanır .

2- ) Aphrodite ve Pan Heykeli : Gene ‘Greek Mythology and Religion ‘ kitabından görüp etkilendiğim bir başka eser . Ergenliğe yeni yeni girdiğim bir dönemde Aphrodite ile tanışmam , kadın vücut hatları konusunda da kafamda bir kriter oluşturmuştu ( Aman müstehcen bulunmayalım ) …:)

Aphrodite Pan 2mi3 Athens

Bu heykel grubu M.Ö.100 yılına tarihlenmiştir ve Delos Adası’nda bulunmuştur . Görüldüğü gibi yarı keçi yarı insan Pan burada Tanrıça Aphrodite’e yaklaşmaya çalışmakta olup , Tanrıça kendisini sağ elinde tuttuğu sandalet ile korumaya çalışmaktadır . Ayrıca Tanrıça’nın sol omzunda duran Eros onu Pan’dan uzaklaştırmaya çalışmaktadır .

Annelerimizden de bildiğimiz üzere , kadınların -özellikle çocuklarını- terlikle tehdit etmesi eski bir gelenek olsa gerek 🙂

3- ) Antikythera Mekanizması : Antikythera Mekanizması , ilerleyen yaşlarımda ve artık Yunan Mitolojisi’nin yanı sıra Antik Yunan Tarihi ile de ilgilendiğim dönemde karşıma çıkan bir tarihi eser .  Bu mekanizmanın ilk fotoğraflarını E.Von Daniken’in ‘Tanrıların Arabaları’ isimli eserinde görmüştüm .

Antikythera Mechanism Dimitri

Sırrı hala çözülememiş olan bu mekanizma M.Ö.1. yüzyıla tarihlenmekle birlikte Antikythera gemi enkazında bulunmuştur . Bir astroloji hesap mekanizması olduğu düşünülmektedir . Ayın hareketlerine göre bir takvim oluşturduğu düşünülen özellikleri arasındadır . Bugün hala bu mekanizma üzerine araştırmalar sürmektedir . Aşağıdaki fotoğrafta da görebileceğiniz üzere , nasıl bir mekanizma olduğuna dair bir kopyası yapılmıştır  .

Antikythera Mechanism 2mi3 reproduction Athens

Arkeolog arkadaşlarımızın pek sevmediği Erich von Daniken’in ‘Tanrıların Arabaları’ isimli eserinde ufakta olsa bu mekanizmadan bahsedilmiştir . Antikythera Mekanizması sırrını korurken , bu eseri yapan mucidin kim olduğunu bilememek çok üzücü .

İlgilenenler için : http://www.antikythera-mechanism.gr/

4- ) Agamemnon’un Maskesi : Yunan Mitolojisi ile ilgilenip Agamemnon’u tanımamanın imkanı yoktur . Agamemnon’un maskesiyle gene 12 yaşımda , ‘Greek Mythology and Religion’ kitabında karşılaşmıştım . Herkes mitoloji için gerçek değil derken , ‘ İşte Agamemnon’un Maskesi daha nasıl bir kanıt istiyorsunuz ? ‘ dercesine suratlarına bakıyordum . 2011 Nisan ayında Atina’ya gideceğim netleşince , bu sefer kesin görmem gerekenler listesine aldım bu eseri .

Bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum , Troya Savaşı zaten son çekilen filmiyle herkesin aklına kazındı . Her ne kadar benim gözümde yanlış bilgilendirse de insanları … Agamemnon , Troia şehrine savaş açan Miken Kralı , Helen’i elinden kaybeden Menelaos’un ağabeyi .

Agamemnon 2mi3 a Athens

Agamemnon’un Maskesi altından yapılmış olup , 1876 yılında efsanevi arkeolog (?) Heinrich Schliemann tarafından Mycenae kazılarında bulunmuştur . Schliemann , bir mezar içerisinde bulunan bedenin üzerinde bulduğu maskeyi görünce Agamemnon’un mezarını bulduğunu düşünmüştür . Dolayısıyla bu maske Agamemnon’un Maskesi olarak adlandırılmıştır . Yalnız şöyle bir durum söz konusudur : Bu maske M.Ö. 1550 – 1500 yıllarına tarihlenmiştir. Truva Savaşı’nın M.Ö.1185 yılında gerçekleşmiş olabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla bu maske Agamemnon’un yaşadığı dönemden çok daha öncesine aittir .

Agamemnon Mask  2mi3 Dimitri

Yukarıdaki fotoğrafta Mycenae’de , mezar içerisinde bulunmuş diğer eserler görülmektedir . Beni Schliemann kadar heyecanlandıran ve bir kanıt olarak gördüğüm Agamemnon Maskesi ile ilgili gerçeği öğrenince üzülmüştüm . Fakat tarihin  her geçen gün ortaya çıkarılan buluntularla değiştiğini düşünürsek daha bir çok şeye üzülüp sevineceğimiz  yadsınamaz .

Koskoca Arkeoloji Müzesi’nden beni etkileyenler sadece bu dört eser değildi  . Daha birçok eser var tabii ki , söylemesi ayıp müzeyi baştan sona gezdik . Yalnız kitap aralarında fotoğraflarını görüp de mutlaka görmek istediğim eserlerden 4 tanesi buradaydı . Diğer eserler için Pire Limanı’na doğru gidiyoruz . Pireaus ( Pire ) özellikle M.Ö.517 yılında önem kazanmıştır . Bugün pek iyi durumda olmayan antik bir tiyatroya sahiptir . Fakat Pire Limanı’nın en önemli arkeolojik buluntuları bronz heykelleridir .

5- ) Bronz Apollon Heykeli : Apollon , Yunan Mitolojisi’nin en önemli tanrılarından biridir . Anadolu topraklarında da büyük geçmişi olan bir Tanrı’dır . Günümüzde Apollon adına birçok tapınak bulunmuştur ve bu tapınaklar kehanet merkezi olarak işlev kazanmıştır . Açıkçası Yunan Mitolojisi’nde en zor çözdüğüm Tanrı’dır . Pire’de bulunan bronz Apollon heykelini ilk defa , yukarıda diğer eserlerde de adı geçen kitapta görmüştüm . İlgimi çekmişti çünkü farklıydı . Kouros tarzında yapılmıştı .

Apollon 2mi3 Pireaus

Peki ne demektir bu Kouros ? İlerleyen bölümlerde Delphoi’deki Kouros heykellerini de göreceğiz fakat açıklamak isterim ki Kouros Yunanca’da genç erkek anlamına gelmektedir . Fakat Arkaik Dönem’de o kadar çok Kouros heykeli yapılmıştır ki bu tarza ismini vermiştir . Pire’de bulunan Apollon heykeli de Kouros stilindedir . Muhtemelen elinde birşey tutuyordur fakat bulunamamıştır . Yay olduğu düşünülmektedir . Bu bronz heykel M.Ö.530 yılına tarihlendirilmiştir .

6- ) Bronz Athena Heykeli : Daha evvel bir kere görüp , nerede gördüğümü unuttuğum ve bir daha asla izine rastlayamadığım bronz Athena heykeline Pire Arkeoloji Müzesi’nde denk geldim . O anki mutluluğum ve şaşkınlığım kelimelerle ifade edilemez . Muhtemelen bir kartpostal da görmüşümdür . Tabii artık internette de karşılaşmak mümkün bu eserle .

Athena Pireaus 2mi3 Bronze

Bronz Athena heykeli M.Ö.4.yüzyılın sonlarına tarihlendirilmiştir . Tanrıça bu heykelde Dor tarzı bir peplos giymiştir , başlığında kendisiyle simgeleşmiş baykuşlar görülmektedir . Heykelin göğsünde Medusa kafası gösterilmiştir .

Athena Bronze Pireaus 2mi3

Heykelin gözleri ve el uzatışı o kadar inandırıcıdır ki , insan sanki kendisinden birşey istendiğini düşünür .

Pire Arkeoloji Müzesi daha bir çok önemli eseri bulundurmaktadır . Athena ve Apollon’un yanısıra Artemis’e ait bronz heykel de mevcuttur .

Müze gezimize bir iki gün ara verdikten sonra , listeme benim yazmaya utandığım fakat kuzenimin eklediği Delphoi’ye doğru yola çıktık . Burası Atina’dan arabayla yaklaşık 2-3 saatlik bir yol . İsteyemezdim açıkçası . Fakat gitmeseydim de içimde kalırdı . Bir çok görmek istediğim eserin yanısıra , o atmosferi yaşamak istiyordum .

Kitap aralarından yanıbaşlarına doğru giderken önce hangisini görmek istediğimi sıralayamıyordum . Ben düşünürken Kouros’lar karşıladı beni Delphoi Arkeoloji Müzesi’nde.

7- ) Kouros , Kleobis and Biton Heykelleri : Yunan Tarihi’yle ilgilenmeye başlayınca karşıma çıkmıştı bu iki kardeş . Kleobis ve Biton ; annelerini Hera Tapınağı’na götürmek üzere bir taht üzerinde yaklaşık 8 km boyunca taşıyan bu iki kardeşe Tanrıça’dan tanrılara layık birer ödül istenir …Tanrıça Hera ikisini de tapınak içerisinde uykularında öldürür , bu verilmiş en güzel en huzurlu ölümdür… Herodotos ‘Historai’ isimli eserinde , birinci kitapta Kroisos’u anlatırken bahseder bu iki kardeşten . ‘ Argoslular onların heykellerini yaptırdılar , üstün ve yüce kişiler sayarak Delphoi’ye sundular ‘ (Herodotos Kitap 1 , Bölüm 31 )

Kleobis Biton 2mi3 Delphoi

Bu iki kardeşin heykelleri 1893-1894 yıllarında bölgede yapılan kazılarda bulunmuştur . Açıkçası Herodotos’un anlattığı ,Delphoi’ye bağışlanan heykeller bunlar mıdır , bilemiyoruz . Henüz ortada tam bir kanıt yoktur .

Kouros 2mi3 first discovery

Yukarıdaki fotoğrafta bu heykellerin ilk bulunuşları görülmektedir . Nasıl bir heyecan kimbilir ? Umarım bir gün yaşayabilirim .

8- ) Naxosluların Sphinx Heykeli : Kadın suratlı , aslan vücutlu , kuş gibi bir göğsü ve kanatları olan varlık Sphinx …Oedipus Trajedisi’nde karşımıza çıkar bu yaratık . Bir kolon üstüne oturmuş gelen geçene şu soruyu sorar : Önce 4 bacaklı ,sonra 2 bacaklı ve en sonunda 3 bacaklı olan yaratık hangisidir ?

Yanlış cevap verenleri öldürür , soruyu sadece Oedipus doğru yanıtlar . Cevabı insandır bu bilmecenin . İnsan doğunca emekler , gençlik yıllarında iki ayağı üzerinde durabilmektedir . Yaşlanınca ise bir bastona ihtiyaç duyar .

Sphinx heykelini birçok yerde görmek mümkündür . Ama Delphoi’dekinin yeri bir başkadır . Bu heykel döneminde  yaklaşık 12 metre uzunluğunda ION başlıklı bir sütun üstünde oturmaktadır.

Sphinx Delphoi 2mi3

Naxosluların Sphinx heykeli M.Ö.560 yılına tarihlendirilmiştir . Delphoi’ye yapılan bağışlardan biridir . Delphoi Kehanet Merkezi , Antik Yunan Tarihi’nde büyük bir öneme sahiptir . Burası Tanrı Apollon’un yaşamış olduğu , yılan Python’u yendiği yerdir . Delphoi , bütün Yunan şehir devletlerinin hazinesini bağışlayıp sakladığı ,  savaşlardan muaf tutulan kutsal bir merkezdir .

9- ) Delphoi Arabacı Heykeli , Charioteer of Delphoi : Sadece Delphoi değil Yunanistan dediğimizde akla gelen eserlerden biri Arabacı heykeli . Bu heykel ile ilk hangi kitapta karşılaştım bilmiyorum , bugün hangi Yunan Sanat kitabına , hangi Yunanistan rehber kitabına el atsanız mutlaka karşılaşacağınız bir eserdir . Tıpkı ilk sırada Poseidon heykelinden bahsettiğimiz gibi ‘Severe Stili’nin en mükemmel örneklerinden biridir .Pythian oyunları sırasında  araba yarışlarında birinci gelmiş arabacının kendisini ve atlarını tanıttığı bir bronz heykel grubunun parçasıdır .

Charioteer 2mi3 Delphoi

Delphoi’e bulunan arabacı heykeli M.Ö.470 yılına tarihlendirilmiştir. Heykelin boyu yaklaşık 1.80 m’dir .

Charioteer 2mi3 Delphoi Head

Delphoi gibi bir antik kentin müzesinden 3 tane eserle söz etmek tabii ki çok yetersiz . Delphoi ziyaretimle ilgili detaylı bir yazı üzerinde çalışmaktayım . Neyse , Delphoi’den sonra Atina’ya döndüğümüzde birkaç gün tek başıma gezdim . ‘Cycladic Art Museum’ u , Kiklad eserlerini sergileyen ve Yunanistan’ın en önemli müzelerinden biri sayılan mekanı gezmek istiyordum . 2011 Mayıs ayı içerisinde İstanbul’da Sabancı Müzesi’nde de buradan eserler sergilenecektir .

10- ) Kiklad Adaları’ndan Kadın Heykeli : Gerçeği söylemek gerekirse Kikladlar ile geç tanıştım . Görüyordum kitaplarda , kartpostallarda ama ilgimi çekmiyordu . Heyecan uyandırmıyordu ben de . Taa ki eserlerin M.Ö.2800-2300 yılları arasında yapıldığını öğrenene kadar .

Kiklad Adaları’nda Erken Tunç Çağı’nda yaşamış halkın gizemi hala çözülememiştir . Yapılan kazılarda kadın tanrıça heykelleri bulunmuştur . Kikladlar’ın göç döneminde Anadolu’dan geldikleri de düşünülmektedir .

Cycladic Art 2mi3 Athens

Fotoğrafta görmüş olduğunuz heykel alışık olunan Kiklad heykellerinin aksine 1.40 m uzunluğundadır . M.Ö.2800-2300 arasına tarihlendirilmiştir . Bu heykelin bir büyüğü 1.49 m olup Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir . Kiklad heykelleri genelde daha küçük boylardadır . Fakat bu heykellerin muntazamlığı , o dönemde nasıl bir teknoloji ile yapıldıklarını sorgulamak ,  ister istemez Daniken’in sorularını oluşturuyor kafamda .

2011 Nisan ayında Atina’ya yaptığım gezi sonrası , kitap aralarında görüp de yanıbaşlarına kadar gidebildiğim eserlerden birkaç tanesini sıraladım sizlere . Sadece 10 tane esere mi ulaşabildim , tabii ki hayır …Antik Yunan ve Roma Kültürü satırlara kolay kolay sığdırılabilecek , sular seller gibi ezbere bilinebilecek bir kültür değil . Geniş ve kapsamlı araştırma gerektiren ve ilgilenenlerinin devamlı tekrar etmesi gereken bir kültür .

Bütün tarih ve arkeoloji sevenlerin kitap aralarından eserlerin yanıbaşlarına gidebilmeleri dileğiyle …..

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça :

1- )  Mavromataki M. , Greek Mythology and Religion , English Edition , HAİTALİS , Athens 1997

2- ) Herodotos , Tarih , Çev.Müntekim Ökmen ,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları , İstanbul 5.Basım  2008

3- )  Kokoris D. , Delphi The Archaelogical Site and Museum , English Edition , HAİTALİS , Athens 2008 

4- ) http://www.namuseum.gr/index-en.html

2mi3’nin Epidauros Notları

‘….Hayır Sokrates , Epidauros’tan , Asklepios şenliğinden geliyorum…

Böyle cevap veriyor İon  nereden geldiğini soran Sokrates’e , Platon’un kaleme aldığı yaklaşık M.Ö.390 yılında geçen diyalogda …

Epidauros…Peloponnes Yarımadası’nda bulunan , Antik Yunan’ın en önemli hastane-tapınak şifa merkezi . Adında şifa ve hastane geçer de Tanrı Asklepios’tan ayrı düşünülebilir mi hiç ? Tabii ki hayır…Zaten Asklepios’un burada doğduğuna inanılır , O’nun adından dolayı tapınak-hastaneye Asklepion adı verilir .

Bahsi geçmişken Asklepios kimdir ? Asklepios ,12 Olympos Tanrısı içerisinde yer almasa da Yunan Mitolojisi’nde önemli bir yere sahiptir . Doğumu üzerine farklı tradisyonlar olmasına rağmen  Apollon ile Tesalya Kralı Phlegyas’ın kızı Koronis’ten dünyaya geldiği bütün anlatılanlarda ortaktır . Koronis’in Asklepios’u Epidauros’taki Myrtion dağında doğurduğu rivayet edilir . Tabii Asklepios’un tıp üzerine gitmesinde en büyük rolü Kentauros Kheiron oynar . Çünkü Koronis’in Apollon’u aldatması üzerine Apollon Koronis’i öldürür ve Asklepios’u alarak büyütmek üzere Kheiron’a teslim eder . Asklepios ,Kheiron’dan öğrendikleri üzerine giderek tıp alanında gelişir hatta ölüleri diriltmeye başlar . Bu mucizelerinde  Athena’dan aldığı Medusa’nın kanı önemli bir rol oynar . Fakat ölüleri diriltmesi Zeus’un dikkatini çeker ve dünyanın dengesini bozduğu gerekçesiyle Asklepios’u yıldırımıyla çarparak öldürür ,  sonra da Yılancı Takım Yıldızı olarak gökyüzündeki yerini verir . Asklepios Anadolu topraklarında Lokman Hekim ile de özdeşleştirilir ve efsanesi Şahmeran’a kadar uzar . Asklepios and 2mi3 -Asklepios ve 2mi3 ,Epidauros Müzesi

Epidauros’un bir şifa merkezi olması Asklepios’tan öncesine dayanır . Yapılan araştırmalara göre 12 Tanrı inancının Antik Yunan üzerinde etkili olmasından  evvel Epidauros gene bir şifa , gene bir kült merkezidir . İ.Ö.16 y.y.’da Erken Miken Dönemi’nde burada Maleatas adına bir kült oluşmuştur . Maleatas şifa verdiğine inanılan özel bir insandır ve adına Kynortion dağında bir ibadet yeri yapılır . Zamanla 12 Tanrı inancı yerleşmeye başlayınca bu kült Apollon ile yer değişir . Fakat Maleatas ismi Apollon ile birlikte anılarak Apollon Maleatas olarak yerleşir . Daha sonra bu kült yerini Asklepios’a bırakır. Asklepion Epidauros 2mi3

Asklepion Kalıntıları , Epidauros

Epidauros’un bir şifa merkezi olarak etkin olduğu dönemde buraya gelenlerin uyması gereken birtakım kurallar vardır . Öncelikle gelenler buranın kutsal bir alan olduğunu unutmamalı ,kendilerini Tanrı Asklepios’a adamalı , temiz olmalıdır . Hatta tapınak alanı içerisinde bir kadının doğurması veya birinin ölmesi de yasaklanmıştır . Bu durumdaki kişiler alanın dışarısına çıkarılmıştır.

Asklepion’a girecek olanlar ,Kutsal Yol’dan geçerler ve Kutsal Çeşme’de temizlenerek arınırlar . Apollon ve Asklepios’a adanılan adaktan sonra içeri girebilirler . Şifa bulmak isteyenler alanda bulunan ‘Abato’ isimli kısımda bir gece uyurlar . Sonuç olarak Asklepios rüyalarına girerek onları iyileştirir veya iyileşmelerinin yolunu gösterir.

epidauros-map

 Epidauros Planı

Yapılan kazılarda bulunan tabletlerin bir kısmında Epidauros’ta gerçekleşen mucizelerin kaydı yeralmaktadır . Bunların birkaçından bahsedelim .

‘Dilsiz bir çocuk babası tarafından iyileşmesi ,konuşabilmesi , için tapınağa getirilir . Sunulan adaklar ve ayinler sonrasında tapınak rahibi çocuğun babasına dönerek  ‘tedavi masraflarını bir yıl içerisinde ödemeye söz veriyor musun? ‘ diye sorar . Aniden çocuk ‘söz veriyorum’ diye cevap verir.’

İkinci bir mucize ise çocuğu olmayan , Nikoboule adında bir kadın üzerinedir . Bu kadın buraya gelir ve Abato’da uyuduğu sırada rüyasına yılanıyla birlikte Asklepios gelir . Yılan kadınla yatar . O yıl içerisinde kadın iki oğlan doğurur.

Bunlar gibi daha birçok mucizeler kayıt altına alınmıştır.

Paganizm her ne kadar Hristiyanlıkla birlikte Yunanistan’da yok olsa da Epidauros’taki Asklepios kültü birkaç yüzyıl daha devam etmiştir.

Epidauros kentindeki Asklepion’un yanı sıra mimar Polykleitos’un yaptığı Tiyatro’da büyük önem taşır . İ.Ö.4. yy’da yapılmış olan bu tiyatro günümüze kadar mükemmel bir şekilde korunarak ulaşmıştır . Hatta Epidauros şenliklerinde halen etkin olarak kullanılmaktadır .

Epidauros Theater 2mi3

Epidauros Tiyatrosu

Epidauros Tiyatrosu döneminin özelliklerini en iyi yansıtan mimarilerden biridir . Sahne’nin tam ortasında bulunan daire şeklindeki mermerin üzerinden söylenen tek fısıltı bile en üst sıralardan rahatça duyulabilmektedir . İlk başta 34 sıra olarak düzenlenen tiyatro , Roma Dönemi’nde 21 sıra daha eklenerek genişletilmiştir . Tiyatro’nun planını aşağıdaki çizimde inceleyebilirsiniz .

Epidauros_Plan

Epidauros’un ismi  birçok önemli kitapta geçmektedir…Şansıma orayı ziyaret ettiğim sırada Plutarkhos’un ‘Yaşamlar XXI , Lysandros-Sulla ‘ eserini okuyordum …

Şöyle diyor Plutarkhos Sulla için : ‘Bundan başka , savaş için çok paraya gereksinimi olduğundan Yunanistan’ın dokunulması günah olan yerlerine bile el uzattı ,kimi zaman Epidauros’tan ,kimi zaman Olympia’dan en değerli ,en güzel kutsal armağanları getirtti….’

Platon’un , Plutarkhos’un , Pausanias’ın eserlerinde adını geçirdiği Epidauros üzerine ben de bir iki kelime söyleyebildiysem ne mutlu bana ….

( Nisan 2011 Yunanistan Gezisi Notlarımdan… )

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Dimitri Daravanoğlu

 Kaynakça :

1-) Platon , Ion Şiir Üzerine , Çev.Nihal Petek Boyacı , Kabalcı Kitabevi , İstanbul , Nisan 2011

2-) Charitonidou Angeliki , Epidaurus , Clio Editions

3-) Grimal P. , Mitoloji Sözlüğü , Çev.Sevgi Tamgüç , Sosyal Yayınlar , İstanbul ,1997

4-) Plutarkhos , Yaşamlar XXI , Çev.Ayşe Sarıgöllü -Nilüfer Gürsoy , Cumhuriyet Yayınları , 1999

5-) http://www.greatbuildings.com/buildings/Theater_at_Epidauros.html

6-) http://en.wikipedia.org/wiki/Epidaurus